Psikopatlar sosyopatlar el ele

Bu şekerli, neşeli, gurur verici günlerde, küçük bir müjde daha aldık: Meryem Sak'a işkence davasında tutuklu kalmamış. 'Que Sera, Sera'yı mükemmelen yorumlayan Sevtap Parman'ın...

Bu şekerli, neşeli, gurur verici günlerde, küçük bir müjde daha aldık: Meryem Sak'a işkence davasında tutuklu kalmamış. 'Que Sera, Sera'yı mükemmelen yorumlayan Sevtap Parman'ın (bkz. YouTube) şarkı bitiminde dile getirdiği gibi, 'Olley' diyoruz.
Irkçılar, faşistler, 'bombacı'lar, 'abi'ler kesmez bizi; işadamı görünümlü, aile babası rollü psikopatlar, sosyopatlar da sokaklarda olsun ki travmanın cinsel kanadı boş kalmasın.
Kurşunda yaratıcılık zayıf tabii; halbuki çekiçle kemik kırmaktan vajina dağlamaya, şiddetin, vahşetin, insanlıkla bir işi olmadığını beyanın daha başka teknikleri de hatırlatılsın ki arada, sıkılmayalım...
Geçen ağustos sonunda ortaya çıkan hikâye, kolay yenir yutulur, unutulur gibi değildi. Patronu Mustafa Hüseyin Kıvrık'ın iki ay süren işkencesine maruz kalan Meryem Sak, felaket durumdaydı:
"27 Haziran'da 'Külodunu çıkar' dedi. Vajinamın üstündeki kemiği çekiçle kırdı. Sonra çakmakla yaktı. Şimdi o bölge çukur. Bir bıçağı aldı eline, çakmakla iyice ısıttı. O kızgın bıçağı vajinamın içine sokup dağladı.
O tarihten sonra regl olmadım."
'Patronu', Meryem Sak'ı, başka erkeklere baktığı için, 'içindeki şeytanı çıkarmak' amacıyla böyle bir vahşete layık görüyordu. Nasıl bir patronluksa bu, daha anlaşılmaz biçimde, ailenin diğer fertleri de sözünden milim çıkmıyordu. Meryem'in annesi Hatice'yle erkek kardeşi Ahmet, zulme açık destek veriyordu. Annenin zaten evin tüm harcamalarını karşılayan 'patron'la evveliyatı vardı, teslimiyet limitsizdi.
Yakın çevresi tarafından 'içine kapanık' olduğu söylenen üniversite öğrencisi Ahmet ise, en nihayetinde 'normal bir Türk genci' diye tariflenmekteydi. Ama ablanın gördüğü işlem sırasında bizzat oradaydı, işkence sürecini sekteye uğratacak bir komplikasyona sebebiyet verilmemesi için gerekli durumlarda pansuman yapmaktaydı. 'Normal bir Türk genci' işte, o kadar sapmayı da abartmayalım!
Fiziksel tacizin yanında sözlüsünü ne ki, ama bu vakadaki, zihni hasar ölçüsünün teyidi açısından kayda değer. Meryem, o günlerde şöyle anlatmıştı:
"Bana eziyet ederken sürekli olarak 'Hangi pavyonda konsomatrislik yapıyorsun, söyle' derdi. Ben de kurtulmak için pavyon isimleri uyduruyor, bazen de işyeri yolumun üzerinde gördüğüm taverna adlarını söylüyordum. Bir ay önce, annemle benim ellerimi kelepçeledi. Adını daha önceden bildiğim Dönerciler Çarşısı'ndaki Star Taverna'ya gittik. Patronunun karşısına çıktık. 'Bir daha burada çalışmayacağım, bırakıyorum' dedim. Adam şaşırdı, şoke oldu. Beni ilk defa görüyordu çünkü."
Böyle alengirli oyunlar, ailecek şirazeden çıkmalar... Aradan geçen zaman içinde defalarca yalanlanıp sonra doğrulanan ilişkiler, kan donduran fanteziler ve mutlu son: Aile tüm fertleriyle bir arada. Patron, hami, işkenceci Kıvrık, 5.5 aylık tutukluluktan sonra, serbest yargılanmak üzere sokakta.
Boşluklarıyla, çelişkileriyle, sadece genç bir kızın işkenceden yoğun bakıma düşürülmesinden ibaret olmayan... Çok komplike, sipari'lemi'tik o zaman, çok Truman Capote'lik, didiklemelik, uzun uzun çözümlemelik... Tam romanlık işti.
Haberi alınca hafızayı yoklamamak olmazdı. Ayrıca da son günlerde en çok ihtiyaç duyduğumuz, mumla aradığımız şey değil mi: Açık alanda bir (en az) sosyopat daha. İnsan başka ne ister?..