Risotto meselesi

Temel Koçaklar'la, Mardin valisiyken tanışmıştık. Eşi Sebahat hanımla, Cercis Murat Konağı'nda yemekteyken fotoğrafımız var hatta, buzdolabına mıknatıslı. İşlerini şevkle yapan hoş insanlardı.

Temel Koçaklar'la, Mardin valisiyken tanışmıştık. Eşi Sebahat hanımla, Cercis Murat Konağı'nda yemekteyken fotoğrafımız var hatta, buzdolabına mıknatıslı. İşlerini şevkle yapan hoş insanlardı.
Çift, son dönemi hareketli geçirdi, günlerdir "Bakan risottoyu, risotto valiyi yedi" gibisinden başlıklarla gazetelerde.
Muğla valisi Temel Koçaklar, temmuzda eski valinin açtığı davayı kazanması gerekçesiyle görevden alınıp merkeze çekilmişti. Ama işlem teamüle uygun yapılmadığı için (Bakanlar Kurulu kararı yerine üçlü kararname diyorlar, yabancısı olduğum lisanla) tartışma çıkmıştı.
Derken, İçişleri Bakanı Osman Güneş'in, Koçaklar'ı yemekteki risotto yüzünden görevden aldığı ileri sürüldü. Son olarak da geçtiğimiz hafta Sezer, Koçaklar'ı Danıştay üyeliğine getirdi.
Peki vali deviren risotto, yani alt tarafı pirinç lapası, gücünü nereden alıyordu? İçindeki şaraptan!
Haziran sonunda, içlerinde Bakan Osman Güneş'in de bulunduğu 20'nin üstünde bürokrat, Bodrum Turgutreis'teki bir otelde toplantıdaydı. Vali Koçaklar, toplantıdan sonra gruba bir yemek verdi, mönüde risotto da vardı. Anlaşılan risotto güzel olmasa sorun çıkmayacaktı. Ama aksi gibi Güneş risottoyu çok beğenip tarifini sordu. Aşçı da anlattı: "Sonra şarabı ekliyoruz..." Bu noktada ip koptu. Güneş, 'şarap' lafını duyduğu anda "Utanmıyor musunuz, bana alkollü yemek verdiniz" diye bağırdı, "Durduk yerde bana haram yedirdiniz" diye masayı terk etti. Ankara'ya dönünce de Koçaklar'ı görevden alan kararnameyi işleme koydu, diyorlar.
Olanlar sahiden risottonun marifetiyse, tam bir sapla samanı karıştırma vakası. Pes, yuh, bütün o üç harflilerin sıralanacağı cinsten.
Olay anındaki celallenmenin de gusto yoksunu olduğu kesin. Ama iş birden sade suya bulgura razıyken şaraplı risotto yedirildiği için şükretmesi gereken bir köylünün hezeyanlarına dönüştü. Hayır, arada bulguru niye harcıyoruz? Etli, patlıcanlı, kıvamlı bir bulgur, çoğu risottoya 40 basar!
Aslında fırına verilen, bayat problem: Yemekle pişen alkol haram mı, helal mi? Birtakım hocaların, ilahiyatçıların birtakım cevapları olabilir buna, Prof. Yaşar Nuri Öztürk 'helal' olduğunu söylüyor mesela, yaklaşımlar muhtelif, herkes kendi bilir.
Ben şunu bilirim: Hayatta eti ve tavuğu çok az kere içine şarap koymadan pişirmişimdir, hatta herkesi tavlayan et modelimde "İyi de başka ne var içinde?" sorusunun tek cevabı "Basıyorsun şarabı." Ama çok net bir şey: Buzdolabında bu ayyaş etten olduğunda, bunu tek bir kere bile Habibe hanıma söylememezlik etmedim.
Bu çok basit bir insan ilişkisidir. İnancı gereği bazı şeyleri yemeyenlerin tercihlerine saygı gösterirsiniz. Tahmin edersiniz, uyarırsınız, kararı ona bırakırsınız. "Yahu n'olucak, o da esnetsin kurallarını biraz" diyemezsiniz.
Nasıl vejetaryen olduğunu bildiğiniz birine ilişmiyorsanız, domuz eti yemeyene prosciotto'lu pizzayı dayamaz, içki içmeyene ikram edeceğiniz tatlıya romu, konyağı akıtmazsınız.
Bazıları diyor ki, o da baştan sorsaymış. Osman Güneş'in lapanın şarapla yapıldığından şüphelenmesini beklemek mi?.. Tanıdığım en iyi risotto yapan insan olan Deniz Alphan'a sordum, şarap olmazsa olmazı mıdır diye, evetledi. Fakat sonra yemek yazarı Vedat Milor'dan et suyunun şart, şarabın tali olduğuna dair haber geldi, bilmiyorum.
Ha böyle tercihlere saygılıyız filan güzel tabii ama laf aramızda samimi hissim de Radyo Eksen'deki o vejetaryenli diyalogdaki gibi: Kanat da mı yemiyorsun, derdin ne?!