Köpeklerin bar gezmesi

Küçücük bir haber. Öyle bir köşeye, ufacık, sıkışmış. 'Dul kadın 16'lık genci kaçırdı'nın şehveti yanında büzülmüş.

Küçücük bir haber. Öyle bir köşeye, ufacık, sıkışmış. 'Dul kadın 16'lık genci kaçırdı'nın şehveti yanında büzülmüş. Sanki gazetenin ölüm ilanları dahil her bir hücresini okuyan o özel/obur okurlara ödül olarak konulmuş.
Başlığı 'Teksas Bar'da 'it' cinayeti'. Efendim Teksas Bar, İstanbul'daymış. Beyoğlu'da. Jet lag yok yani. Ama hem isimden hem de orada vuku bulan hadiseden hissettiğimiz, daha beter tehlikelere gebe bir güzide mekân olduğu.
Haber şöyle:
"Beyoğlu'ndaki Teksas Bar'a yeni çaldığı Kaniş cinsi köpekle giden sabıkalı hırsız Hacı Ela, burada karşılaştığı arkadaşı Abdülaziz Dilek'le tartıştı. Abdülaziz Dilek, 'Artık bara itle mi geliyorsun, çıkar şu köpeği buradan' sözüne aldırmayan Hacı Ela'yı tabancayla vurarak öldürdü. 'Abdürrezzak' takma adını kullanan Abdülaziz Dilek kayıplara karıştı. Soruşturma sürdürülüyor."
Karakterlerle başlayalım. Bir Sinan Çetin filminde tabii, ama normal hayatta bir Hacı Ela, yani neye benzer? Mesela amcaoğulları da Hacı Kumru/Hacı Melissa/Hacı Naz mıdır?
Sonra adı Abdülaziz olan bir vatandaşımız, takma isim olarak seçe seçe Abdürrezzak'ı mı seçer? Cinayetin esasına girmiyorum bile.
Köpeklerin bar gezmesine değinecek olursak, ben gelmeleri taraftarıyım. Bizim gazetenin çoğu yazar ve okurunun yakından tanıdığı şöhretli bir chow chow'un müdavimi olduğu kafe-barlar var mesela. Safran'a uğradığı, bazı geceler rezervasyon yaptırdığı, Reina'nın kapı görevlilerine 'Safran'a girmek isteyen bir köpek olacak bu gece, içeri alınsın' diye talimat verildiği... Kimbilir, belki de kent efsanesi.
'Onlar güzel sen çirkin'
'Tayyibe Gülek mi, Oya Ünlü mü' sorumuza gelen üç-beş cevaptan hemen hepsi 'O da diiil, bu da diiil, öbürü de diiil, nefret ediyorum zaten bu hayattan' eksenindeydi. Bu arada Oya Ünlü'yü, Fikret Ünlü'nün eşi zannedenler, Tayyibe Gülek'i de Ayşe Kulin'in kitap kahramanı olarak değerlendirenler vardı. Mesela bu son gruptan bir arkadaş "O kitabı okuduğum zaman hayata ve siyasi-lere bakış açım değişti" diyordu. "Meğersem yukarıda herkes herkes ile akraba imiş, bizler ise ayaktakımı. Onlar partilerde, balo-larda geziyor, bizler ay sonunu nasıl getireceğimizi düşünüyoruz. Onlar Lozan'da mı okusak, Oxford'da mı diye düşünürken, bizler Boğaziçi Üniversitesi'ne nasıl girsek diye kıvranıyoruz. İçimizi bir parazit gibi kemirmişler de haberimiz yokmuş" diyordu. Gülek'i tercih eden bir başka arkadaş da "O zaten bir roman kahramanı" diyordu. "Şimdi maceralarına siyaset arenasında devam edecek. Ancak belki de edemeyecek. DSP barajı aşamayacağı için eğer bağımsız aday falan olmazsa meclise giremeyebilir."
Bu konudaki en 'yapıcı' mail ise, yazının altındaki yorumlar arasındaydı. (Ki başlığı da bu yazının başlığı aynı zamanda) "Sahnelerin genç ve güzel kadını diye birilerine sataşmak kendi kompleksleriniz yüzünden olmasın" diyordu hemcinsimiz S.A. "Nedir yani manken, artist, şarkıcı, köşe yazarı olunca tamam da siyasete soyununca mı gençlik güzellik kadın kısmına çok görülüyor? Ülkesinin geleceğinde söz sahibi olmaya yeltenince bu kadınlar sizin 'erkek' egonuzu mu incitti acaba?
Belki bunlarla uğraşacağınıza, önce biraz rejim yapmayı, sonra da her medeni insan gibi kendi evinizi temiz tutmayı öğrenmeye vakit ayırmalısınız."
Şimdiiii. İyi haber: Habibanım yurt gezisinden döndü. Dolayısıyla evimiz tertemiz! Ve yine dolayısıyla ben magazinleştirme eylem-lerime devam edebilirim.
Derviş'in gözdelerinden Kemal Köprülü hakkındaki hislerinizi alabilirim.
a) Siyasete bulaşan karakterlerin en yakışıklısı
b) Fazla baby face
c) Yahu Kemal Derviş'e de ne çok benziyor ('Evet, evet, Erol'dan çok benziyor' nakaratı eşliğinde)
d) Kesin parlar
e) Söndürürler
Bodrum yolcularına
Günün cuma olması itibarıyla, aranızda akşam tatile çıkıyor olanlar vardır diye tahmin ediyorum. Hasetle. Hatta kinle. Ama dost düşman gözetmeksizin hizmet etmek tabii buradaki en ulvi meselemiz.
Şimdi ey bu tatil programında yolu Bodrum'dan geçecek olan okur düşmanım! Gideceğin yerleri deniz diyerek geçme tanı, düşün oradaki zavallı biçare fokları!
Fakat foklar artık Gülben ablalarının şefkatli kollarında. Gülben Ergen, 27 Ağustos Salı akşamı Akdeniz foklarını yaşatmak için konser verecek.
Foklara bayılırım. Bunlar Monachus Monachus modeli. Nesilleri tükeniyormuş ve bizim sularda 50 kişi kadarlarmış. Zaten toplam dünya nüfusları da 400 civarıymış. Nesli tehlike altındaki türler arasında
ilk sıraları kaptırmıyorlarmış.
İnsan denen zehirli yaratığın öyle zırt pırt taciz etmediği mağara ve kovuklara sahip, sessiz sakin kayalık sahillerde huzur buluyorlarmış. Bunun için de bizim buralarda hâlâ bir miktar iyi hissediyorlarmış kendilerini. Bodrum Gönüllüleri Derneği de onlara kendilerini daha iyi hissettirmek için Yunanlı gönüllülerle birlikte çalışıyorlarmış.
İşte Gülben Ergen'in konserinden sağlanacak gelir de bu projeye gidecekmiş. İyi bir şey yani. Sevap.