Kör bebek aranıyor

Yağmurlu bir sabah, evden bakkala sigara almaya giderken, Topağacı'nda dizi dizi park etmiş arabalardan birinin lastiğine...

Yağmurlu bir sabah, evden bakkala sigara almaya giderken, Topağacı'nda dizi dizi park etmiş arabalardan birinin lastiğine neredeyse yapışmış bir kedi yavrusu görür. Kopmuş bacağının yarasına sinekler konuyordur. Hıçkırıkları, hıçkırık sayılamayacak kadar cılızdır.
İçi parçalanır. Eve döner. Ameliyat eldivenlerini kuşanır. Yanına bir deste gazete ve naylon alır. Bir de acil durum sebebiyle uyandırdığı adamı.
Her yanı dağılmış yavrunun kalan parçalarını incitmemeye çalışarak toparlarlar. Temizlerler. Damlalıkla beslerler. Veterinere götürürler.
Sonra eve alırlar. Yavru, hızla düzelir.
İyileşir. Güzelleşir. Bir bacağı yoktur ama çok tatlıdır.
İki hafta içinde eve üç sakat kedi, iki aksayan köpek, beş de kanadı kopmuş karga götürdüğünü duyunca işi biraz abarttığını düşünürler. Neyse ki hayvanları normale döndürdükten sonra, eşe dosta dağıtır.
Ama bazı 'eş, dost' böyle özürlü hayvanları hiç öyle imajına uygun bulmaz.
Mesela bir ayağının hafifçe aksadığı sadece çok dikkatli bakıldığında anlaşılan, onun haricinde hakikaten dünyanın en seksi bakışlı yaratığı olan bir tüy yumağını, kedi diye öleceğini iddia eden bir komşusuyla başgöz etmeyi düşünür. Fakat delirir komşu. 'Bana özürlü kedi haaaa, yakışır mı, hiç uyar mı' nevrozuyla böyle bir şeyi aklından geçirmiş olmasını bile kendine yediremez.
Hakikaten çok 'şık' ve 'klas' duran bir İran kedisi alır onun yerine. Küçük boncuklu tasmasıyla salondaki gümüşlerinin yanında
gayet dekoratif durmaktadır.
Böyle çok şık bir köpek sahibini de bu vesileyle anmak lazım.
Hayvanın Louis Vuitton tasması yok henüz, ama her baktığımızda, annesinin 'charm bracelet'ının kombinini onun da gırtlağında görür müyüz diye heyecana kapılıyoruz.
Böyle hayatına soktuğu hayvanda bile bir şıklık arayan arkadaşlar var. Hayvanı hakikaten bir dekoratif unsur olarak görenler.
Bir de salonundaki biblo gibi, ahbaplarına gösterip takdir toplamak 'adına' değil, sadece sevdiği, istediği için kuyruğuna paçavra bağlanıp ateşe verilmiş, üstüne de gözü oyulmuşlara ekstra ilgi gösterenler.
Şimdi lafı esas derdime nasıl bağlayacağım bilmiyorum ama... Bir mail geldi. Belki size de gelmiştir. Buraya koyarsam, bir ümit, doğru adrese gidip birilerinin hayatını değiştirir diye heveslendim.
ABD'de, Nebraska'da yaşayan Fatoş ve Mike Floyd çifti, kör bir bebeği evlat edinmek istiyor, bunun için de etrafa haber yaymaya çalışıyorlar.
Fatoş, körler için rehabilitasyon merkezinin direktörü. Çiftin her ikisinin de gözleri görmüyor.
Depremden sonra Ankara ile temasa geçmişler ama kör olan ve ailesi olmayan bir çocuk bulamamışlar.
'Niye kör derseniz, burada da orada da bu gibi çocukları genellikle kimse istemiyor' diyor Fatoş Floyd.
'Ve de Mike ile benden daha iyi kör bir çocuğu kim yetiştirebilir?'
(Kedi alırken bile bu derece 'titiz' olan halkımızın, evlat edinme konusunda şekilciliğin zirvelerinde raks ettiğini;
sarı lüleli, mavi/yeşil/menekşe gözlü çocuk talep ettiğini biliyoruz.)
