Meğer Çankaya'da tek çözüm perukmuş!

Bu da oldu ya. Şapka sakaletinden daha beteri peruk da 'ciddi' bir öneri olarak, hem de ilan formatında yerini aldı ya. </br>Pazar günkü Cumhuriyet gazetesinde bir ilan yayımlandı:

Bu da oldu ya. Şapka sakaletinden daha beteri peruk da 'ciddi' bir öneri olarak, hem de ilan formatında yerini aldı ya.
Pazar günkü Cumhuriyet gazetesinde bir ilan yayımlandı: 10.5 X 9.5 cm.'lik gayet 'ele gelir', göze çarpar bir duyuru, fütursuzca emir kipinde:
"Sayın HAYRÜNNİSA GÜL Çankaya Köşkü'ne çıktığınızda,
ideolojik bir simge olan türbanınızı, modacılar eliyle, modern ve daha şık bir hale getirmeye kalkmayın. TEK ÇÖZÜM PERUK'tur. Hem de istediğiniz renkte ve istediğiniz biçimde..."
İlan sahibi, Kadın Haklarını Koruma Derneği Genel Başkanı Avukat Gönül İşler. Bu kesinlikte. Netlikte. Kolaylıkta. Buyuruyor.
(Bu arada ne 'yaratıcı' duyurular var Cumhuriyet'te, inanılır gibi değil. Biri mesela Erbil Tuşalp'in 'Güle Güle Sayın Sezer' başlıklı metin çalışması: "Bitti bitiyor, gitti gidiyor derken şimdi Sezer'li yılları tüketmenin acısını yaşıyoruz. Ama Sayın Sezer iyi ki siz vardınız. Size teşekkür ediyoruz. Aydınlığınızı, direnişinizi, dik duruşunuzu, özleyeceğimizi biliyoruz. Size ve ailenize sağlık ve esenlik diliyoruz. Güle güle Sayın Ahmet Necdet Sezer..." Bir başka ilanı da Kıymet Şandırı vermiş, iki sütuna üç parmak: "Sayın Gül, Benim de Cumhurbaşkanım olmayacaksınız.")
Ama en güzeli, şüphesiz son dönemin prim yapan işlerinden eksik kalmak istemeyen Gönül İşler'in 'ar', 'had' gibi kavramları baştan yorumlayan, meseleyi 'tek çözüm' noktasına getiren ilanı. Kutluyoruz.
Hayrünnisa Gül nasıl bir cumhurbaşkanı eşi olacak?
Çankaya'ya çıkışı en tartışmalı cumhurbaşkanı eşi olarak şimdiden tarihte yerini aldı ama asıl bundan sonraki performansıyla tarihe nasıl geçecek? Tabii ki nevi şahsına münhasır biri olacak ama yine de tavrıyla, tarzıyla, ex 'first lady'lerden en çok kimi hatırlatacak?
1. Köşk'te kısa sürede mükemmel bir düzen kuran, mönüleri düzenleyip aşçıbaşına bildiren, mutfağa bizzat girmekten gocunmayan, çalışanlara bir örnek kıyafet diktiren, Çankaya'ya kadınların da gelmesi için kabul günleri başlatan Latife Hanım'ı mı?
2. Başkentin önde gelen kadınlarıyla ilişkiler kuran, çay günleri düzenleyen ama içkili muhabbetlerden hoşlanmayan, oruç tutan, kurban kesen, namaz kılan ancak dini yönünü hiçbir zaman kamuoyuna göstermeyen, mütevazı tavırlarından vazgeçmeyen Mevhibe İnönü'yü mü?
3. Mustafa Kemal'i memnun ederken İstanbul'u rahatsız ettiği için kaçması icap eden Celal Bayar'ı destekleyip, henüz 23 yaşındayken eve gelen polisleri içeri sokmamayı başarıp kolluk güçleri kocasının peşine düşmesin diye gece boyu fesi bir takıp bir çıkararak, bir kendisi bir kocası olarak gölge oyunu oynayan zeki ve becerikli, çevredeki fakir okullarda paltosu olmayan çocuklara palto dikecek kadar da hayırsever, dert dinler Reşide Bayar'ı mı?
4. Gençliğindeki 'Manolya Melahat' lakabına rağmen sadeliği ve tevazusuyla hayranlık toplayan, kendini hep arka planda tutan, bir çift küpe dışında takıp takıştırmayan, "Ben ne Paşa ne de Reisicumhur karısı oldum, ben hep mutfaktaydım" diyen, mutfağa düşkünlüğüyle ama mutfak masraflarını kendisinin karşılamasıyla tanınan Melahat Gürsel'i mi?
5. Köşke çıkmasıyla birlikte kendini dekorasyona ve alışverişe veren, bu yolda şirazeyi biraz kaçıran, kızına "Kraliçe Elizabeth'e serilecek doğru dürüst bir çarşaf takımı olmadığını hatırlıyorum; ağabeyimin karısının çeyizindeki takımları getirerek çözmüştük sorunu", gelinine de "Annem cumhurbaşkanlığı devrinde o kadar çok elbise diktirmiş ki, bazılarını hiç giymeden dolaba kaldırmış" dedirten Atıfet Sunay'ı mı?
