Manisamani

Bu nasıl bir görmemişin tatilidir demeyiniz. Bu son fasıldır ey okur, ayın sonunu getiremediğiniz günlere ilaç niyetine not ediniz!

Bu nasıl bir görmemişin tatilidir demeyiniz. Bu son fasıldır ey okur, ayın sonunu getiremediğiniz günlere ilaç niyetine not ediniz!
Efendim, Manisa'daki Oto Sanayi gezimizi ve bunun neticesinde yaşadığımız o şahane Köfteci Ali maceramızı anlatmıştım. Öyle bir üst düzey memnuniyet içindeydik ki, dönüşte de uğramak zaruriydi.
Fakat Bodrum'da beraber olduğumuz Manisalı bir arkadaşımız, dönüş yolunda Manisa kebabı yemekle yükümlü olduğumuzu söyledi. Bu hakkımızı geçen sene İzmirli bir arkadaşımızın ısrarıyla İzmir'de kullanmış olduğumuzu, Köfteci Ali'ye sadakatsizliğin bize yakışmayacağını söyledik. Fakat gerçek Manisalı H., İzmir'de tattığımız salçalı soslu İskender'in köfteli versiyonu olarak özetlenebilecek kebabın işin esası sayılamayacağını, Manisa kebabının muhteviyatının pide, köfte, tereyağ ve sumakla sınırlı olduğunu, domates ve türevlerinin hadiseyi bozduğunu anlattı. Gülcemal adını beynimize kazıdı.
Bu noktada vaktiyle 'Dön de gülcemalini göreyim' dediği kızdan 'Haaa?' cevabını alan 'Biri Bizi Gözetliyor' mağdurunun kulaklarını çınlatıyor, bilmeyen başka çıtır kızlar da vardır ve böyle birkaç aşk daha alevlenmeden söner diye araya küçük bir hizmet sıkıştırıyorum: Gülcemal, gül yüzlü, gül güzelliğinde demek.
Dönelim Manisa'ya. Buradaki Gülcemal, şehrin içinde babadan oğula geçen bir salaş lokanta. Sadece Manisa kebabı yapıyorlar. Bir de sakızlı sütlaç.
Küçük parçalara kesilmiş ekstra pamuklukta pidenin üstünde serçe parmak ölçüsünde köfteler var. Üzerine leziz bir tereyağ kızdırılıyor, sumak serpiliyor. Bu noktada tereyağına acınmadığını da itiraf etmek lazım. Pideler hafiften yağın içinde yüzüyor ama asla ağır değil.
Yoğurtlu ve yoğurtsuz versiyonu var. Doğrusu nedir diye sorduğumuzda yoğurdun tereyağını öldürdüğünü söylediler. Böyle bir katliama razı olamazdık tabii, yoğurdu ortaya aldık. Ayrıca bol miktarda közde biber, domates, soğan geldi.
Şimdi arkadaşlar, görgüsüzlük etmek istemem. Ama dört kişi bütün bu ekstralarla birlikte
8 porsiyon kebap tükettik. Yardımcı kuvvet olarak da dört su, beş kola vardı. Bunları utanmadan sayıyorum, lafı neden Manisa'ya yerleşmek gerektiğine bağlayacağım. Hesap ne kadar geldi dersiniz? 17.5 milyon. Evet, tabii Manisa'da da Türk Lirası geçiyor.
Buraya yerleşmek için başka sebepler de var. B.'yi tetikleyenlerden biri Hükümet Konağı'ydı mesela; orada çalışmaya karar verdi. Öyle ihtişamlı bir bina. Sonra Hollywood Sinemaları'na baktık; 'Yeşil Işık', 'Ali' falan oynuyordu. İstanbul'la arada sadece birkaç haftalık fark vardı.
Şimdi yazının kesip saklanacak satırlarına geliyoruz. İşte Gülcemal'in adresi: Birinci Anafartalar Mahallesi, Banka Sokak, No: 3.
Kaşı, gözü, sözü
Memlekete vardığımızın ertesi günü, insan içine çıkma faaliyetinde bulunduk. Perşembe akşamı NuPera'da Murathan Mungan'ın 'Yüksek Topuklar'ının partisi vardı.
Mungan, birkaç teli bukle yapmış o etkileyici Atatürk kaşları, her baktığında insanın ruhunu gıdıklayan gözleri ve
havalı siyahları eşliğinde müthiş görünüyordu. Kokteyl son derece tıklımdı; Ayşegül Aldinç'ten Zuhal Olcay'a Nadire Mater'den Nihat Odabaşı'na bir dolu esaslı
karakter teşhis ediliyordu.
Kitap için bir şey söyleyebilecek durumda değilim; daha yeni başladım okumaya. Ama son aylarda en ihtirasla saldırdığım kitap diyebilirim. Ayrıca sadece ilanlardaki alıntılardan yola çıkarak, her normal
'yüksek topuklu'nun vazgeçilmez bahar/yaz aksesuvarı olacağı iddia edilebilir.
Bitirmeden Murathan Mungan'ın Şebnem
İyinam'a verdiği röportajdan bir alıntı
yapacağım, bayıldım çünkü.
"Toplumsal sistemdeki diğer hiyerarşik apoletler gibi, yıldız bekleyen insanların kaybeden rolüne sıvanmasını, sıvaşmasını çok çirkin buluyorum. Oğuz Atay olmadan Oğuz Atay olanlar, Borges olmadan Borges olanlar" diyor Mungan. "Anarşit olmanın da bir çeşit kültürel statü olduğunun hesabını yaparak, alelade insanların kendi imgeleriyle ilgili geliştirdiği stratejiler, kendilerine söyledikleri yalanların toplumsal alanda onanması... Gerçekten kaybediyorsan, gerçekten kaybedenler kadar mülksüz olman gerekiyor."
Son cümleyi 10 kere de büyük harfle yazmak istiyorum ama yerimiz bu kadar.