Oradan buradan sıradan sorular

Viyana'nın Karlsplatz semtindeki Teknik Üniversite bahçesinde 'Türk lokumu' adıyla sergilenen başı örtülü, kalanı cıbıl heykel karşısında ayaklanan Türkler, "Bize hakaret ediyor, kaldırın" çağrısı yapmış.

Viyana'nın Karlsplatz semtindeki Teknik Üniversite bahçesinde 'Türk lokumu' adıyla sergilenen başı örtülü, kalanı cıbıl heykel karşısında ayaklanan Türkler, "Bize hakaret ediyor, kaldırın" çağrısı yapmış. Hakaret tanımınız nedir? Esnekliğiniz? Su içip sarhoş olur, buluttan nem mi kaparsınız, en aleni hakareti 'muziplik' olarak mı değerlendirirsiniz? Sanat tanımınız nedir? Sanat; dini, kültürel, toplumsal hassasiyetlerle hiç oynaşmamalı mıdır? İnançlara saygı, sanatın tarifine dahil midir? Sanat, ille de ve sadece estetik kaygılar mı gütmelidir? Bir de heykeltıraş Olaf Metzel'in 'Türk lokumu'nun proporsiyonlarına dikkat ettiniz mi: Dar ve düşük omuzlar, yerçekimine teslim göğüsler, sezonun çorapsı jean modasıyla baş edemez basenler...
Ya bedenin mainstream güzellik dayatmasına uyması; daha az mı hakaretamiz olurdu, çok mu?.. Peki bu satırlardan heykeli beğendiğim sonucuna varabilir miyiz? Hayır.

  • Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, Sabah Cumartesi'de Tuluhan Tekelioğlu'yla söyleşisinde Kenan Evren için "Sanatçı saymam. Bunca gaddarlık, bunca düşmanlık tohumu ektikten sonra sanatçı muamelesi görmesi sanata saygısızlıktır" demiş.
    Bu yönü olmasa sanatçı sayacak mıyız yani Kenan Evren'i? O resimlerle?..
  • Evvelki gün Samsun'da bir ilke imza atılmış, bakan karşılarken bile mübalağa sayılan kırmızı halı, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga için serilmiş. 'Müsteşar Bey Samsun'a Çıktı' başlığı nefisti Hürriyet'in. Adalet Sarayı'nın çiğ sarı binasına çıkan mermer (gibi görünüyor fotoğraflarda) merdivenler, yağmura rağmen 'paspaslanmış' ve bütünde yama gibi duran bu kırmızı halıyla 'süslenmiş'. Yataktan kalkıp daha yüzünü yıkamadan, sarı soluk benzine kırmızı ruj süren düşkün bir kadın gibi.
    Rüküş, sakil... Gepgeniş merdivenlerin en ortası: 100 metrekarelik salonun ortasına kilim atılmış gibi.
    En dandik film galalarında bile yapıyorlar galiba, artık herkes protokol, herkes vip, herkesin var üç-beş al halı hatırası. Şart mı, şıklık mı, teferruat mı, demode bir lüzumsuzluk mu?
    Sererken kadraja giren en az beş kişiye bakılırsa, ciddi bir iş alanı mı? Daha da very very vip'ler için peluş mesela, yürürlüğe girmeyecek mi?
  • Güldal Mumcu çok güzel bir kadın. TBMM Genel Kurulu'nda evvelki gün onun yönetimindeki bütçe görüşmesinde, son beş sene içinde ilk defa cuma namazı saati geldiğinde ara verilmemiş, AKP'liler de nöbetçi milletvekilleri bırakarak topluca namaza gitmiş. Bu vesileyle kocaman bir fotoğrafı vardı CHP'li Başkanvekili Güldal Mumcu'nun. Siyah smokin ceketiyle, içindeki beyaz gömleği ve tek sıra incisiyle, saçının hafif kabarık, biçimli fönüyle... Gerçekten de şık, alımlı, zarif bir kadın. Fakat belki ince ve keskin yüz hatlarından, belki de ifade itibarıyla, sanki ne yapsak haddimizi bildirirmiş, yaptığımızı zaten kafadan beğenmez, snobe edermiş gibi mi duruyor?
    Kaskatı Kemalist, taşlaşmış laikçi hanımlarda, nasıl oluyorsa birbirini çok andıran böyle 'given' bir ifade mi oluyor? Doğuştan ona sahip olanlar mı sonrasında birtakım alanlarda katılaşıyor, katılaştıkça mı bu tip ifadeler ediniliyor? Aynada belki çalışılıyor?.. Kaşlara kavis, dudağa büzgü veriliyor...
  • Trabzonlu İbrahim Yeşilyurt, altınları çalınınca falcıya gider. Falcı, abisinin çaldığını söyler. Abisiyle tartışan Yeşilyurt, onu da alıp gene falcıya gider. Falcı, "Çalan bu değil" der. Yeşilyurt sinirlenir. Siniri, evi yakmak şeklinde tezahür eder.
    Falcı yanarak ölür. Yeşilyurt yargılanıp 15 yıla mahkûm olur. Olaylar, hayır antik çağda değil, bir Laz fıkrasında değil, yakın zaman Türkiye'sinde olur. Eskiden satışı kıpırdatmak için fal/falcı eki verirdik, öyle deli rağbet olurdu. Büyük şehirlerde durumlar nasıl acaba?
    Hâlâ falcıdan medet uman var mı?
    Bu işler eskisi kadar revaçta mı?