Mesele penis değil, dil

Bazı okur, okumaz. Bazısı da tercihini, tamamen tersinden anlama yönünde kullanır. Sık karşılaşılan bir durum. </br>Netlik ayarını yaptığınızı sanırsınız. Boşuna.

Bazı okur, okumaz. Bazısı da tercihini, tamamen tersinden anlama yönünde kullanır. Sık karşılaşılan bir durum.
Netlik ayarını yaptığınızı sanırsınız. Boşuna. Ertesi gün gelen bazı yorumlar, kafaların bambaşka işlediğini, algıların apayrı
çalıştığını gösterir. Niye öyle düşündüğünüz için fırça yersiniz, halbuki yazının tamamı öyle düşünmediğiniz üzerinedir.
Son örneğini, 'P'enis Roman' kitabının manasızca Enis Batur'a mal edilmesini konu alan pazar günkü yazı üzerine yaşadık.
Helin B., şöyle yazmış:
"Pazar günkü yazınızda ben bir lafınıza şaşırdım. Aynı şekilde Enis Batur'un tavrına da... Başlığı veya içeriğinde 'penis' lafının bolca geçtiği bir kitabın Enis Batur tarafından bu kadar 'aşağılıkça' algılanılması, sizin yazınızın sonunda 'alt sınır'lara getirmeniz beni çok şaşırttı. Cinsel ifade özgürlüğü olmasına çalıştığımız bir dönemde, kendimizi cinsel olarak ifade etmeyle cebelleştiğimiz, bunun zorluklarını çektiğimiz bir dönemde, paylaşmak bir yana danışacak birilerinin bu kadar az olduğu bir ortamda bu tarz kitapların aşağılanmasını istemiyorum. Çünkü ben alıyorum, para veriyorum ve okuyorum. Pek çok arkadaş çevresinde insanların konuştuğu konulardan çok daha gerçek, isabetli ve samimi buluyorum (kitabı okumamama rağmen bunu söylüyorum, ticari olsun, ne olursa olsun). Başında 'penis' kelimesi geçmesi mi bu kitabı tu kaka yapıyor? Ben tam tersine başında 'aşk' kelimesi geçen kitaplara daha kuşkucu yaklaşıyorum, çünkü onları çok daha az samimi, daha ticari ve çok da sıkıcı buluyorum. Kısacası 'penis' kelimesinin başlı başına riskli/iğrenç/kötü çağrışımlar yapmasına karşıyım. Ve 'alt' sınırlar yerine neden 'yan' sınırlar olmasın? Enis Batur'un tarzı değil biliyorum ama bu bir seviyesizlik değil, stil farklılığı, o kadar bence.
İyi çalışmalar dilerim." (Helin B.)
Bir dakika, tabii ki içinde 'penis' kelimesinin geçmesi bir kitabı tu kaka yapmıyor, ne alakası var? 'Aşk'a ben de aynı oranda gıcığım, ayrıca da 'penis'in 'riskli/iğrenç/kötü çağrışımlar yapması' noktasına nasıl geldiğimizi anlayamıyorum.
Helin hanıma, herhalde savunduğu yayını bir alıp karıştırmasını önermek lazım önce. Orada görecek: Kitapta kullanılan lisanın Enis Batur'a ait olmadığı çok belli, benim de anlatmaya çalıştığım buydu: Krizin manasızlığı.
'Alt sınır'dan kastettiğim 'belden aşağı' bir şey değil ki; edebiyatla/dille/anlatımla derdi olan biri, bu alanda belli bir eşiğin altına düşemez, onu demeye çalışıyorum.
'Seviyesizlik' hiç kelimem değil; ama stil farklılığından bahsediyorsak, tarafların ayrı ayrı da olsa birer stil taşımasını beklemek çok mu naif bir talep?
Çok daha tatmin edici, hem eğlenceli hem de yeni yetme günlüğünden hallice bir penis kitabı tabii ki yazılabilir; çok da şahane olur. Kimsenin derdi penisle değil. Apayrı tarzdaki dilleri, anlatım biçimlerini birbiriyle karıştıran akılla, izanla.
Mektup sahibi Helin hanımdan, bu ismin en şöhretli taşıyıcısı Helin Avşar'a meylederek bağlayalım: Televizyon çok başka bir şey; sevdiğinizi sandığınız bir insanın gözünüzden düşmesine sebep olabildiği gibi hiç beklemediğiniz anda tam ters yöne de savurabiliyor. Helin Avşar'a sempati besleyeceğim aklımın ucundan geçmezken;
'Şarkı Söylemek Lazım'da, çabasıyla, hevesiyle, heyecanıyla, evet hiç de fena değil.