Müjde Ar, Pınar Kür, Çiğdem Anad ve Aysun Kayacı bir ekrana sığar mı?

Leman Sam'ın, evdeki karafatmaları nasıl patates püresiyle beslediğini anlattığı röportajdan beri okuduğum en güzel magazin söyleşisi, gene Günaydın'daydı.

Leman Sam'ın, evdeki karafatmaları nasıl patates püresiyle beslediğini anlattığı röportajdan beri okuduğum en güzel magazin söyleşisi, gene Günaydın'daydı.
Bu defa da Belgin Çoban;
Müjde Ar, Pınar Kür ve Çiğdem Anad'ı bir araya getirmiş. Sebebi, NTV'nin 'Haydi gel bizimle ol' isimli yeni programı.
Aslında satır tuşlamasına sakat zamanda girdik: Programın ilkinin yayın saati, bizim yazı teslimatıyla sizin gazete teması arasına sıkışıyor. Ama olsun, seyrinin bol malzeme vereceğini, söyleşi de muştuluyor.
İki dirhem gazete/dergi tecrübesi olan bilir, dört kişiyi bir araya getirmek, deve&hendek egzersizinden beterdir. Burada da son dakikada Aysun Kayacı cephesinden dizi çekimlerinin bitmediği kötü haberi gelmiş. Kadronun geri kalanının 'asla Aysun'u çekiştirmediğini, bilakis kol kanat gerdiğini' yazan Belgin Çoban, Çiğdem Anad'ın "Aysun Kayacı'ya anne olduğumuz için bakışımız farklı. Aysun'a biz daha sıcak ve daha şefkatli bakıyoruz" sözünü de örnek gösteriyor.
Anad, Müjde Ar ve Pınar Kür'e muhabbetini sunduktan sonra, "Aysun Kayacı da genç, çıtır, 'güzel kadın kim' dendiği zaman herkesin aklına geliyor. Ve bir üniversite öğrencisi. Fikrinin, görüşünün ne olacağını birçok insanın merak edeceği bir tip o" dedikten sonra aniden sapıyor: "Çünkü daha yaşı kaç ki, bilgi birikimi ne ki... Ama bizim ifade edemeyeceğimiz şeyleri ifade edecek. Biz o kadar genç değiliz, biz o bakış açısına hiç sahip değiliz, gençken de değildik. Biz farklı kültürlerde, farklı terimlerde, farklı alanlarda, farklı çevrelerde büyüdük. Onun zemini başka. Biz o zemini de anlamak istiyoruz."
Ezmiş, kıymış, rendelemiş Kayacı'yı. Ne acayip biçimde 'Güzel ve Dâhi'lemiş öyle.
Derken laf 'İkoncan' rumuzlu Eda Taşpınar'a geliyor. Kür "Who?" diye soruyor, sonra nick'ten değil ama isimden hatırlıyor, Ar mevzuya hâkim, Anad ise net biçimde iki yerde "Ben tanımıyorum" ve "Ben bilmiyorum" diyor. Bir gazeteci olarak, Eda Taşpınar adını duymamış, öyle mi?
Bu hiç anlamadığım bir şey. Kendinizi savaşlarla, dünya gündemiyle, düşünce ve ifade özgürlüğüyle, en can alıcı mevzularla tanımlıyor olabilirsiniz. Eda Taşpınar, ilgi alanlarınızın çok dışında kalabilir. Makuldür, anlaşılır. Ama bu ülkede yaşıyorsunuz, değil mi? Ve bu ülke gazetelerini, hele ki bir gazeteci olarak, en azından sabah elinizden şöyle bir hızlı, geçiriyorsunuz.
Eda Taşpınar'ı önemsemiyor, sevmiyor vs. olabilirsiniz. Ama adını duymamış... Şöyle kaba bir hesapla, yaz mevsiminden rastgele beş tane Hürriyet'i sadece elinize almanız mesela, onun varlığından haberdar olmanıza yeter. Bu yaz adı neredeyse en çok telaffuz edilen insanlardan birinden bahsediyoruz, siz ne diyorsunuz?..
Nitekim bir sonraki sütunda "Fakat Müjde, Eda Taşpınar'ın ayakkabılarını yanındaki sevgilisine taşıtmasına inanamadım" diyor Çiğdem Anad, "Hiçbir adam benim ayakkabılarımı taşımadı, ben de taşı diye vermedim..."
İşte! Her koşulda kadın diye bir şey var. En düşünce özgürlüğü kaygılımızın bile en nihayetinde kendini konumladığı yere bakar mısınız... Mesele kendiliğinden aydınlandı, daha ne diyeyim...