Perihan Mağden kitabı

Özendikçe olmaz. Evladiyelik örnek: 40 kere yaptığın yemek, birileri geleceği zaman düşmez. Önemsediğin bir konu/kişi üstüne yazdığında da, inadına katur kutur olur, akmaz.

Özendikçe olmaz. Evladiyelik örnek: 40 kere yaptığın yemek, birileri geleceği zaman düşmez. Önemsediğin bir konu/kişi üstüne yazdığında da, inadına katur kutur olur, akmaz. O yüzden fazla kasmayacaksın (bunu kendime söylüyorum). Ne öyle ekşisözlüklerden malumat arayışına girip yamayacaksın, ne de başka sözlüklerden ağdalı kelime toplayacaksın. Bambi masalı arketipsel olarak mı alınmış ele de yeniden yorumlanmış, anneyle çocuğun ilişkisi zaten ölüme içrek miymiş, böyle zoraki sondajın da sonu yok, bir çıldırının eşiğine dek gidebilirsin! En azından paçalarından akar. Neysen o. Ama bir şeye dikkat etmekte fayda var: Bahsettiğimiz kişinin, kitabın 'tense'ini değiştirmeyelim: 'Biz kimden kaçıyorduk Anne?'
Perihan Mağden'in romanı, biz aşağılarda bir köydeyken çıktı. Kitabın gelip gelmediğini soracak merci bile yoktu. İlk olarak Radikal Kitap'ta Hande Öğüt'ün analizini okumaya başladım. Zaten 30'lardaki derece sanki 50'lere çıkıp yüzde bin rutubetle birleşti. Öğüt, sıradan okuru nasıl da hunharca eziyor. Elini sürme sakın kitaba, zaten burada anlatılanlar senin gibi cahiller için değil.
Ama birkaç gün önce, 'Kominin Gözü'yle göz göze gelmiştim, Mağden'in bu sefer sade bir dille yazdığı apaçıktı. Oradaki duyguyu hissetmek için âlim olmak gerekmeyebilirdi, belki kendi bedenime uygun birkaç gönderme bile bulur anlardım.
Gene Radikal Kitap'ta, bu defa Efnan Atmaca'nın röpünü okudum. En çok şurasına bayıldım: "Neredeyse senaryo gibi. Hep kısa kısa sahneler var.
Ben hep şu şakayı yapıyorum, 'İnşallah Japon ya da Koreli bir yönetmen fark eder de onların psikolojik-gerilim-korku filmleri tarzında aktarır sinemaya' diyorum.
Çünkü tam da o tarz sinemaya gelir bir hikâye 'Biz Kimden Kaçıyorduk Anne?'. Öte yandan sinema yalınlığında ve süratinde yazmak istiyorum. Hepimiz sinema süratine alıştık hayatta çünkü çok film seyrediyoruz, yani kitap okuduğumuzdan daha fazla seyrediyoruz. Bence o tempoya alışmak da güzel bir şey. Niye boş yere uzatalım ki..."
Bayılmam iki sebepten:
1. Bu Kore filmleri, oradaki o estetik şiddet gebertiyor beni zevkten. Bir 'İhtiyar Delikanlı/Oldboy' kadar hazzettiğim film sayısı, üçü beşi geçmez.
2. Bu alıntı, Tuna Kiremitçi'nin, unuttuğum o harikulade gülünçlükteki, hadi 'mizah' diyelim, köşe yazısını hatırlattı. Hani Mağden'e ithafen yazdığı: "Ama şunu bil ki senin gibilerin yarattığı enkazı temizlemeye çalışıyoruz hâlâ.
Senin gibiler yüzünden kitaba küsen insanları yeniden kazanmaya çalışıyoruz. Kanımın tadına bakarken bunu hiç aklından çıkarma."
Kitaptan önce hakkında yazılanları okumak aslında çok da anlamlı olmuyor. Sonra bir daha bakarsan, bir sürü şeyi aslında anlamamış olduğunu anlıyorsun. Hafta içinde Pınar Öğünç'ün Perihan Mağden'le yaptığı söyleşiyi iş icabı okumuştum mesela, hafta sonu kitabı okuduktan sonra inanamadım:
Esmahan Aykol/Ali Müfit Gürtuna izinden gitmek istemem ama: Bizim yayın diye söylemiyorum, Pınar arkadaşımız diye demiyorum, fotoğraf çekiminin yapıldığı yerde tesadüfen bir Bambi'yle karşılaşmak, ancak Pınar'ın başına gelebilirdi.
'Biz kimden kaçıyorduk Anne?'yi hafta sonu okudum. Ürperdim, kötü oldum, bazı tipleri sanki tanıyordum, hak verdim, kare kare gayet net canlandırdım, çok sevdim.
Benim annemle bu tip bir ilişkim olmadı (Kitaptaki zaten çok ekstrem bir vaka da, aynı çizginin daha ölçülüsü diyelim).
Ama 'gönül eğdirip' kullanacak olursak 'yalnızlık' ve ikili delilik hali, anlayamayacağım şeyler değil.
Cezasını vermek de. Cezasını verirken elinin ayarını biraz kaçırmak da. Başucu kitabı diyeceğim tuhaf olacak, ama 40 kere filan yazmışımdır, Max Aub'un 'Örnek Suçlar'ını, hepsi de ne kadar makuldür. Birkaç, bazen tek cümlede içinizde bilirsiniz: Böyle bir sonu çağırmıştır, talep etmiştir, zorlamıştır.
Bankadaki 'müdüranım' mesela, tapu dairesindeki 'müdür bey', 'uzak akraba'... Hepsi de kaşınıyor, hepsi de aşina tipler.
En çok da 'korkunç çift' nedense, hayatıma sızan kadın teki yüzünden olabilir mi? 'Tanış'tan öteye gitmeyen ilişkimiz 'bitanem'li, 'canikom'lu tacizlerle, tesadüfi karşılaşmalara kucaklaşma/kavuşma havası verilmesiyle, o korkunç şirin kız cilveleriyle, bana rağmen derin dostluğa çekiliyor. İki adım geri atınca, daha da iri hezeyanlarla karşılaşıyorum. Bir ilişkinin nerde tutulacağı gözden anlaşılmaz mı?
Neden bazıları ille de ceza istiyor?