Paris'ten alınan başörtüsü şıklığın garantisi midir?

Merve Kavakçı, biliyorsunuz birkaç gündür medyayı Hayrünnisa Gül'ün başörtüsüne dair tutunduğu 'parizyen' tutumla meşgul ediyor. </br>Kavakçı aslında makul bir yerden giriyor lafa &quot;Başörtülü kadını baştan yaratmada muhafazakârlar laikçilerden geri kalmamalı.

Merve Kavakçı, biliyorsunuz birkaç gündür medyayı Hayrünnisa Gül'ün başörtüsüne dair tutunduğu 'parizyen' tutumla meşgul ediyor.
Kavakçı aslında makul bir yerden giriyor lafa "Başörtülü kadını baştan yaratmada muhafazakârlar laikçilerden geri kalmamalı. Onlar da katıldı projeye. Sanki Hayrünnisa Gül mikroskop altında incelenmeye alınan subje..." diye. Gayet doğru bir yerde de bitiriyor: "Lütfen biraz mesafe, lütfen biraz saygı."
Ama arada öyle saçma bir sapağa girip batırmış ki kendini, gariban, gülünç bir hale getirmiş:
"Sonuç: Git Paris'ten giyin. Olur. Emredersiniz. Başka bir arzunuz?.. Hem şimdiye kadar Paris'ten giyinmediğini nereden biliyorsunuz? Ben şahsen biliyorum zaten öyle olduğunu, yani Avrupa'dan başörtülerinin bir kısmını aldığını. Arayıp sordum mu? Hayır. Yıllar önce aramızda geçen bir konuşma sırasında söylemişti. Yarın başında Avrupa imzalı başörtüsünü fark edince kimse kendine pay çıkarmasın."
Merve Kavakçı, herhalde benim yaşlarımda bir kadın, hadi birkaç yaş büyüktür diyelim. Ama en son herhalde 20 sene önce filan rahmetli anneannem ve babaannemle aramızda geçen konuşmaları hatırlattı:
"Ah evladım pek güzel üstündeki süveter, Avropa'dan mı?"
"Çocuğum pek yakışmış blüzün, bakiiim nervürlü galiba, Avrupa mı?"
Kavakçı herhalde kotları Kapalıçarşı'dan aldığımız, lastik ayakkabıları yurtdışına 'çıkan' yakına siparişlediğimiz, yavrucak Kıbrıs'a gidenin bile üç katı ağırlığında bavullarla döndüğü 25 sene öncesinde kalmış. Bizim kızlar Lacoste timsahlarını eskiyen tişörtlerden, ince kıvrık tırnak makasıyla bin meşakkatle keser, okula forma niyetine giydiğimiz lacivert/borda V yaka kazak ve hırkaların üstüne aplikelerdi! Yok, bunu yapmadım, ama şunu yaptım: Babamın ortağının eşine bir Stan Smith ve içine üç adet Lacoste çorap ısmarladım, ayakkabı bahaneydi, esas derdim çoraplardı. Gel gör ki çoraplar çizgili çıktı, bizim okulda da o yıllarda çorapta çizgi yasak olduğu için bir timsah uğruna yediğim azarın, kaldığım detention'ın haddi hesabı yoktur.
O yıllarda yurtta hiçbir adam gibi mağaza, model, tasarım yoktu. Sıradan olmayan, birazcık farklı, birazcık zevkli her şey 'Avrupa'ydı.
Bütün pasajlarda ufak kaçakçı dükkânlar vardı; uzmanlık alanları Angora kazaktı. Daha bir 'lüks' butikler her şeye anasının nikâhını isterdi. Çünkü 'kupondu', 'tekti', 'ithaldi', yaa işte 'Avrupa'ydı'.
Bir boncuk, bir çizgi, en ufak bir fark yaratan unsur, o ürünün 'Avrupa' olduğuna işaretti. Güzel demek, şık, zarif demek, 'Çok beğendim' demek 'Avrupa' demekti. Babaannemlerin, halamların misafir 'günlerinde' hep o lisanı duyardım: "Ah canım, pek şık üstündeki, Avrupa'dan mı?"
Merve Kavakçı beni taa 25 sene öncesine götürdü, güldürdü, ama tuhaf da etti: Yaşı benden çok da fazla olmayan bir kadın nasıl olur da bu kadar uzağa düşer?
