Laik, layığını bulacak!

Kenan Doğulu hakkında, dili dönen hemen her canlının tekrar edeceği o kalıptan fazlasını bilmem: 'Sahnesi iyidir!'

Kenan Doğulu hakkında, dili dönen hemen her canlının tekrar edeceği o kalıptan fazlasını bilmem: 'Sahnesi iyidir!'
Öncelikli gıcık olduklarım listesinde değil ama büyüdükçe, gittikçe biraz Jaws'a mı benziyor? Kocaman gülen, gülerken ağzını kapatmayan insanlar iyidir ama dişleri fazla mı beyaz, hepimizden fazla mı dişi var; o lame ceketli, kasketli fotoğrafındaki yaklaşanı ham yapacak hali iki adım geri attırmıyor mu?
Doğulu, Eurovision için yola çıktı. Giderken de "Hedefim birincilik. Çoğu şarkıyı dinledim. Favorim 'Shake It Up Shekerim'. Layığı ilk üçte olmak" dedi, bir de "Laik kimliğimle güzel bir resim çizmeye gidiyorum."
Bu mesajı da araya iliştirdi tabii. "Cumhuriyet ilkelerine bağlı ve laik kimliğimizle Türkiye'nin aydınlık yüzünü temsil edeceğiz." Sanki öbür türlüsünü konduran var Doğulu'ya. Sanki aksini düşünen var... Sahne şahsiyetlerinin siyasi meselelerde tavır almasını istiyor da gönül; böyle ısmarlama olanı, hani bazen omuzlar tam oturmaz, pensler tam doğru yere gelmez; biraz eğreti mi duruyor?
Ama beterin beterini de gördük. 'Buzda Dans' finalini çıkaralım seyir outlet'lerinden: Asena'nın Alman partnerinin Müslümanlık muştusunu müteakip, Zeynep Tokuş'un misillemesin hatırlayınız: "Biliyorsunuz Türkiye'ye dansı Atatürk getirmişti. Buz dansını da biz getirdik!"
Gene en iyisi Kenan Doğulu'yu bağrımıza basalım, layığını bulmasını dileyelim.
'İkoncan'ın 10 hayali
10 arkadaşınız size birer hediye alacak ve para limiti yok; neler isterdiniz?
Kolay soru değil. İnsana kendini çok hayalsiz, çok sıradan hissettirebiliyor. Gazetede soruşturdum; ev, araba, dünya turu klasiklerinden başka stüdyo, restoran, oyuncakçı dükkânı, çiftlik, gazete binası gibi talepler geldi, bir de son model ses sistemi ve bilgisayar gibi daha da mütevazı ricalar.
Elle dergisinin mayıs sayısında yayımlanan bir röportajda da sormuşlar: "Paranın limitini düşünmeden, 10 arkadaşınız size birer hediye almaya karar vermiş olsa, onlardan neler isterdiniz?"
"Ne güzel soru bu; say say bitmez" diyor Eda Taşpınar ve başlıyor: "Londra'daki Dover Street Market'i bana Adrian Jaffe'den satın alsınlar. Bence orası dünyadaki en cool dükkân. Galeriye benzeyen bu dükkânda en özelinden ne ararsanız bulabiliyorsunuz. Günün her saati aklınıza gelebilecek en iddialı modacılarla karşılaşabileceğiniz bir yer. Bundan üç sene önce açılmış olan Market'te Raf Simons, Slimane, Charles Anastase, benim dikkatimi çeken sadece birkaç tasarımcı. Başka biri dünyaca ünlü ayakkabı evi Jimmy Choo'yu Tamara Mellon'dan bana satın alsın; Jimmy Choo'nun yeni kraliçesi ben olayım. Bir tanesi Philip Treacy'nin gelmiş geçmiş tüm şapkalarını benim için satın alsın. Alexander McQueen, John Galliano, Karl Lagerfeld ve Christian Louboutin, doğum günüm için benimle dört gün Maçakızı'na gelsinler. En sevdiğim arkadaşlarımla çılgın bir hafta sonu geçirelim."
"Emin misiniz?" diye bir nefes payı veriyor bu noktada Elle'den Hande Öngören.
"Hayır! Kıskanç Boğa burcu kadını olarak sadece dördü ve ben olayım. Bu müthiş bir hediye olurdu. Annie Deibouitz'in (ünlü fotoğrafçı Annie Leibovitz'den bahsediyoruz sanırım) Marie Antoinette çekiminde bulunmayı, bir de Irwing Penn'in Junya Watanabe için 'War Torn Soldiers' isimli çekiminde modellik yapmayı isterdim. Biri bunları ayarlasın. Bir tanesi Fransız Photo dergisinin kapağına Steven Klein tarafından çekilmiş beni koydursun. Bir tanesi bana Wally'nin yatını hediye etsin, Nunu'ma vermek istiyorum; ayrıca bunun dünyadaki en güzel yat olduğunu düşünüyorum. Bir tane de herkese yarayacak isteğim olurdu: Limitsiz bütçeli bir şirketim olsun. Burada çaresiz, elinden bir şey gelmeyen, ameliyat olması gereken herkesin ameliyat paralarını karşılayayım. Ya da hastanem olsun; probono ameliyatlar yaptırayım."
10 tane hayal sahibi olmak da, görüyorsunuz, bayağı bir mesai gerektiriyor.
Yukarıdaki parçacıktan müstehzi bir his geçmesin. Bu 10 hayali, büyük bir yabancılık yanında büyük de bir merakla okudum. Başka canlıların yaşamlarını anlatan bir belgesel niteliğindeydi.
Eda Taşpınar; kıyafetlerini kim alıyor, şu şu kostümü orijinal mi sahte mi, o kadar yaş farkı normal mi fazla mı, tartışmalarıyla magazin sayfalarında sık yer alan bir isim. Ama en birinci sayfa süsleme sebebi, bacakta son nokta olması. Bir de modayla olan normalin kat be kat üstündeki ilişkisi. Ailecek dalgaya vuruyorlar: Kendi "Artık bir moda freak'i oldum" diyor (Moda ucubesi diye çevirelim). Sevgilisi Nurettin Hasman ise adının önüne takılan 'stil ikonu' tamlamasıyla dalga geçerek, 'İkoncan'!
'Sevgi dolu bir insan entelektüel değildir!'
Bu kitaplar nereye kadar? Buyrun, bir tane daha: Adı 'Sevgi: Aşkın En Güzel Çiçeği'. Kapağında renkli, albenili toplar var; ele gelir, kabarık ve laklı (rugan gibi), sanki sıksan içinden bir şey fışkıracak gibi vaatli.
Fışkırıyor da: Bir sürü lafı bir araya getirip hiçbir şey söylememe becerisi. Artı sakil çeviri.

