Mardin'de bienal, MÜGSF'de trienal!

Ağır ve kasvetli gündemin kamburu altında ezilmişken, bu bir çeşit 'Evet, iyi şeyler de oluyor' müjdesi: Türkiye'de...

Ağır ve kasvetli gündemin kamburu altında ezilmişken, bu bir çeşit ‘Evet, iyi şeyler de oluyor’ müjdesi: Türkiye’de biri bu akşam diğeriyse pazartesi başlayacak olan bir bienal, bir de trienal var!
Bienal deyince İKSV’ninkinin ötesine gidemeyenler, daha afili bir istikamet olarak da Venedik’i bellemişlerin tersine, yol bu defa batıya değil, güneydoğuya, Mardin’e uzanıyor.
Böyle bir proje olduğunu ilk kez geçen yaz sonu sanatçı Kezban Arca Batıbeki’den öğrenip meraklanmıştım. Mardin’de ‘Davetinizi Aldım Teşekkürler!’ adlı bir sergi tertip edilmiş, Kasımiye Medresesi, Zinciriye Medresesi gibi tek başlarına zaten ‘vay vay vay’ nidalarına layık yerler, üstüne bir de sanatla zenginleştirilmişti.
Rivayete göre bu sergi biraz antre babındaydı; Fikret Otyam’ın kızı küratör Döne Otyam’ın kafasında daha geniş ölçekli bir sanat etkinliği vardı.
Ve işte o da bu akşam itibarıyla hayata geçmiş olacak: Mardin Bienali’nin birincisi.
Bienalin ‘AbbaraKadabra’ başlığını görünce önce bunu ‘AbraKadabra’ okuyup Dilara ile Ahmet’in Arnavutköy’deki ilginç yeme-içme mekânını hatırladım ve pek de bir mana veremedim!
Meğer ‘Abbara’dan kasıt, Mardin’in paralel uzanan sokaklarını birbirine bağlayan dar geçitlermiş. ‘Abbara’, karanlık, oyuk, geçit anlamına geliyormuş. Bu bienalde sergilenecek işleri de, Kasımiye Medresesi, Zinciriye Medresesi, Tokmakçılar Konağı, Cumhuriyet Meydanı (Evet, tabii, burada da!) gibi yerlerle birlikte, işte bu abbaralarda da görmek mümkün olacakmış.
Kimlerin işleri peki? Yerli ve yabancı 61 sanatçının. Tomur Atagök, Erdağ Aksel, Kezban Arca Batıbeki, Arzu Başaran, Selim Birsel... diye saymaya başlayalım fikir vermesi itibarıyla. Bizim halk arasında Hüseyin Çağlayan, hatta ‘Vöööög’ adını verdiğimiz, formal alanda hâlâ Hussein Chalayan olarak geçen, Kıbrıs asıllı sanatçı-tasarımcı da var mesela.
Mardin Bienali 5 Temmuz’a kadar sürecek. Kavurucu sıcağa kalmadan gidip bu benzersiz şehrin sanatla nasıl bir teşrikimesaiye girdiğini görmek çok hoş olurdu eminim...  
İstanbul’da yaşayanlarımız genellikle daha şanslı oluyor, trienal için fazla uzağa gitmeye gerek yok, bu kültür-sanat etkinliği hemen yanı başımızda, üstelik de renkliliğinden, zenginliğinden kondurulmayacak biçimde bir devlet üniversitesinde:
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğrenci Trienali’nin 7 Haziran Pazartesi itibarıyla beşincisi düzenleniyor ve de insan muhteviyatına göz atınca, bu hareket-bereketin, bu çeşitliliğin bir devlet okulunda olmasına hakikaten afallıyor.
Trienalden, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin Dekanı Prof. Dr. Nazan Erkmen sayesinde haberdar oldum ve doğrusu hocanın telefondaki zerre kasmayan, snobe etmeyen, tatlı ve heyecanlı konuşmasına da bayıldım. O hararetle programa ve katılımcılara bakınca, hem keşke görsek dedirten yaratıcı işler hem de sempozyum dahilinde keşke vakit olsa da gitsek dedirten sunumlara rastladım.
MÜGSF’nin Uluslararası Öğrenci Trienali’ne ABD’den Azerbaycan’a, Çin’den Meksika’ya, İtalya’dan Peru’ya 44 ülkeden 93 sanat/tasarım kurumu ve 500 öğrenci katılıyor. Fakat 30 Haziran’a kadar sürecek olan trienalin bir de önümüzdeki hafta başında, 8-9 Haziran (Salı ve Çarşamba günleri) gerçekleşecek olan ‘Batı’nın Doğusu-Doğu’nun Batısı; Sanat ve Tasarımda Yeni Yaklaşımlar’ başlıklı bir uluslararası sempozyum bölümü var ki, cevher... ‘Kültürler Arasındaki Farklılığın Mutfak Tasarımına Etkileri’ni inceleyen poster sunumunu görmek isterim şahsen!