Hayrünnisa Gül'ün başörtüsü modeliyle uğraşılması beni de ifrit ediyor ama kimse ona "Git Paris'ten giyin" demiyor. Gül'ün (ya da başka bir kadının) zaten Paris'ten giyiniyor olması, başörtülerini (ya da başka aksesuvarlarını) Avrupa'dan alıyor olması, iyi giyindiğine dair bir referans, hiç ama hiç değil. Yarın başında 'Avrupa imzalı' başörtüsünü görünce, kendini bilen hiç kimse kendine pay çıkarmayacak, çıkarmaz, komik olmamak için.
Merve Kavakçı, 'Avrupa imzalı'dan neyi kastediyor ki acaba? Pierre Cardin?!
Kavakçı herhalde pek takip etmemiş, ama bu topraklardan uzak kaldığı yıllar içinde Louis Vuitton'undan Zara'sına geniş bir yelpazede bütün isimler geldi artık caddelerimize. Harvey Nichols'ın ve Beymen'in içindeki pek çok markayı ben bile bilmiyorum, 'bile'den kastım bütün o moda dergilerini hâlâ iş icabı karıştırıyor olmamdan.
Hem iki ponpon gördük mü 'Avrupa' sanma kompleksimiz de bitti, bizden de gayet iyi tasarımlar çıkıyor. Ama Kavakçı'da bâki anlaşılan. Ona başka ne denilebilir bilmiyorum, samimi repliğim "Aman babaneee..."
Bekâret balosu sapıklığı
ABD'de başlatılan 'Bekâret Balosu' geleneği 17 ülkeye yayılmış, dünkü Vatan'ın haberine göre. Eyalet kastediliyor olabilir mi?
Son baloda da 135 tane 'genç kız', balo kıyafetlerini giyip babalarıyla buluşmuş, öyle diyor haber, ama resimlerdeki kızlar o demode tabirle 'genç kız' değil ('Genç kız' aralığı ne sahi, burada dendiği gibi 11 ile 19 arası mı? Çok açık bir ara değil mi bu?), kılık kıyafetle küçük kadınlaştırılmış küçük kızlar.
Allah'ım, ensest kıyılarında bu kadar mı dalga yapılır? O fotoğraflardaki müstehcen hava, baba-kızların öpüş koklaş halleri, babaların tipleri de çok fenaymış şansımıza; çifte, triple kavrulmuş olmuş.
Baloda önce babalar 'namuslu' bir hayat süreceklerine yemin etmişler, sonra da kızlar evlenene kadar cinsel ilişkiye girmeyeceklerine, dahası kimseyle öpüşmeyeceklerine söz vermişler.
"ABD'nin birçok kentinde düzenlenen balolar baba kız ilişkisini kutsamanın güzel bir yolu olarak da değerlendiriliyor"muş, yerseniz, oruçlu değilseniz.
Amerika'daki muhafazakâr Hıristiyanların bu son icadının evveliyatı var: 1998 yılında ilk iffet balosunu Colorado eyaletinde düzenlemiş Generations of Light kilisesinin vaizi olan beş kız çocuğu babası Randy Wilson, iyi baba-kız ilişkilerinin kurulmasını sağladıklarını ve kızlara güçlü kişilik kazandırdıklarını savunmuş! "Zamanla katılmak isteyenlerin listesi o kadar kabardı ki, balo yetiştiremiyoruz" diyen Wilson, Yeni Zelanda, Britanya ve diğer ülke kiliselerinin de böyle balolar düzenlemeye soyunup kendilerine danıştıklarını anlatmış, bir başka habere göre. Sırf eyalet değil yani.
2006 içinde de çoğu Amerika'nın güney ve orta batı bölgelerinde olmak üzere 1400 adet iffet balosu düzenlenmiş. Tam düğün atmosferinde oluyor bunlar; smokini içinde gururlu baba, beyaz kat kat pasta... Tek eksik damat. Bir de kızın yaşında arıza var; bekâret sözü veren dokuz yaşına girmiş kızlardan bahsediyoruz. Baba da buna karşılık lekesiz bir yaşam süreceğine dair sözleşme imzalıyor! Zihnini temiz tutacağı, anneye sadık kalacağı ve pornografiyle ilgilenmeyeceğine dair...
Ne acayip işler. Babayla çok tuhaf ilişkiler. Halbuki babayla böyle şeyler konuşulmaz. O bilse de bilmemezlikten gelir, sen görsen de çaktırmazsın, sistem mis gibi çalışır. Ne o senin yüzüne vurur, ne sen öyle "Babam mı, evet tam bir azgın teke oldu di mi" beyanatlarına girersin.
Yoksa burada da biz mi babaanne kaldık?