'Küçük' erkekler sarışın severmiş

Hayatımda tanıdığım en çok şey bilen kadın. Hatta her şeyi bilen kadın. Elçin Yahşi.

Hayatımda tanıdığım en çok şey bilen kadın. Hatta her şeyi bilen kadın. Elçin Yahşi. Bugüne kadar Radikal'in bulmacalarını eksiksiz yapabildiği ve Liz Hurley'nin anneannesinin adını falan bildiği için sinirlenmekle beraber, severdim. Fakat hafta sonu çok içerledim.
'Cumartesi' ekine (artık yayın yönetmeni o) bir sarışın konusu yapılmış. 'Sarışının adı da var tadı da' şeklinde çok da doğru bir başlık atılmış! Fakat biliyorsunuz, tam da Banu Alkan platini olduğum günlere denk gelmesine rağmen, yazıyı süsleyen onca sarışının arasına resmim konmamış.
Brigitte Bardot, Filiz Akın, Suzan Avcı, Pamela Anderson... Ki en yakın kadın arkadaşım beni görünce püskürerek 'Kızım Pamela Anderson olmuşun' dedi, bilmem artık iltifat mı hakaret mi? Neyse ben yokum o ayrı; üstüne bir de sanki birşeyler ima
etmek ister gibi kocamın son dönem kalbini en hoplatan tombul, Yeliz Yeşilmen yerleştirilmiş.
Elçin Yahşi'nin bana karşı olan bu 'düşmanca'
tavrı devam ederse diye temkinli davranıp kontrol ettim. Geçen yaz teknede çekilmiş mayolu bir fotoğrafını buldum. Kareye girmiş
kendi selülitlerimi hemen temizledim. Valla itinayla saklıyorum.
Neyse, yazının ilginç bir kutusu vardı:
'Küçük' erkekler sarışın sever başlığıyla. Belki gözünüzden kaçmıştır. 'Yıllarını sarışınlara veren' bir bilim adamı ilginç bir 'deney'den bahsediyor:
Gazeteye birbirinin çok benzeri iki ilan verilir; 'Hemşire (26) uygun eş arıyor'. İki ilan arasında şöyle bir fark vardır: Birinde hemşirenin sarışın ve mavi gözlü olduğu yazılmıştır, diğerinde ise esmerdir.
Sonuç beni şaşırttı doğrusu. Esmer hemşireye sarışınınkinin üç katı civarında talip çıkar. Mektuplar gayet 'net' ve ateşlidir. Ama esmeri resmen 'almak' isteyen olmaz. Sarışın hemşireyle ilgilenenler ise pembe punjurlu ev ve çoluk çocuk hayallerinden bahsederler.
Psikolojide bu durumun bir adı varmış:
'small man syndrome' yani 'küçük erkek sendromu'. 'Özgüveni az olan erkekler sadece gerçek bir sarışın gibi az bulunur
bir 'şey'e sahip olduklarında kendilerini değerli hissediyorlar'mış.
Şimdi sarışın seven (yani doğru yolu bulmuş) erkekleri 'özgüveni eksik' diye durduk yerde aşağılamak istemem. Sadece ortaya iki küçük soru atarım:
1. Bir lokma daha özgüvene hangi erkeğin itirazı olabilir?
2. Az bulunur bir 'şey'e sahip olmayı istemeyeniniz var mı?
Yaşasın!
Küçük not: Bana kendimi çok 'nadide' hissettiren yazıyı Yeşim Kasap derlemiş. Hayatımda gördüğüm en çalışkan kadınlardan biri. Ben böyle 'Parmağımda şeytan tırnağı çıkma ihtimali var, en iyisi bugün biraz dinleneyim' rehavetiyle yaşarken onun böbrek sancılarıyla kıvranarak işe gelmesi takdire şayan bir durum tabii; GYY'nin dikkatine...
Toprağı bol olsun
Yukarıdaki sarışın yazısına resim ararken bir Pamela Anderson buldum GQ'dan. Fakat baktım ki kadın her samanki gibi ultra vamp. Bari dedim bir tane de serin hanım kız koyalım. Dönemin en itibarlı gerçek sarışınlarından Gwyneth Paltrow'un, geçen ayın Talk dergisindeki karelerini hatırladım. Çeyrek tonluk
bir kadını canlandırdığı 'Shallow Hal' filmi yüzünden kapak yapmıştı onu Aralık/Ocak sayısında Talk.
Sizi ne kadar ilgilendirir bilmem ama ben şahsen üzüldüm derginin kapanmasına. Fakat çok da şaşırmadım. Tuhaf bir olamama durumu vardı çünkü baştan beri. Biz seviyorduk gerçi ama bu, yerli yabancı bütün dergilere karşı baştan sevgi dolu olmamızdan kaynaklanıyor. Yoksa hafiften bir konsept sorunu olduğunu iddia etmek dev bir ukalalık olmaz. Dünyanın en mühim editörlerinden sayılan Tina Brown'ın en büyük başaarısızlığı
diyorlar zaten. Ki kadın otuzunda Vanity Fair'in başına geçmiş bir canlı efsane. Ama Talk'u, son aylarda Vanity Fair'in fotokopisi
olarak tarif edilebilecek mizampaj değişikliği de yaşatamadı. Son sayısında hakikaten on ilan vardı. Neyse, toprağı bol olsun.
Beyoğlu şenliği
Bağımsız Film Festivali yüzünden bu hafta sonu Beyoğlu iyice şenlikliydi. Eski aşklar, eski dostlar, adım başı bir mühim kişiyle çarpışma imkânı vardı.
Bugün pazartesi diye biz Bağcılar'da nöbetteyiz. Ama böyle bir zaruriyeti olmayanlar için Lades'te öğle yemeğinden sonra (Düğün çorbası içilecek, üstüne karşı kaldırımdaki küçük Lades'ten kavurmalı yumurta söylenecek, nihayetinde inlenecek.) festivalin öne çıkan filmlerinden biri 'Ananı Da' gayet iyi gider tabii. Alfonso Cuaron için Meksika'dan çıkan en iyi yönetmenlerden, diyorlar.
Film sonrasında bir tatlı ihtiyacı başgösterecek tabii. Hep başgösterir. Tünel'deki KV'ye yolluyorum hemen
sizi. Filtre kahve ve yanında portakallı çikolatalı keki hakikaten nefis.
Kekin son lokmasını yutarken Markiz Pastanesi'nin ruhuna bir fatiha da okuyabilirsiniz. Zira 22 sene önce, 21 Ocak'ta yani tam da bugün kapanmış Markiz.