  • "Rahatlamak istersen kabul etmek bunun yoludur. Etrafında olan her şeyi kabul et; bırak o organik bir bütün haline gelsin. Bu böyledir; bunu biliyor olabilirsin ya da bilmiyor olabilirsin ama her şey birbiriyle ilişkilidir."
  • "Sevgi dolu bir insan aptal değildir ama o entelektüel de değildir. O bilir; ama o düşünmez. Bildiğin zaman düşünmenin ne gereği vardır. Sen sadece onun yerine geçsin diye düşünürsün. Bilmediğin için düşünürsün."
  • "Duyguların çok sayıda olduğunda aşırı duygusalsındır. Duyguların bütünleştiğinde, tüm aşırı duygusallıklar kaybolur; sen yürekle dolusundur ama hiçbir duygusallık olmaksızın."
    Bunlar gene yaratıcı olanlar. Kalanı sevginin gücüyle enerjinin birliği etrafında fır dönüyor. Adım başı 'kabullenme' geçen bu kitapların tuhaf bir gücü var. Halinden memnuniyetsizliğini nerelere koyacağını bilemeyen, çekelendiği yöne savrulma huyu 35'ini geçmesine rağmen baki kalmış pek çok orta sınıf ve üstü kadın, artık bu lisanla konuşuyor. Ayarsız botoks gibi kiminde gülünç, kiminde acıklı, ama hepsinde fena duruyor.