'Limitsiz eğlence' eğlendirir mi?

Yılbaşı gecesi ilanlarını okuyor musunuz? Hani bizim gazete hariç diğerlerinin çoğunda yer alan şu siyah-beyaz resimli/yıldızlı/şampanya kadehli/hediye paketli zoraki yılbaşı eğlencesi ilanları.

Yılbaşı gecesi ilanlarını okuyor musunuz? Hani bizim gazete hariç diğerlerinin çoğunda yer alan şu siyah-beyaz resimli/yıldızlı/şampanya kadehli/hediye paketli zoraki yılbaşı eğlencesi ilanları. Benim yabancılaştırma efekti niyetine baktığım, bazılarının ciddi ciddi o akşama ilişkin plan program rehberi diye 'çalıştığı' irili ufaklı kutucuklar...
Efendim, Oba'daki Tarkan'lı skandal, Zerrin Özer ile toparlanmaya çalışılıyormuş.
Yıldız Tilbe'li Efendy, 'Herşeyin özel olduğu efendice bir yılbaşı' vaat ediyormuş. Hafiften bir ironi mi var burada, bana mı öyle geldi?
TC ayaktan vurdurma tarihinde unutulmaz bir yeri olan Günay'da
'Muhteşem İkili' Nükhet Duru&Cenk Eren varmış; bilmiyorum muhteşem bulan var mı?
7 Geceler Sanat Evi'nde Gönül Yazar varmış; herhalde '7 kocalar' isimli bir monolog yapmak üzere.
Kutucuklar insanın üstüne üstüne geliyor: Binbirdirek Sarnıcı'nda Vaçe&Rita, Lütfi Kırdar Rumeli Salonu'nda Hande Yener, Nez, Serdar Ortaç, The Mix'te Hakan Altun ve adını bilmediğimiz yerlerde adını bilmediğimiz ünlüler... Aria'da Gallis, Crazy's'de Çılgın Sedat vs...
Hepsinde 'sabaha kadar eğlence', 'limitsiz yerli içki', 'sürpriz hediyeler'...
Selahattin Giz'in fotoğrafları ve Ali Özdamar'ın metinleriyle süslü çok hoş bir kitap var 'Beyoğlu 1930' diye. Yeni değil; hatta bizim kütüphanenin sakini de değil. Olsa, hemen dayayacağım şuraya resmini, metnini, sonra pazar miskinliğime devam edeceğim.
İşte o kitaptan not almışım;
2 Ocak 1931 tarihli Son Posta gazetesinde yer alan bir haberde, dönemin yılbaşı gecesi eğlencesinden bazı detaylar verilmiş. Kilit adresler Maksimbar, Tokatlıyan, Türkuvaz, Tepebaşı, Kaferuf, Ambassador, Papağan, Salonruj filanmış.
Eski siyah-beyaz fotoğraflar öyle komik ki. Mesela Maksim'in orasından burasından amatörce bağlanmış balonlar yükseliyor; yılbaşı eğlencesinden ziyade kız kolejinin akşamüstü çayı havasında.
O zaman nasıl eğleniyorlardı; insan biraz hayal etmeye çalışıyor bu fotoğraflardan. Eğleniyorlar mıydı gerçekten? Yoksa limonatalarından sonra şampanya içtiklerinde kulakları kızarmış mı diye bakmak için acilen burunlarını mı pudralamaya gidiyorlardı?
Peki şimdikiler eğlenecek mi bu 'sabaha kadar sınırsız eğlence' yuvalarında?
Sorarım size:
1. Buralarda eğlenmek mümkün müdür? Bu kadar 'eğlence' diye haykıran, insanı bir nevi tatil köyü terörüne maruz bırakan süper/sınırsız/limitsiz/çılgın mekânlarda sadece benim mi inadına eğlenmeyesim geliyor?
2. Yılbaşı gecesi eğlenmek mümkün müdür? Hiç olmuş mudur? Sizin başınıza geldi mi? Bilmem kaçın yılbaşı gecesi, hayatımın en şahanesi diyeniniz var mı? Arıza bende mi?
Kar maskeli dam transferi
Eğlence anlayışları arasında derin, çok derin kuyu/vadi/uçurumlar var tabii. Mesela ben kar maskesini ancak çok abartılı kar ya da kâr durumlarında (banka soyarken filan) giymeyi düşünebilirim. Yoksa Gatto'dan çıkarken değil.