6. Sanki hep ayrıcalıklı bir yeri olan, ailesi ve ressamlığıyla hem çok üst düzey hem de biraz snob ve halktan uzak olmakla suçlanan, halbuki Uğur Çakıcı öldürüldüğünde komşusuna "Çok üzüldüm, mert kadındı" diyen Emel Korutürk'ü mü?
7. Çankaya'da hiç ikamet etmeyen, resmi protokolde yalnızca tek kere, bir 30 Ağustos Balosu'nda yer alan, sade ve tutumlu, şaşaadan hoşlanmayan, 12 Eylül'de Genelkurmay Başkanlığı lojmanlarında kalırlarken Çankaya'ya taşınma önerisine "Darbe yapılıp gelindi, bizim taşınmamızın resmi olması gerekir. Referandum yapılmadan, halk istemeden asla gitmem" diyen Sekine Evren'i mi?
8. Bir efsane, bir dönem, bir kapak kızı olan, kendine güveni
ve rahatlığıyla dikkat çeken, kocasının yanında daima neşeli,
âşık bir kadın fotoğrafı veren, hep çok tartışılan Semra Özal'ı mı?
9. O meşum röportajdan sonra ketumlaşmasına rağmen, hafızalarımızda yer ettiği üzere durgun değil tam tersi konuşkan, dobra, lafı gediğine koymalarına bakarsak zeki ve hazırcevap olan, arada kocayı bozmaktan bile çekinmeyen Nazmiye Demirel'i mi?
10. Mesafeli, ağır, zarif, hakkında hemen hiçbir şey bilmediğimiz, sadece saç başta değil genel hayatta da seçtiğini tahmin ettiğimiz gri tonlarla hatırlayacağımız Semra Sezer'i mi?
Hayrünnisa Gül, benim tahminim, önceleri ortalığı germemek için biraz arka planda duracak. Ama güçlü bir kadın.
Zeki, akıllı, girişken bir kadın. En önemlisi: Aslan burcunda, 42 yaşında genç bir kadın. Dolayısıyla pasif olmayacak, sorumluluk almaktan korkmayacak. Zaman içinde pek çok sosyal sorumluluk projesi geliştirebilir, faydalı işler çıkarabilir, şimdiye kadarkiler gibi gölgede kalmayıp gayet canlı ve aktif bir cumhurbaşkanı eşi olabilir. En azından ben onu öyle hayal ediyorum.
Bebek Camii'nde düğün
Yaz sonu düğünler için iyi zamandır, pazar günü yine pek çok kişi evlendi. Serpil ile İlhan da bir yastıkta kocamak üzere imza atan çiftlerdendi.
Serpil'in anne ve babası Nilüfer-Fikret Çakar ile damadın ailesi Fatma-Seyfettin Çetin, yaklaşık 300 davetlinin düğün merasiminde aralarında bulunmasından onur duyacaklarını ifade ettikleri şık bir davetiye de bastırdılar, mehter takımından semazenlere işin atraksiyon kısmını da epey geniş tuttular, etli pilavı da esirgemediler.
Ama bu düğün, diğer evlilik törenlerinden, en çok konumu itibarıyla ayrıldı. Serpil ile İlhan, Bebek Camii'nin bahçesinde/avlusunda 'Evet' dedi. Damadın babası Seyfettin Çetin, Bebek Camii'nin imamıydı ve oğlunun mürüvvetini burada görmeyi uygun bulmuştu.
Haziranda arabayla Ege'den İstanbul'a dönüyorduk. Su almak için bir benzincide durduk. Benzincinin hemen bitişiğinde bir mescit vardı, orada da bir düğün, sünnet düğünü. Hem bitişiğin benzinci, çapraz köşenin benzinci tuvaleti olmasından gelen garip müstehcen hal, hem o yüksek sesle okunan mevlitin insanın tüylerini dikmesi, bilmiyorum belki de tam o anda telefonla Ufuk Güldemir'in vefat haberini almamız, benim için o benzinci mescidindeki sünnet düğününü unutulmaz etti. Acaba böyle bir trend mi yükseliyor? Camide düğün?
Millet bu Bebek Camii düğününe iki türlü sinirlenmiş: Camide düğün mü olurmış, bu ne rezalet? Şeriat, düğün bayramla mı geliyor?
Camide düğün yapmak için Valilik ve Diyanet'ten izin aldığını söyleyen imam Seyfettin Çetin'in CV'si de pek parlak değil. Hatırlayınız, evet o: Sırtındaki Arapça 'Allah' dövmesi yüzünden öldürülen She Bar'ın barmeni Oğuz'un cenaze namazını kıldırmayı reddeden zat.