Özel cuma hizmeti

Çağla Şikel'in mutfa-ğımızın en şahane kur-tarıcıların-dan tostu bir numaralı gündem maddesi yaptığı bugünlerde, ben de 'çağlayan' satırlar attıracaktım.

Çağla Şikel'in mutfa-ğımızın en şahane kur-tarıcıların-dan tostu bir numaralı gündem maddesi yaptığı bugünlerde, ben de 'çağlayan' satırlar attıracaktım.
Bir Beymen defilesinde, insanda hamama sokup kazıyarak yıkama arzusu uyandıran o iki buçuk kilo ruj, üç yüz deste fondöten ve bir TIR dolusu pembe omuz/göğüs yaldızıyla nasıl boş, bomboş baktığını anlatacaktım.
O kadar boş, o kadar bom, bom, bom boş baktığı için ve daha da acıklısı, konuştuğunda da dolmadığı için, 'Yani bu Çağla Şikel, nereye kadar' içerikli bir 'toplumsal yaraya parmak basma' kompozisyonu tertip edecektim ki... Dedim, kendine gel!
Kıskançlığının esiri olma. Silkin. Uyan. Toparlan.
Bir Çağla'nın resmine bak, bir aynaya. Bir kendi kişisel tarihinde gezin, bir onun listesinde kaybol.
Kızcağız Beymen'in o güzelim parçacıklarını üstünde taşıyor, sen Beymen'in semtinden geçemiyorsun. Gerek ölçüsel, gerek bütçesel olarak.
Sonra kızcağızın daha önce yediği tostlardan sonra ağırladığı vatandaşlarımızın haddi hesabı yok; senin şurada listen bile yok!
Çağla'nın mütevazı listesini (Hürriyet, 2 Ekim Çarşamba) gördüğünüzü ümit ediyorum. Şenol İpek'le büyük aşk, Bozok Gören'le büyük aşk, Kerem Alışık'la dedikodusal aşk, Beyaz'la en büyük (en temiz, en prestijli, en ailemizin kızı modeli filan) aşk, kişiye özel defile hizmeti/hezimeti, Beyaz'la ayrılığın hüznü, Doğulu ve İmirzalıoğlu şeklinde Kenansal faaliyetler, arada bir Hakan Ural ve Baran Süzer karışıklıkları,
halk arasında soyadından çağrışımla 'Nöbetçi Pi..' diye anılan Stelyo Pipis denemesi, Tan Sağtürk 'yakınlaşması', Ankaralı işadamlarıyla Bodrum sularına açılma, Gökhan Özen'le aşkın matematiği, İlhan Mansız'la 'ich liebe dich' ceptel mesajlı farklı dilleri konuşturma girişimi, Kenanlardan 'Doğulu' olanıyla cıbıl havuz sefası, Sergen'li fanfinfon...
Söyler misiniz, kimde var böyle liste? Yani kıskançlık neredeyse bana da Çağla karşıtı bir yazı yazdıracaktı; tuttum kendimi!
Onun yerine şöyle suya sabuna dokunmayan faaliyet raporu vereyim dedim. Önümüz hafta sonu. Belki 'Gidelim de, nereye' sorunsalıyla boğuşanlara bir hayrımız dokunur.
Kendini gitar zanneden adam
Efendim, 12. Akbank Caz Festivali'ni açmış bulunuyoruz. Aya İrini'de, öyle kendi kendilerine (enstrümansız demek istiyorum) akıl almaz sesler çıkartan Vocal Sampling ile başladı hadise. Bir gitarsız gitar solosu vardı ki, yani vakti zamanında böyle iki lokma tıngırdatmak için Kurtuluş'ta Bay Raffi'nin yollarını arşınlamışlığımız da vakidir, yani nasıl anlatayım size, acayipti.
Onu kaçırdıysanız, şöyle bir hafta sonu alternatifi vereyim. Babylon coşmuş durumda: Bu akşam Jimi Tenor Band, cumartesi Coscia & Trovesi Duo, pazara da erken bir saatte (18:30) Ernst Reijseger Solo var. Şimdi ben bunların iyi bir şeyler olduğunu biliyorum ama fazla öyle ahkâm kesecek halim yok açıkçası. Ama Cumartesi gecesi Venue Maslak'taki etkinliğe daha bir hâkimim. Orada İlhan Erşahin'in Nublu'su boy gösterecek. Muhtemelen biz de.
Hakikaten benzersiz
Bugün itibarıyla bir sergi açılıyor ki, yani böyle her şeye övgüler düzdüğüm bir günümdeyim zannetmeyin ama içimi gıdıkladı. Çok fazla güzel.
Aria reklamının diş fırçalarının bizi resim sanatından soğuttuğu bugünlerde, böyle gayet net, somut, tarihin tozlu derinlerinden gelmesine rağmen gündeme ilaç bir sergi: Türkiye'de Seçim Afişleri Sergisi.
Geçen gün İstanbul dışında yaşayan bir okurumuz, Nişantaşı Yaya Sergisi'ne gitmeyenleri kınayacağımı yazdığım için haklı olarak sitem ediyordu. O zaman şöyle söyleyeyim. Bu kentte yaşayıp da bu bu sergiyi kaçırırsanız... Artık ben size ne diyeyim...
Hayatımın lüferi
Daha da dolu bir hafta sonu programı için, arkadaşların uğraşıp didinip yaptıkları bir İstanbul Life dergisi almak üzere en yakın bayiye doğru yürüyorsunuz bir zahmet. İstanbul'un en iyi falcılarını saymalar, en popüler gay kulüplerini gezmeler, ünlü taraftarlarla maç güzergâhları belirlemeler, pastırma yazı için seçenekler sunmalar, balık pazarlarını didiklemeler; kısacası var iyi bir şeyler... Benim en iştahla okuduklarımdan biri, Mehmet Yaşin'in yazdığı 'Benim Balıkçılarım' oldu. Bütün o kalamarları, karidesleri, balıkları yutmak istedim. Evet, tost gündemini inkâr edemeyiz, ama bu durum balık mevsimini idrak etmemize engel değil tabii. Valla geçenlerde bir lüfer yedim ayıptır söyle-mesi; artık balıktan mıdır, muhabbetten midir bilmem ama ömrüm oldukça da unutmam...