Kaçıranlar için özet geçelim:
Nikâh tarihini 'milat' belleyen Tamer Karadağlı gibi, evlendikten sonra temiz baba+koca olduğu iddialarına giren Erdal Acar ile podyumların 'gezgin'lerinden Ayşe Hatun Önal, bir 'kaçamak' olayına imza atmışlar.
Erdal Acar, gece aktivitelerinde hesap kadar bahşiş dağıtmasıyla ünlü. O gelince çoluk çocuk bayram ediyor. Dolayısıyla adam ana kapıdan girip ana kapıdan çıkıyor. Saltanatla.
Yanında 'bir kadın bir adamı en en en fazla ne kadar bekler/ne kadar sabreder/ne kadar inat eder' yarışması şampiyonu Emel Yıldırım (ve en nihayetinde Acar) varsa, sorun yok. Ama ya başkası varsa? Üstelik de takvimlerde 'milattan sonra' yazıyorsa?
Amaaaan, dert ettiğin şeye bak! Giydirirsin kar maskesini, çıkartırsın arka kapıdan.
Dünkü gazetelerde yayımlanan o fotoğraf... Yani bir yandan çok komik. Çok çok komik. Fevkalade heyecan verici; böyle özel tim operasyonu tadında. Bir yandan da, o insanların bir 'eğlence'den çıkıyor olduklarını düşünürsek, yani ne bileyim, şu yukarıda anlamadığım ilanları belki daha anlaşılır hale getiriyor. Yurdum insanı türlü şekillerde eğleniyor.
'Proje'ye katkı
Milliyet Pazar'da Ahmet Tulgar'ın bir 'proje' ile yapılmış röportajı vardı dün: Fener'in yeni yıldızı, Necil Ülgen'in tabiriyle 'Türk futbolunun yeni keşfedilmiş bir elması' olan Tuncay. Burada sanıyorum hem değerli taş olarak elmas, hem de kırmızı yanaklar sebebiyle elma kastediliyor!
Bu 'proje' lafına laf edenler oldu. Fakat biliyoruz böyle kendini bir proje olarak kuran, işleyen, süsleyen, püsleyen, sunan kadın/erkek (daha çok da kadın), ünlü/ünsüz birçok sima var.
Tuncay'ın da bir proje olduğunu hem spordan anlayanlar, hem menajeri, hem de kendisi söylüyor: "Tuncay, menajerimle benim dört buçuk yıllık projemiz."
Menajer Erdinç Şehit de tekrar ediyor: "Tuncay Şanlı bir projedir. Bugünlerin geleceğini daha o günden biliyorduk. Tuncay'ı bana getirdiklerinde saçları kısaydı. Saçlarını uzatmasını söyledim. Koşarken saçlarının dalgalanması güzel olacaktı. Yanakları kızarıyordu koşarken. Bu da hoşuma gitti, bu yüzden ona daima sakal tıraşı yaptırıyoruz."
Proje olmak son derece meşakkatli bir iş. Katı kuralları var. Onlara uyacaksın. Ama kuralları da baştan doğru kuracaksın.
Ben erkek stili gurusu filan değilim. Ama göz var izan var. Jölelenmiş ve tamamen arkaya yatırılmış saçlar alnı olduğundan geniş gösterir. Halbuki Tuncay'ın alnı zaten kâfi derecede geniş. Diyorum ki öne alalım o saçları, dağıtalım, bir de öyle bakalım.
Ki Sinan Engin de aynı fikirde.
Sonra beyaz tenli, koyu renk saçlı bir kardeşimiz Tuncay. Beyaz tenli erkeklere en gitmeyecek renklerin başında bej tonları gelir. (Esquire'a bin tane kadar moda çekimi yapmışlığımız vardır gençken.) Futbolcumuzun gardırobunu inceleme fırsatım olmadı ama dünkü fotoğrafında üzerinde bejli bir gömlek ile yine bejli bir mont vardı. Daha koyu ve daha patlak renklere başvurmakta bir sakınca görmüyorum.
İmaj danışmanlığı ücretine gerek yok. Projeye katkımız olsun.