Milletvekili yemininin hatırlattıkları

'Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma;

'Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyet'e ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa'ya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.'
Toplam 60 kelime. 11 tane 've'.
Dört virgül ve üç noktalı virgül. Biraz fazla kalabalık değil mi?
Yıllar öncesinden, unutamadığım bir Beral Madra cümlesi vardır:
"Geçen ay açılan sanat fuarlarında gezerken 20. yy ve günümüz sanatıyla ilgili yerli ya da yabancı kitapların eksikliğini, ithal edilen kitapların daha çok 'kahve masası kitabı' türünden olduğunu, Türkiye'deki sanata ilişkin yayımlanmış kitapların ve katalogların (örneğin Yapı Kredi Yayınları, Akbank, Aksanat ve İş Bankası Yayınları gibi) ağırlıklı olarak modernist ekspresyonist ve soyut yerel resime odaklandığını,
son 30 yıldır gerçekleşen sergiler, üretilen yapıtlar ve yerleştirmeler üstüne bir kaynak bulmanın olanaksızlığını bir kez daha keşfettim."
Bu cümle 73 kelimedir. Ama hakkını yemeyelim, toplama oranla 've' adedi gayet mütevazıdır: Sadece beş tane.
Sanat yazılarında hedef kitle zaten bambaşka konumlandığı için, cümle başına düşen sözcük sayısı da genellikle 50'den aşağı düşmez. Buna alışığız.
Ama milletin tamamını, ilkokul mezunu olmayanını da, Doğu'da yaşayanını da kucaklama iddiasında olandan böyle cümle ummayız, değil mi?

148 kelimelik 'o' cümle
Umduğumuzu değil, bulduğumuzu yazalım: 13 Nisan 2007 Cuma tarihli Cumhuriyet gazetesinde, iki sayfaya yayılmış 'Cumhuriyet ve Demokrasi Güçlerine Çağrı' başlıklı metinde yer alan o tarihi cümle çalışmasını:
"Cumhuriyetin, tam bağımsızlığı, ulusal egemenliği, çağdaşlaşmayı ve laikleşmeyi içerip öngören kurucu felsefesine ve özgürlükçülüğü, çoğulculuğu ve katılımcılığı da aşarak günümüzde insan haklarına dayalılık ve insan merkezliliğine ulaşmış çağcıl yönetim felsefesi demokrasiye karşı, teokrasiye dönük, çağdışı ve din/dinsel merkezli bir yönetim felsefesi, cumhuriyet ve demokrasiyi savunan güçlerin aymazlığı, güç birliği, bağlaşma ve birleşik duruş bilincinden yoksunluğu ve askersel güçlerin Cumhuriyet Devrimi güçleri ile bağlaşıklıktan koparak 12 Mart 1971'den doğrultu düzeltmesi yaptığı 28 Şubat 1997'ye değin süren cumhuriyet ve demokrasiye karşı güçlerle bağlaşması ve belirleyici olarak da ABD emperyalizminin Türkiye için öngörüp planlayarak 12 Eylül 1980 askersel darbesi ile yürürlüğe koyduğu Yeşil Kuşak projesi, 12 Eylül despotik askersel diktatörlük güçlerinin bu proje uyarınca ülkemizdeki cumhuriyet ve demokrasi güçlerini bir daha toparlanamayacak biçimde dağıtarak, doğal bağlaşıkları dinsel ve feodal güçlerle bağlaşması sonrasında ve bugün Ilımlı İslam projesine dönüştürülmüş olarak iktidarı ele geçirmiş ve beş yıla yakın bir süredir iktidarda bulunmaktadır."
Deniz Baykal, seçim sonuçlarını değerlendirip yenilginin sorumlularını sıraladı ya... 148 kelimelik bu cümleyi bir kere daha okusa, acaba kendisine de batıracak, şöyle en incesinden bir ensülin iğnesi bulur mu?

Kısa cümle ısırmaz!
Tabii 148 kelimelik bu başyapıttan sonra, 60 kelimelik mini minnacık milletvekili yemini ne ki?.. Adeta 'Ali topu tut'. Ama ne kadar 'es'siz, ne kadar zor okunur bir cümle o... Nerede nefes alınacağı, nerenin vurgulanacağı belli değil. Lüzumundan fazla uzun, fazla bitişik... "Demokratik ve lâik Cumhuriyet'e ve Atatürk ilke ve inkılaplarına" kısmındaki bir kelime bir 've', iki kelime bir 've'; 'Bir berber bir berbere' tekerlemelerinden ya da 'iki ters bir düz' örgü modellerinden esinlenmiş gibi.
Bu milletvekili yemininden, içerik bozulmadan rahat üç cümle çıkar. Yemin de nefes alır, yeminci de.
Haklarını yemeyelim; tüm engellere rağmen son derece doğru vurgulayarak, mana katarak yemin eden milletvekilleri vardı.
Ama bu, cümleyi aklamaz. Kısa cümleden korkmamalı, ısırmaz.

Müsamereye ne gerek var
Madem yemin metni zaten 'maceracı', riski bertaraf etmek için ne yapmalı?
Paşa paşa okumalı önünden; hitabet sevdasına kapılmadan, gözünü kelimelerden ayırmadan, teklemeden, sürçmeden, mümkün mertebe hem hızlı hem manalı... Aralarda kafayı kaldırıp göz teması kurmaya bile gerek yok. Evet, şık duruyor ama aynı zamanda da risk taşıyor.
Lakin dünkü törende, her zamanki gibi bir de bu ağdalı cümleyi ezbere söylemeye çalışanlar vardı. Özenmiş, ezberlerim sanmış, uğraşmış, evde kendi kendine, hanıma, çocuklara, baldıza, kayınçoya teklemeden okumuş... Gel gör ki kürsüde heyecanlanıyor. Hadi bakalım, sil baştan, sil baştan, her başa dönüşte daha da sırıtarak hem...
Milletvekili mi, müsamere çocuğu mu? İnsan kendi eliyle, beyniyle, diliyle, kendini bu hale nasıl düşürür?
Gazeteler çok insaflı davranıp sadece 'Heyecanlı' demişler yeminini ancak dördüncü denemesinde tamamlamayı başaran AKP Ankara Milletvekili Burhan Kayatürk'e.
AKP Bingöl Milletvekili Yusuf Coşkun da sürçerek 'ülküsü' yerine 'içgüdüsü' demiş!
Ayla Akat Ata da tekledi ama tatlıydı, gülerek sempatik bir biçimde toparladı.

Döpiyesler savaşı
Gözler bariz biçimde DTP'de, en çok da DTP'nin kadın milletvekillerindeydi. Evet, galiba hepsi fön çektirmişti! (Bknz. dünkü yazımız)
Kıyafet olarak daha çok siyah etek-ceket içine beyaz gömlek tercih edilmişti, Krem, uçuk pembe ve uçuk gri/mavi gömlekler de mevcuttu.
Beyaz takımlar da dikkat çekiyordu. CHP'li Güldal Mumcu'nun beyaz ceketiyle incisi, AKP'li Nükhet Hotar'ın siyah biyeli beyaz ceketi şıktı. DTP'li Sevahir Bayındır, uçuk pembeyle pudrayı kombinlemiş ve
gayet güzel yakıştırmıştı.
En kör gözüne kılık, CHP Adana Millevekili Nevin Gaye Erbatur'un beyaz üstüne siyah altı ok işlemeli, 'logolu' ceketiydi. Louis Vuitton mağaza açılışına, evdeki yegâne Louis Vuitton çantasını koluna takarak giden reklamcı kızcağızlar vardır, gücenmesin ama onları hatırlattı.