Köksal Toptan'ın eşinin başı

Köksal Toptan'ın Meclis Başkanlığı'na dair haberlerdeki en temel vurgu: Eşinin başı açık.</br>Köksal Toptan'ın bütün gazetelerde eşi Saime Toptan'la birlikte çekilmiş...

Köksal Toptan'ın Meclis Başkanlığı'na dair haberlerdeki en temel vurgu: Eşinin başı açık.
Köksal Toptan'ın bütün gazetelerde eşi Saime Toptan'la birlikte çekilmiş, kâh bu yemek masasında, kâh şu yemek masasında çeşitli pozları; fotoğraf kalitesi çok şahane olmasa da, maksat Saime hanımın başının açık olduğu dosta düşmana kanıtlansın...
Bütün büyük gazetelerin konuyla ilgili ana spotlarında, ilk değilse ikinci cümle; başın, neyse ki/aman/oh/bak/ yaaa/çok şükür açık olmasına dair:
"Başbakan Erdoğan, yaptığı anketten sonra Meclis Başkanlığı için dün Köksal Toptan'ı aday gösterdi. Muhalefetin sıcak baktığı DYP kökenli Toptan'ın eşinin başı açık."
"Milli Görüş geleneğinden gelmeyen Toptan'ın eşinin başı açık..."
"Köksal'ın şiir severliği ve özürlülerin annesi olmakla tanınan eşi Saime Toptan'ın başı açık."
"Toptan'ın eşinin başı açık olduğu için, devlet zirvesinde üçte üç türban olmayacak."
"AKP'nin 'eşi türban takmayan' isimleri arasında olan Toptan'ın adı nisanda cumhurbaşkanı aday belirleme sürecinde de sık sık gündeme geldi."
"İki numaralı koltuğa türbansız çözüm..."
Hassasiyeti anlıyorum, ama bu kadar kör gözüne sokmak da bana esprinin yanına parantez açıp açıklama yazmak gibi geliyor.
Toptan çiftinin tam da o gün torunları olmuş mesela, bunu yazıp yanına da Saime hanımın resmini koyduk mu, kâfi gelebilir halbuki. Zira resmine baktığımız birinin başının açık mı kapalı mı olduğunu idrak edebiliriz değil mi, saçlarından yana doğru ok çıkarıp illa yanına da iki patlangaç attırmak gerekmeyebilir.
Kocaman gülmesinden, ağzı açık pozlarından (benim için artı bir şey) anladığım kadarıyla gayet tatlı, eğlenceli, rahat, samimi bir kadın olan Saime Hanım'ı da "Vasfı nedir?" "Başı açık" noktasına getirmek biraz nezaketsizlik değil mi?
O da üzüldüğünü ifade etmiş zaten: "Saime Toptan başı açık olduğu için eşinin başkan yapıldığı yönündeki haberlere üzüldüğünü belirterek; 'Beni türbanla gündeme getirmek yerine başka özelliklerimle gündeme getirselerdi keşke, üzüldüm' dedi."
Ama bu böyle bir dönem işte. Sanki o pozisyona uygun bir adam değil de, eş seçiliyor. Sanki adamların geçmişinden ziyade eşinin özellikleri, daha doğrusu tek bir özelliği her şeyin ötesine geçiyor.
Kadının başının kapalı olması adamın kariyerinde bir engel, başının açık olmasıysa sanki CV'de bir şıklık gibi sunuluyor. Yoo, sunulmuyor, öyle.
Acaba AKP'den ya da diğer muhafazakar çevrelerden gelen, şu anda 20'lerinde, 30'larında ve bekâr olan, normal şartlarda belki de yine kendi çevrelerinden tesettürlü kızlarla evlenecek olan ama siyasi/mesleki hırsları da olan genç erkekler, tam da bunları, geleceği, kariyeri, yükselmeyi düşünerek başı açık kızlarla evlenmeyi tercih ederler mi?
Göreceğiz...
Bu sıcakta nerede üşünür?
Kutup değiştirmek gerekmiyor. Hem denizin dibi hem de Kanyon'dan bile rüzgârlı: Kandilli'de Suna'nın Yeri.
Cinnet sıcağına, hakikaten cennet esintisi. Nasıl püfür, dışarısı kızgın öğlen güneşinden kavrulurken burası neredeyse omuza şal istetecek.
Eski moda salaş (Şimdi plastik ve pis de bu kelimeyle anlatılıyor nedense) masalar, gayet düz çeşitler, ama kalamarı da balıkları da kalantor Boğaz lokantalarından aşağı değil. Hele naneli, rokalı, salatası dört dörtlük.
Suna'nın Yeri tam Kandilli İskelesi'nin önü. Ve buraya ikide bir motorlar yanaşıyor.
Nereden kalkıyor, nereye gidiyor? Ne önemi var; götürdüğü yere!..
Hesabı tam vermiştik ki, bir motor daha geldi. "Yaa bi gün binsek şuna" dendi. O 'bi gün' asla gelmez. Sen ona gideceksin.
Koşa koşa atladık. Yukarı çıktık, oturduk. Önce Anadoluhisarı, Kanlıca, yalılardan yalı beğen... Ne garip yaşamlar; bazı çok görkemli yalılarda neredeyse hiç hayat yok; süs bitkileri, süs masaları, süs koltukları... Daha yıkık dökük, küçük, mütevazı olan birkaçıysa belli ki çok muhabbetçi; alt alta üst üste şezlonglar, havlular, masalar, sandalyeler...
Sonra karşı kıyıya: Önce Emirgan, sonra İstinye. Son durak. Ve dönüş: Yine Kanlıca, Anadoluhisarı, Kandilli...
Çok tatlı, komik, biraz liseli bir yolculuk oluyor, aklınızda bulunsun. Bu motoru iş-ev arası kullananlar da var belli ki; akşamüstü binen takım elbiseli adamlar... Ne kadar şanslılar, işle ev arası trafiksiz
deniz yolculuğu, yeni lüks kavramının artık bir numarası.