Maç telaşı

Sevgililer Günü'nü kazasız belasız aradan çıkarmış olmak pek de bir şey ifade etmiyor. Mühim olan bu badireyi atlatmak.

Sevgililer Günü'nü kazasız belasız aradan çıkarmış olmak pek de bir şey ifade etmiyor. Mühim olan bu badireyi atlatmak. Geceyi, evin duvarları yıkılmadan, dayak yemeden, fire vermeden sabaha bağlamak.
Şimdi siz pazar kahvaltısında çıtır ekmek, sucuklu yumurta ve taze demlenmiş çayınız eşliğinde şöyle bir göz atıyorsunuz belki bu sayfaya. Üstünüzde yeni uyanmış olmanın rehaveti, önünüzde arsızlık yapmayan, pek de talepkâr olmayan bir sıradan pazarın sükûneti...
Halbuki ben burada cümleleri birbirine bağlamaya debelenirken yanı başımda '4 saat 46 dakika kaldı, 3 saat 58 dakika' diye sol bacağını delice sallayan bir, bir, aaa, bomba buraya gidecek en uygun kelime, oturuyor. Ve gazetelerde üzerine iki çift laf edecek 40 çeşit şey olmasına rağmen (İbrahim Tatlıses perşembe gecesi artık cuma olmasına yarım saat kala çiçekçiye 100 adet gül siparişi vermiş. Güllerden ellisi Derya Tuna'ya, öbür ellisi de Asena'nın adresine gitmiş. Böyle de eşitlikçi bir sevgiliymiş!) insanın zihni ister istemez sadece bu maç mevzuu ile meşgul oluyor.
Kendi işinize bakmaya zorlasanız da kendinizi, bu 'futbolsuz alanda mahrumiyet pozisyonu' gayet asap bozucu oluyor. Bakınız Gaye Boralıoğlu'nun yazısı. ('Takımdan Ayrı Düz Koşu', Derleyen: Tanıl Bora, İletişim Yayınları)
Zaten insanın kendi işine bakmasını engelleyen dış faktörlerle çevrili vaziyetteyiz. Bizim mahallede sokağa çıkma yasağını andıran bir hal var; yollar kapandı, stadın içindeki Migros faaliyetlerine bugünlük ara verdi. Günler öncesinden herhangi bir sabah programı bile yapmanın yasak olduğu evin erkeği tarafından bildirildi. 28 telefon görüşmesi sonucunda maçın nerede kimlerle birlikte seyredileceğine ilişkin hayati kararlar sonuca bağlandı.
Organizasyona
ilişkin bir sıkıntımız yok yani.
Rüştü Saraçoğlu'nun yeni ihtişamlı girişine yakışan bir sonuçla ödüllendirildiğimiz takdirde, evliliğimde yakın vadede ciddi bir problem yaşayacağımı sanmıyorum!
Beşiktaş bilinci, semt bilinci ve mutlu aile bilinciyle çarpan yüreğimle birlikte (Bak geçenlerde yürek ızgara vardı işyerindeki restoranda, niye daha sık yapmıyorlar?) maazallah aksini aklımıza bile getirmiyoruz. Bir senkronizasyon sorunu oldu aramızda, farkındayım. Siz okuduğunuzda ak mı, kara mı, hikâye belli olacak. Ama 3 saat 22 dakika kala, elimden daha fazlası gelmiyor.
Portakal & Mandalina
Adını turunçgillerden almış iki küçük cennet keşfetmiş bulunuyorum. Artık bu seferki kutlamalara yetiştiremediysem de, vardır
illaki yakınlarda bir doğum günü, yıldönümü,
'tıyfıl'ları, 'maymun'ları, 'aşkiş'leri anma günü...
Birincisi Tangerine Cake & Coffee. Etiler'in hemen karşısında, Akatlar'da ufacık bir dükkân. Çok güzel pastaları, konyaklı, kakuleli, zencefilli, karanfilli kurabiyeleri var. İki küçük masada, espresso eşliğinde tadına bakabilirsiniz ya da sipariş verip eve getirtebilirsiniz. Bu ikinci faaliyet için (0212) 352 10 02 numaralı telefonla haşır neşir olmak icap ediyor.
İkinci adres, 'karşı'da. Göztepe'de Sahilyolu'ndan Bağdat Caddesi'ne çıkarken, hemen sağdaki Orange Cakes. Buradaki pastaların şöyle bir sorunu var aslında; hepsi birer oyuncak / biblo / heykel / dekoratif unsur olduğu için yemekten ziyade büfenin üstüne koyup gelene gidene gösterme arzusu doğuruyor insanda. Hakikaten haddinden fazla güzeller ve de içinizdeki sevgi tomurcuklarını dışa vurmakla yükümlü olduğunuz tarihler için bire birler. Yine bir faydam olsun size; (0216) 386 16 68 'portakal'cıların telefonu; artık bir hayır duası edersiniz.