Klasik müzik tabu mudur?

Çarşamba akşamı Aya İrini'ye, çok hoş bir konsere gittik. 30. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali kapsamındaki I Solisti Veneti'ye.

Çarşamba akşamı Aya İrini'ye, çok hoş bir konsere gittik. 30. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali kapsamındaki I Solisti Veneti'ye.
E.A. ile yaşıt olan topluluk (taze kırklarında) İtalya'nın Padua'sında şef Claudio Scimone tarafından kurulmuş. Şef deyince aklıma geldi; Sezen Aksu, orkestrasının şefliğini yapan Ozan Doğulu'ya
'şeftali' diyor. Doğulu fiziksel özellikleri itibarıyla kısaca bir 'erkek güzeli'. Bizim şef Scimone ise epey yaşını başını almış. Ama nasıl zarif, nasıl tatlı, nasıl sempatik. O da en olgunundan bir şeftali. Hatta lokum. Bach'ın klavsen konçertosunda şıkır şıkırdı. Topluluğu yönetirken, en başta çıkan sarışın kemancı kızımız Chiara'nın nevrotik görüntüsünün tersine, sinirleri alınmış gibiydi. Bislerde biz alkışladıkça o elleriyle kalp işareti yapıp yolladı. Çok şekerdi.
Boeing'in sponsorluğunda izlediğimiz I Solisti Veneti konserinin tamamı böyle şurup gibiydi zaten. Bazı klasikler ağır gelir bana; bunda hiç öyle kas kas bir durum yoktu. Tek kasan, izleyicilerdi.
Eveeeet, en zevkli bölüme geldik: Dedikodu.
Aya İrini'deki konserlerin bir büyüsü vardır; o yüzden de buraya şortla falan gelinmesine karşıyım. Nitekim kolsuz bir elbise giydim, şıngırtılı kolyeler taktım, demek istiyorum ki kendi çapımda özendim. Lakin öyle arkadaşlar gördüm ki, Manu Chao konserinde santimetrekaresine 3 yırtık düşen Diesel tişörtleriyle tepinmelerinin üstünden pek de öyle bir ömür geçmeden mizanplileri göğe ermiş. Asi çıtır eşittir döpiyesli genel müdür zevcesi kareleri.
Bu tarz bir kıyafetin yanında garnitür olarak kendini haddinden fazla ciddiye alma ve durmuş oturmuş bir ifade veriliyor.
Ben de konsere halay çekerek eşlik edelim demiyorum. Ya da cebimiz çalsın ortasında, kahkaha atalım aralarda... Ama mesela çok yakınımızda oturan bir hanımefendinin çıkardığı ölçüde arızayı da anlayamıyorum. Yanlış yerde alkışlayanlar oldu. Hep olur. Türkiye sonuçta burası; klasik müzikle ne kadar haşır neşir olduğu belli bir ülke. Fakat hanımefendinin hassasiyetinin, hadi düpedüz söyleyeyim, delirmesinin ölçülerini, şimdi ben size nasıl tarif edeyim?
Tamam, nahoş bir şey böyle durduk yerde koyveren hapşırığımsı alkış. Ama düşünsenize;
alkış sahibi zaten yalnız olduğunu anladığı ama elini de çırpmış bulunduğu iki saniyede yeteri kadar utanmaz mı? Buyrun, çekti cezasını. Artık böyle of ateşler bastı yelpazelenmeleriyle, diş gösterip sağlı sollu kafa titretmelerle hadiseyi abartmanın, bizi o alkıştan çok daha fazla rahatsız etmenin, basbayağı terörize etmenin ne âlemi var?
Şurada iki lokma güzel müzik dinlemeye gelmişiz. Müzik neticede. Nedir yani bu
kadar tabu muamelesi?
Koskoca şef, konser sonunda kalpler yapıp yolluyor. O iri yarı Francesco Ommassini'nin,
Chiara Parrini'den (evet nevrotik afet) çok daha iyi keman çaldığını konuşuyoruz. Chiara'nın ise simli bluzu ve güzelliğiyle bir nevi manzara yaptığını, vitrin/ambalaj/ görsel unsur endişesinin her alana yansıdığını, Vanessa Mae'i, falan filan. E, o zaman klasik müziği tabu olarak görme
ısrarı niye?