Peygamber sabrı

'A ma Soeur!/Kız Kardeşim' isimli bir film girmişti vizyona haftalar önce.

'A ma Soeur!/Kız Kardeşim' isimli bir film girmişti vizyona haftalar önce. Kahramana ilişkin o cümleye bitmiştim: Çocuk sayılamayacak kadar büyük, hayatla rahat flört edemeyecek kadar da küçük sayılan, dolayısıyla berbat bir yaşta...
Bu en travmatik yaşta, kendisiyle, hayatla baş edemeyip hepsinden vazgeçenlerin hikâyelerini okudunuz hep geçen hafta. Siz de en az benim kadar biliyorsunuz hepsini. Bu işin okuduğun okulla, dinlediğin müzikle, tişörtünün üstündeki baskıyla falan ilgisi olmadığını...
Artık bu zamanda dışarı çıkma yasaklarının, cep telefonuna el koyma operas-yonlarının, bilgisayarı devre dışı bırakma cezalarının işe yaramayacağını... Aslında hayatın aile içi ilişkilerde başlayıp bittiğini...
İnsanın sevildiğini bilmesinin ilaç ayarında bir şey olduğunu... Aile içi kararlarda söz sahibi olmanın bir çocuk için ne hayati önem taşıdığını... Falan filan...
Sonra '12'lik canavar' haberini okudum gazetelerde evvelki gün.
Bir 'yol'lu korku filmi klasiği olarak,
gitmekte olan kamyonetin şoför mahallinde kimseyi göremeyen polis, aleti durdurmuş. Hayır, direksiyondan çıkan gürültü ve duman bulutu etraftakileri hortum misali yutmamış. Daha da vahim gerçeklikte bir 'şey', ayakları gaz, fren, debriyaj üçlemesine uzanamayan bir çocuk formunda boy göstermiş.
Ehliyetsiz araç kullanmaktan aldığı 200 milyonu tutmayan ceza ve babası eşliğinde adliyeye sevk edilen, kibarca 'velet' diyelim, hınzır bir şekilde sırıtarak, 'Çok iyi araba kullanırım, şoförlüğüme kimse söz söyleyemez' buyurmuş!
'Süper' baba da, ah ne yapsın tabii, 'Artık baş edemiyoruz, sürekli kamyoneti alıp geziyor' demiş. Zaten 'velet' üç yıldır araba kulla-nıyormuş. Hesap-lıyoruz, 9 (yazıy
la dokuz) yaşından beri. Bu şahane durumu da
dede efendiye borçluymuşuz zira Y.D.'ye araba kullanmayı dedesi öğretmiş.
Bir tarafta, İstanbul'a uzak şehirlerde yaşasa çoktan evlenecek yaştaki kızının elinden cep telefonunu alan; üç adım ileride, Adapazarı'nda, dokuz yaşındaki
çocuğunun kamyonet kullanmasına göz yuman anne-baba çeşitleri... Şahane çeşitler...
Dün en yakın kadın arkadaşlarımdan biri ve gün boyu elleriyle profiterol yiyen küçük
oğluyla beraberdim. "Bazen buna vurmamak için kendi yanağıma tokat atıyorum" dedi N. Ki tanıdığım en tahammüllü kadındır. Zor yani. Of.
Öpüşme arifesi
Gazetelerin can simitlerinden biridir. Rejim ve mutlu evlilik dizileriyle birlikte üç ayda bir ısıtılıp getirilir. O yüzden de, tarihin en ünlü öpüşmelerini, bir öpücüğün kaç kalori yaktığını, Fransız versiyonunun tarihçesini falan ezbere, benden iyi bildiğinizi varsayıyorum.
Evet, yarın (2 Şubat Cumartesi) Dünya Öpüşme Günü. Cumartesi dediğin, cuma gecesi 12 itiba-rıyla devreye girer. Sonra bunun arifesi var! Yani böyle sürekli üzerine öpücük yerleştirme arzusu içinde olduğunuz bir şahsiyet varsa, günü deliye her gün bayram havasında arsızca değerlendirebilirsiniz.
Bu vesileyle bir eğlenceye parmak dokunduruyordum ki... Evet, itinayla siliyorum ve sizi yana alıyorum. (Eve gitme dakikalarında fark ettim ki bu satırlarla komşu haber ateşli bir biçimde öpüşmüş!)
Neyse, Stüdyo İmge'ciler, ilki 10 yıl önce Ortaköy'de düzenlenen Öpüşme Günü'nü hatırlatıp bu aralar böyle faaliyetlerin bünyeye iyi geleceğini söylüyorlar. Ki haklılar.

  • Bari biz de bu vesileyle bir albümden bahsedelim. Sürekli birbirlerini dudaklarından öpen beş çocuktan oluşan Manhattan'lı grup, günün anlamına uygun düşebilir. 'Strokes'un, 'Is This It'
    isimli bir albümleri ve nefis şarkı sözleri var; Mefaret verdi. 70'lerin punk'ı
    ve new wave'i havasındalar. (Grup için ikinci Velvet Underground, solist için de yeni Lou Reed, diyorlar.)
    Aşağıda gördüğünüz albüm kapakları ABD'de yasaklanan grubun, konserlerinde tam eski rock'n roll geleneğindeki gibi izleyiciye lütuf yapıyor tavrındalar. İnsanlar ya
    çok hoşlanıyor onlardan ya da tahammül edemiyor bu fütursuz hallerine. Bir bakın bakalım...
    Karın ve burun
    Elizabeth Hurley'nin olay olan hamileliği, son 'ağır' dönemine girmiş. Hugh Grant'ten sonra Steve Bing adında sonsuz servet sahibi bir adam bulup muhtemelen 'bingo' diye zıplayan Hurley, doğacak çocuğun kendisinden olmadığını iddia eden Bing beyin bu beklenmedik davranışı karşısında darmadağın olmuş, şefkati yine Hugh Grant'in kollarında bulmuştu.
    Şimdi doğuma iki ay kalmış. Yani Liz, yedi aylık hamile. Yıldızın hayatındaki son gelişmeleri bu resim eşliğinde veren gazete, 'Karnı burnunda' diye başlık atmış! Şimdi söyler misiniz, bu bir 'karnı burnunda' fotoğrafı mıdır? Yoksa çoğumuzun 'kuru fasulyeyi biraz fazla kaçırmış'ı mıdır?
    Gergin ruhlara
    Havanın bahar taklidi yaptığı pırıltılı günler yakında geçecek. Ruhunuz yine gerilecek. Tel tel ruhlara ne yapsanız fayda etmez. Öyle mutlu olmak isterseniz olursunuz, her işin başı pozitif düşünce ekolünden değilim. Size ancak çivi çiviyi söker mantığıyla Everest'ten çıkan 'Gergin Ruhlar Antolojisi'ni önerebilirim. Patricia Highsmith'ten Bilge Karasu'ya, Truman Capote'tan Şebnem İşigüzel'e birçok yazardan psikolojik öyküler...
    Sevdiği kızın babasına, ömrünü kızıyla elele geçirmek istediğini söyleyip karşılığında bir kutu içinde kızın sol elini alan genç adamın hikâyesini okuyup haline şükrediyor insan.