'Eğer bu senenin içinde olmazsa daha fazla aramam. Zira 46 olacağım yakında' diyor Fatoş Floyd mail'de. Kız ya da erkek; cinsiyeti fark etmiyor. Sadece körlükten başka bir özür olmasını istemiyorlar. Yeni doğmuştan 2.5, en fazla 3 yaşa kadar arıyorlar. Fatoş Türk vatandaşı olduğu için, ayrıca yaş sınırını da geçtiklerinden zorluk çıkmayacağını düşünüyorlar.
E-mail ve adresler mevcut; seve seve aracılık edebiliriz. Keşke birbirlerini bulsalar...
Helikopterli aşk
Öncelikle belirtmek isterim ki, bu paragraf kesinlikle 'perşembeye yatırım' değildir. Evet, Emre Aköz'ün pazar günkü yazısı,
'Sevgililer Günü'nün doksanların ilk yarısında aldığı yolu gayet net anlatıyordu. Gazetenin arşivini taramış, bu bayram ya da kâbusun nasıl bir ivmeyle hayatımızı ele geçirdiğini anlatmış. Kıskandım. Yalnız bir kutu vardı; sevgilisi olmayanların organize ettiği yemeğe, tek başına gelmek şartıyla evliler de katılabiliyormuş! Sinirlendim.
Efendim, bu sene Sevgililer Günü (Ayı da denebilir; hakikaten bir ay öncesinden başladı tören programları) artık ekmek kadayıfının üstündeki kaymağın tepesine şamfıstık, hindistancevizi, çikolata parçacıkları ve kiraz şekeri koyulmuş gibi bir lezzette kutlanıyor.
Mahalle kebapçılarından ve kendi halindeki pizzacılardan bile günü nasıl şaşaalı geçireceklerine ilişkin mektuplar geliyor. Ama esas ilginç olan, işin hediye kısmı.
Mehmet Ali Erbil'in zevcesi usulü bir 'Seni seviyorum, hayatımın anlamı' repliğini şehrin dört bir ucundaki billboard'larda görmek, daha doğrusu göstermek isterseniz... Haftalık billboard kirası, semtine göre 168-250 dolar arasında değişiyor.
Daha Murat Cevahirvari atraksiyonlar da mevcut tabii. Mesela helikopterle sevgilinin yuvasının üzerinde dolaşıp aşağı gül dökmek ilginizi çekebilir!
Bu 'Gül döktüm damlarına' operasyonu için helikopterin bir saatine 850-1250 dolar ödeniyor. Gül masrafı hariç!
Kuyrukların müsebbibi
Bir çantaya kaç para verirsiniz? Ne kadar kuyrukta beklersiniz? Çanta uğruna, canınızı verir misiniz?
Çoğumuzun komik bile bulmadığı son soruya bazıları 'evet' diyor. Ve bir adet Fendi çanta için, yine çoğumuzun birkaç aylık bütçesini ortaya saçıp üstüne de haftalarca bekliyor.
Bu deliliğin müsebbibi, Maria Silvia Venturini Fendi adında bir kadın.
Soyadını taşıdığı dev markanın aksesuvar tasarımcısı. Moda kurbanlarının yakından bildiği fırın mamullerinden 'baget' ve 'kruvasan'ın annesi.
'Benim çantalarım spagetti gibidir. İştah açar, arzu doğurur' diyen Fendi, tüm modellerine yiyecek isimleri veriyor. 1997 sonbaharında patlattığı 'baguette' modeli, dünya 'jetset'inde (ne kadar 'jetset' denir bilmem ama bizimkinde de) ciddi kuyruklara sebep olmuştu. İsim listesine kaydolduktan sonra üç ay bekleyenler vardı.
Ablamızın yeni 'hip' modeli buymuş; 'ostrik'.
Bu sefer 'sıradan' unlu çağrışımlar banal bulunmuş, istiridyeden esinlenilmiş. Çok sofistike!
Her şeyi bilen kadın E., hatırlattı. Şimdi resme bakıp hafızanızı zorlayın. Fendi'nin bu modelinin (ki 4500 dolara kadar uzanıyor) çok benzerini yıllar önce bizde Gön deri yapmıştı. Çok da tutmuştu.
Gel gör ki bu bahar yine elâlemin 'Fendi' bizi yendi durumu yaşanacak maalesef.