Nostaljik bir şarkı olarak 10. Yıl Marşı

Evin karşısındaki parkta yaz boyunca çok çeşitli şenlikler düzenleniyor.

Evin karşısındaki parkta yaz boyunca çok çeşitli şenlikler düzenleniyor. Evvelki hafta sonu Semiha Yankı ve Çiğdem Tunç önderliğinde, pek çok o dönem müzisyeninin de misafir sanatçı olaraktan sahne aldığı bir ‘Nostaljik Şarkılar’ gecesi vardı.
‘Anlamazdın’ın birkaç kere bis yaptığı gecede, ‘Zil Şal Ve Gül’e varana kadar bir sürü çocukluğumuz parçası söylendi, bol alkış ve tezahürat topladı.
Peki gecenin finali hangi şarkıyla yapıldı dersiniz? ‘Kaybolan Yıllar’? ‘Arkanı Dön ve Çık’? ‘İşte Öyle Bir Şey’?
Hiçbiri. Hep bir ağızdan o ana kadarki toplam volume’da söylenen ve tabiat üstü bir coşku yaratan final parçası, “Çıktık açık alınla 10 yılda her savaştan” diye başlıyordu!
Saat gece 1’i geçiyordu, ahali o ana kadar hem yapışık sıcaktan hem de bu eski 45’liklerin hatırlattığı o ilk göz ağrılarından gevşemişti ve şimdi bu kadın ağırlıklı kitle, canından can kopar gibi, kanının değilse de parfümle ağırlaşmış terinin son damlasına kadar haykırıyordu:
“Türk’üz Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi/Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri!” Hep birlikte cepheye gider gibiydik.
10. Yıl Marşı tabii ki gecenin en çok alkış ve ıslık alan ‘nostaljik parça’sı oldu. Kıyamet koptu. Lakin kesmedi. Tekrar! Bi daha! Haydi! Hep beraber! Selamiçeşme Özgürlük Parkı’nda gırtlaklar yırtılırcasına ikinci defa söylendi 10. Yıl Marşı.
İfadelerine, ifadelerinden geçen heyecanlarına, sevinçlerine, hırslarına, öfkelerine baktım. Hassasiyetlerini düşündüm. Korkularını... Neyi ne zannediyor olduklarını...
Melodisi son derece kolay akılda kaldığı için hemen her ilkokula gitmişimizin söyleyebildiği, bu yüzden de sevebildiği o 10. Yıl Marşı’nın sözlerinin devamını kaçı biliyordur? Kaçı sahiden, canı gönülden katılıyordur o sözlere? Şimdi? Hâlâ? Gerçekten? (“Türk’üz bütün başlardan üstün olan başlarız/Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız”)
O “imtiyazsız” kısmını misal, tasvip ediyorlar mıdır? İş kendi imtiyazlarından vazgeçmeye geldiğinde de caz yapmadan? ‘Haykıracak Nefesim Kalmasa Bile’ esnasında, tam da kendinden bir Ajda yaratmışken, yanına bir kapıcı ailesi yanaştığında suratını ekşitmeden? (“Örnektir milletlere açtığımız yeni iz/İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kütleyiz”)
“Kötülük” ve “gerilik”ten ne anlıyorlardır tam olarak? (“Bir hızla kötülüğü geriliği boğarız/Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız”)
Bu kadar fazla “Türk” geçmesinden biraz tedirginlik duyan mesela, var mıdır?
Derken şaşırtıcı bir şey oldu: ‘Nostaljik Şarkılar’ gecesi, İstiklal Marşı’nı söylemeden son buldu...

Anna Kournikova’nın beyaz külodu moda haftasının neresine düşüyor? 
Evvelki hafta İstanbul Fashion Week’in ilk basın bültenleri gelmeye başladığında, son zamanlarda çok sık hissettiğim bir şey yine bütün gözeneklerimden yüzeye çıktı: Ne çabuk! Ne kadar hızlı geçmiş gene. Hani şu Meg Ryan’ın geldiği etkinlik değil miydi bu? Koca bir sene mi geçti üstünden? Evet, bu duyguların toplamına yaşlılık adı veriliyor. 
Temel şeyleri karıştırıp tali anılarda harikalar yaratan yaşlılar gibi fakat, tam o dönemde gittiğim bir yemekte üstümde olan hırkayı hatırladım! Gayet kışlık bir hırka; ağustos sonunda o derece kışlık bir hırka giyilemez.
Neyse ki google’layınca içimize su serpildi. Meg Ryan’ın seneidevriyesi dolmamış. Kurdelesini kesip kaçtığı bir önceki İstanbul Moda Haftası’nın tarihleri 3-6 Şubat’mış.
Bu defakiyse, gazetelerden takip etmişsinizdir belki, salı akşamı Koza Genç Moda Tasarımcılar Yarışması’yla başladı, yarın da bitecek. Bir dolu tasarımcı ve marka, pek çok defile; moda endüstrisinin kalbi, aklı, bedeni İTÜ Taşkışla Binası’nda...
İstanbul Fashion Week’in bu seferkinde de en anlayamadığım mesele Anna Kournikova oldu. Geçen defa onur kişisi olarak Meg Ryan’ın seçilmesi çok eleştirilmişti; kaçması gitmesi bir tarafa, bir moda-tasarım endüstrisi olayına zaten neden o sektörün parlak, tanınır, bilinir bir mühim insanı değil de Meg Ryan çağırılır?
Yine aynı soru: Ünlü tenisçinin bu açılışta işi ne? Güzel ve seksi kadın kotasından başka kimse bulunamamış mı?
Ahlakçı zannedilmek pahasına: Anna Kournikova’nın kısa ve dar kostümüyle bir türlü oturamayıp kamuyla paylaştığı beyaz külodu biraz fena durmuyor mu?
Röntgenci zannedilmek pahasına: O beyazlık, hadi diyelim ki iç çamaşırı değil eteğin astarı, bu bin yıllık Hugh Hefner yavrusu kostümü müdür bir moda haftasına yakışır yaratıcılık?
Kimin/kimlerin fikridir Meg Ryan üstü Anna Kournikova? İnsan merak ediyor...