Kuran'daki Necim ve En'am surelerine göre ihtilâl meşrudur!

Dünkü Radikal Cumartesi'de yayımlanan 27 Mayıs edebiyatı var ya, Gökhan Akçura'dan üç misli uzunluğundaki kırpılmamış halini çaldım. Daha neler neler var...

Dünkü Radikal Cumartesi'de yayımlanan 27 Mayıs edebiyatı var ya, Gökhan Akçura'dan üç misli uzunluğundaki kırpılmamış halini çaldım. Daha neler neler var... İhtilâlin ertesi günü itibarıyla basın nasıl da doyamıyor ordusuna; yazarlar nasıl gazlı, bugünden bakınca her şey nasıl sakil...
28 Mayıs tarihli Dünya gazetesi 'Bütün Memleket Huzur İçinde, Ordu Millet Sevinçle El Ele' başlığını atıyor. Başyazar Bediî Faik, "Görünüşte bir çizme bu" diyor, "Ama bastığı yerde çimenler gül bitiyor. Geçtiği yerde, insan hak ve hürriyetlerinin, boyunları bükülmüşken suya kavuşmuş çiçekler gibi doğruldukları görülüyor."
Akşam gazetesi Hürriyet Anıtı yapımı için bağış kampanyası açıyor, çünkü gazeteye göre "Demokrasiyi tesis için iktidar deviren ilk ordu" Türk ordusu. Akşam'da köşe yazarlığı yapan Aziz Nesin ise 29 Mayıs tarihli yazısında, devrik yöneticilere acımamamız gerektiğini ifade ediyor: "Suçlular, büyük Türk milletinin merhamet duygularının arkasına sığınamasınlar. Çünkü Türk halkının merhametli yüreği, onların saklanmak istedikleri çöp tenekesi değildir."
Behçet Kemal Çağlar, 30 Mayıs tarihli Vatan'da "Çil yavrusuymuş gibi darmadağın cüceler/Bütün yurdu kapladın bak, usul usul, Atam!" diye coşuyor.
Milliyet, 4 Haziran 1960 tarihli nüshasında şöyle bir yoruma yer vermekte:
"Türk Silahlı Kuvvetleri 27 Mayıs 1960'da dünya tarihinin şimdiye kadar kaydetmediği, eşi görülmemiş bir ihtilâlle inkılâbımızı gerçekleştirmiştir. Bu yüzdendir ki başarılan harekete 'ihtilâl' kelimesi yakıştırılamamış, yabancı basında bu kelimeyi kullanan bazı gazeteler de hadiseyi 'zarif ihtilâl', 'centilmenler ihtilâli' tabirleri ile takdim ihtiyacını duymuşlardır."
27 Mayıs'ın ardından yayımlanan kitapların arasında hicviyeler önde.
"Muhterisler milleti mahvetmek istiyordu / İktidarı kaybetsem de yine gitmem diyordu / Zavallılar acaba ne sanmıştı bu yurdu? / Tarumar etti tahtını bir anda ordu" şeklindeki Yusuf Ziya Ademhan imzalı manzume, 'Ocak Başkanı' adlı kitaptan.
Şemsi Belli ise taşlamalarını 'Boncuk Kutusu' adlı kitapta topluyor. "Cemal Paşa, sen onları Yassı Ada yerine/Eşeklerin olmadığı Eşek
Adası'na sür!" diyerek söze giren Belli, Yassı Ada'ya düşmüş milletvekillerine de şöyle hitap ediyor:
"Nerdesiniz koca vekil beylerim?/ Uslu durun, onbaşıya söylerim / Hepinize arz-ı nefret eylerim / 'Arz-ı hürmet' eden diller nerede?"
Veee... 'Hürriyet Yolunda' adlı kitapta Tuğgeneral Faruk Güventürk, hani "İşte bu emelsiz, gayesiz hırsız çete grubu komitacı taslağı, artist bozuntusu, sahtekâr riya ve yalan hazinesi, aşağılık hastalıklarıyle malûl insanlar bu mukaddes varlığı yıkmak istedikleri için de bu ihtilâl meşrudur" diyordu ya...
Enteresan bir nokta da, Güventürk'ün yazısı boyunca dinden medet umması, görüşlerini Fatiha suresiyle, Hazreti Ali öyküleriyle desteklemeye çalışması. Noktayı şöyle koyuyor:
"Allah Kur'an'ı Kerim'in Necim suresinde 'İnsan çalıştığı şeyden başkasını bulamaz', En'am suresinde ise 'Günahkârlar irtikaplarının [fenalıklarının]
cezasını çekeceklerdir' buyurmuştur. İşte bu yönden de mukaddes
ihtilâl meşrudur."
Darbeye Kur'an'ı da referans veriyorsun ya, daha ne olsun...
Kenan Evren meydanlarda ayetler okuduğunda paşamcağızın boşuna üstüne gitmişler; anlaşılan bu bir darbe geleneğiymiş.