Perihan'ın zulmü

Gene korkunç şeyler oluyor. Malatya'daki katliam, şekliyle de, zamanlamasıyla da çok ürkütücü. Cumhurbaşkanlığı geriliminin en üst düzeyde olduğu günlere en mükemmelinden takviye...

Gene korkunç şeyler oluyor. Malatya'daki katliam, şekliyle de, zamanlamasıyla da çok ürkütücü. Cumhurbaşkanlığı geriliminin en üst düzeyde olduğu günlere en mükemmelinden takviye... Böyle bir zamanda İncil satan yayınevinden daha müstesna bir hedef de olmaz, el ayak bağlayıp boğaz kesmeli vahşetten daha tüyler ürpertici bir teknik de... Eh, 19-20 yaşında tetikçi çoluk çocuk toplamak desen, artık cümle âlem biliyor ki, şu an kalkışsak sabaha tamam, yemek organizasyonu için eşi dostu ayarlamaktan daha az meşakkatli olsa gerek...
Korkutucu günlerden geçiyoruz.
Hava bile kasvetiyle genel ortama uyum sağladı. Koca kışı günlük güneşlik, yağmur duasıyla geçirdikten sonra kabız, astımlı bir bahar...
Kendi ufak dünyalarımızda bir lokma iyileştirmeye gitmek bencillik mi?
Bu dönemde kabullenilemez bir günah mı?
Yoksa kapısının önünü süpürmek gibi mi? Birer birer iyi olsak, güçlü olsak, bu sıkıntılı günlerden sağlam geçsek, gidişata da faydamız dokunur mu?
Hesap ettim, 2000'miş. En sıkışık olduğum yıldı. Ondan beri her bahar niyetleniyor, siftah edemeden yazı ortaladığımızı fark edince de vazgeçiyordum.
Birkaç hafta önce gene aklıma düştü. Biri itse, gütse, programlasa, ruhen çok hazırdım. Sonra rast gitti; bir dürten, bir de güden bulundu, sıkışmak üzere yola çıkıldı.
Zaten en sıkışık dönemden geçiyoruz; cenderede, iki beden küçük korsede gibi nefessiziz, daha fazla ne sıkışması diyene: Bedeni sıkıştırmak, ruhu ferahlatıyor. Bilhassa kadınlar için ve de bilhassa bu mevsimde, evrenin en büyük gerçeği bu!
Peki nasıl sıkışacağız? Pilates'den mezoterapiye envaiçeşit etkinlik var.
Trendin son vagonu olarak el âlem ne yapıyora mı bakacağız, gücü denenmiş eski bir ahbabın kapısını mı çalacağız?
İşte o 'sıkışık' 2000 yılında, Caddebostan'la Göztepe arasında ufacık bir odada, çok sayıda mucize görmüştüm. Bir acayip kadın, gözümüzün önünde bel yapıyordu, "Bana ayak bileği yaptı" diye anlatmıştı orada tanıştığım biri, popo kaldırıyordu, yan kavunları/mide katlarını defediyordu. Gözümüzün önünde resmen sanat icra ediyordu. İnsan vücudunu bir hamur gibi yoğuruyor; müthiş bir güç harcayarak, bazen ciyaklatarak, sık sık morartarak, canına okuyordu.
Sonuç tuhaftı. Gerçeküstüydü. En acayibi de selülit işiydi. 'Sıktığında portakal' diye anlatılır ya kadın dergilerinde, sıkmadan da portakal olanları bile iyileştiriyordu. Bacak arası sallantılarını durduruyordu. Artık olmaz, bittim ben, bundan sonrası haşema noktasına gelenleri bile bikiniyle kamusal alanda yürür hale getiriyordu, daha ne diyeyim.
Perihan, bilen bilir, bu âlemlerde efsanedir.
Çaldım gene kapısını. Baktım eski formundan hiçbir şey kaybetmemiş. Gene zulmediyor, inletiyor, morartıyor, aynen eskisi gibi parmak izi çıkartıyor. Gevşetip açıyor, topluyor. Bakalım bu sefer de beni portakalsız bırakırsa, bir imkânsızı daha başarmış olacak.
Perihan'ı sadece masaj yapan biri diye değerlendirmek şuursuzluk olur. Acayip bir kişilik. 13 yaşında evden ayrılmasıyla, örgüt çalışmalarıyla, bir kere siyasi bir kimliği var, dönemin ağır ablalarından.
Hâlâ gündem dedin mi akan sular duruyor. Sabah gazetelerini hatmetmeden, televizyon haberlerini takip etmeden sistemi açılmıyor. Tandoğan mitingiyle aynı anda Hüsnü Şenlendirici yorumu da yapıyor; ilgi alanlarında da, tanıdığı insan çeşitliliğinde de derya deniz, belagati esaslı.
Spiritüel olaylarda da talebi fazlasıyla karşılıyor. Dünyanın öbür ucunda tsunami mi olacak, Perihan titriyor (sonuncuyu bizzat tespit ettim), bütün depremlerin öncesinde ritmi bozuluyor.
Masaj sırasında eline sertlik geliyor, jinekoloğa yolluyor. Miyom ölçüsü veriyor, rahim duvarında sertleşme tespit edebiliyor. Erken teşhisle şimdi kim olduğunu söylesem 'Aaa' yapacağınız birinin hayatını kurtarmışlığı var (Zaten müşteri profili 'Aaa, yok artık'lardan oluşuyor). Bacakta varis görüyor, şu şu hastaneye yeni damarcı gelmiş Amerika'dan diye adres veriyor.
Normal bir tip değil yani. Biraz deli. Ve mucizevi. Yıllar içinde pratikle mükemmelleştirdiği bir yeteneğe sahip. İnsanın tanıdığı için büyük memnuniyet duyacağı çok renkli biri.
Toplumsal sıkışmaya inat, kişisel sıkışma diyorum. Herkese lazım.