Kurban ve Bülent Ersoy

Bu Kurban Bayramı'nda, evet gene vardı gazetelerde kan revan görüntüler, </br>ama sokaklardaki vahşet iyice azalmış gibi geldi. Hayvanı ille de kendi kesecek diye tutturmamak, bunu kaldırım ortasında yapmamak...

Bu Kurban Bayramı'nda, evet gene vardı gazetelerde kan revan görüntüler,
ama sokaklardaki vahşet iyice azalmış gibi geldi. Hayvanı ille de kendi kesecek diye tutturmamak, bunu kaldırım ortasında yapmamak... Zaman bazıları için ağır geçiyor, herkesin öğrenme hızı da farklı, ama en sınırdakiler bile biraz gelişme kaydediyor olabilir mi?
Bu Kurban Bayramı'nda başka neler öğrendik?
Ahmet Turhan Altıner'in geçen haftaki 'Testus'unda (Milliyet Pazar) şöyle bir soru vardı:
'Kuzuların Sessizliği'nde Anthony Hopkins'in canlandırdığı Dr. Hannibal Lecter'ın kişiliği aşağıdakilerden hangisi?
a. Besici
b. Celep
c. Kasap
d. Yamyam
Sadece orta pişmiş kırmızı etle aramız iyi diye bunca sene bize 'yamyam' damgası vuranların, ikinci kuşak besici olan ve yıllarca finans üzerine çalıştıktan sonra dede mesleği kasaplığa dönen Emre Mermer'in Dükkân'ından çıkmadığından bahsetmiştik ya geçenlerde, algıda seçicilik diyelim...
Bayram sırasındaki geleneksel diyaloglardan kulağınıza 'toplanıp falancaya gitmek' kadar, 'toplanıp filancaya girmek' gibi bir tabir gelmiş olabilir. Altıner, 'Kurban Testus'unda soruyordu:
Bir koç ancak bir kişinin kurbanı sayılırken, bir sığır aynı anda yedi kişiye kurban olabiliyor. Koçun en az bir yaşında olması gerekir. Sığır için yaş tahdidi nedir?
a. Tahdit yok, sığır fiyakalı olmalı
b. En çok yedi yaşında
c. En az iki yaşında
d. Lolita sığır kesilmeyecek
İlk ve son şıkların albenisine karşılık, doğru cevap c şıkkı.
Peki damızlıktan çıkarılmış beş yaşından büyük dişi koça ne dendiğini biliyor musunuz? Tüyo olacaksa, eti pek makbul sayılmazmış.
Marya!
Bir soru da benden:
Kavurmada tuzu olsun diye, kendini sahnede bir broşa kurban veren, kana kan katan hâzâ hanımefendi eleman kimdir?
Evet, Bülent Ersoy tabii.
Antalya'da sahneye çıkan Bülent Ersoy, kostümündeki broşun 'azizliğine' uğramış. Broşun açılan iğnesi Ersoy'un kasığına batmış. Acıyı duymayan sanatçı, beyaz elbisedeki kanın fark edilmesi üzerine kulise geçmiş, oradan da hastaneye...
Fotoğraflara bakıyoruz, kan anonsu gerektirecek kadar neredeyse, kan kaybedilmiş. Böyle oluk oluk tabir edilen yoğunlukta boşalırken kan, damar sahibinin olup bitenden ancak Armağan Uzun'un (bir başka habere göre de seyircilerin) ikazıyla haberdar olması başlı başına bir muamma. ("O dakikaya kadar sadece bir sıcaklık hissettim ama önemsemedim.")
Broş, hem de sözlüğe bakıyoruz, kadınların giysilerinin yakasına taktıkları süs iğnesi. Broşun, yaka haricinde yerlere takılması da mümkün. Ama bu kadar derinden yaralaması, hastanelik etmesi, dikiş gerektirmesi, yani şık bir aksesuvarı taşıyan ufak bir iğneden bahsediyor olmamız lazım, satır ya da testereden değil, kılıç ya da hançerden değil...
Diyeceğim, geçmiş olsun tabii de, Bülent Ersoy'un da hiçbir aksesuvarda mı ayarı yok? Yüzükler kafa ebatı olunca, broş iğnesi de mecburen baston boy mu oluyor?
Yeşim Salkım dinmiyor
Yeşim Salkım'ın o 'Deli Mavi' dönemi popülaritesini bir daha hiç bulamamış, bulamayacak olmasının... Nikâhlı eş sayısını bir düzineye tamamlayamamasının... Hayattaki her nevi mutsuzluk ve tatminsizliğinin tek müsebbibi var biliyorsunuz: Gazeteciler ve köşeciler.
Özellikle de kafayı taktığı birkaç tanesi.
"Bu entel-dantel gazeteciler var ya çok gülüyorum" demiş, "O kadar kötü giden bir özel hayatları var ki. Bunları her çeşit meyhanede, her çeşit barda, her gece görebilirsin. Hepsi acayip alkol alır, kime âşık olduklarını bilemezler. Sürekli mutsuzdurlar. Sürekli bakımsızdırlar. Erkeği kadını buna dahildir. Erkekler evli kadınlara âşıktır, kadınlar evli adamlara..."
İyi ki 'gülüyor'. Ya bir de kafayı taksaydı?..