Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan...

Bu yazıya başlık bulmak da bir dert. 'Yeni Hayat'ı ödünç alacaktım Pamuk'tan.

Bu yazıya başlık bulmak da bir dert. 'Yeni Hayat'ı ödünç alacaktım Pamuk'tan. Ama ne kadar yepyeni olabilecek hayatımız neticede, şüpheliyim.
Marquez'den 'Kırmızı Pazartesi'yi çalacaktım. Dedim ki bir başlık uğruna ya Rab, öbür renkler solacak!
Sinemadan hareketle 'Bloody Sunday' yazacaktım; bu yıl Berlin Film Festivali'nde 'En İyi Film' ödülü aldı kendileri. Sonra tövbe dedim, durduk yerde hiç lüzumu yok 'Kanlı Pazar'ların.
Nihayetinde Yahya Kemal'in 'Sessiz Gemi'sine sığındım. Ve Hümeyra'nın tabii.
Ben bu satırlarla oynarken akıbetimize dair hiçbir işaret yok henüz. Ama siz sabah gazeteyi aldığınızda, ak mı kara mı, halimiz belli olacak.
Tam bir meçhule giden gemi yani. Kalkıyor bu limandan. Ve kalkmalı aceleyle. Zira daha akşamki televizyon şenliklerine eşlik edecek 1000 kadar bira şişesinin eve transferi işine girişmedik.
Hafta içinde çok acayip bir şey oldu. İki adet televizyon kanalından seçim programı teklifi aldım. Önce dedim ki herhalde delirdiler. Hayatta siyaset üzerine en fazla 'Catherine hanımın dip boyası gelmiş' diyebilecek bir garibanı, ortada maymun mu etmek istiyorlar? Fakat sonra baktım, Havuç'un bile davetli olduğu seçim programları var. Bir renk, bir koku olayı yani.
Televizyoncularla tuhaf bir ilişki var aramızda zaten ne vakittir. 'Aaaa bak bu konuşur gibi yazıyor' diyor ve konuşur gibi de konuşacağımı düşünüyorlar herhalde; böyle enteresan bir talep. Fakat benim tarifsiz/talihsiz/tedavisiz bir TV fobim var. Devreye kameranın gireceği düşüncesi bile elimi ayağımı dolandırıyor. Ezberim dağılıyor, lahana bebek oluyorum. En fazla kahkaha efekti olarak kullanılabilirim yani. O yüzden de televizyona çıkmamaya, hani yeminliyim demeyeyim ama, peyce ısrarlıyım. Ayrıca da seçim sonuçlarını şöyle yayılarak izleme lüksünü öyle kolay kaptırmam.
'Bak kadın bu sefer de saçma sapan televizyon korkularını anlattı bu tarihi günde' mitingine hazırlandığınızı hissediyorum. Önlemimi aldım! Bari dedim, biraz ansiklopedi karıştırıp halkımıza faydalı iki bilgi kırıntısını üst üste dizeyim.
'Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Türkiye Ansiklopedisi'ne, 'Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi'ne baktım. İyi hazırlamışlar! Ama bünye alışık değil o kadar okumaya. Hem o güzelim makalelere de yazık; kırpsan kırpılmaz.
'Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi'nde Zafer Toprak'ın kaleme aldığı 'Seçimler' bölümü biraz daha baş edilebilir kısalıktaydı. Cumhuriyet'in ilanından sonraki ilk seçim 1927'de yapılmış. Davullu zurnalı, bandolu alaylarla oy kullanmaya çağırmışlar milleti. İstanbul'da milletvekili seçimine 1458 ikinci seçmen katılmış. Sandık Darülfünun konferans salonuna konulmuş. Halk Fırkası adayları dışında 6 da bağımsız varmış. Sadece birine, tütün amelesi Hüsnü Hasan Efendi'ye bir oy çıkmış!
O dönem milletvekilliğine seçilenleri sorarsanız, duyan gelmiş: Hamdullah Suphi Tanrıöver, Refik Saydam, Yusuf Akçura, Abdülhak Hamit Tarhan, Ahmed Rasim, Süreyya İlmen...
Bu arada Anadolu yakasında ikamet edip de Süreyya İlmen'in anılarını okumayan varsa kınarım. Adam koskoca Süreyya Sineması artı bir zamanların Süreyya Plajı; daha ne olsun.
Bir kitap daha; ilgilisine. François Georgeon'un Tarih Vakfı'dan çıkan 'Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri/Yusuf Akçura (1876-1935)' isimli kitabını da Alev Er Türkçeye kazandırmıştır. Eski patronumdur. Çok severim. Bu vesileyle selam ederim!