Robert Kolejli chow chow sahibesi

Orhan Pamuk'un Van kedisi İvan, komşu chow chow'un taciziyle karşılaşınca, 'dünürler' birbirine girmiş. Chow chow'un annesi İnci Soylu, kedinin ebeveyni tarafından tokatlanıp yumruklandığı ve hakarete uğradığı iddiasıyla şikâyetçi olmuş.

Orhan Pamuk'un Van kedisi İvan, komşu chow chow'un taciziyle karşılaşınca, 'dünürler' birbirine girmiş. Chow chow'un annesi İnci Soylu, kedinin ebeveyni tarafından tokatlanıp yumruklandığı ve hakarete uğradığı iddiasıyla şikâyetçi olmuş. Orhan Pamuk ve arkadaşı da Heybeliada Karakolu'na gitmiş. Sonra ada sakinlerinin araya girmesiyle taraflar barışmış. Böyle bir haber. Olabilir.
Fakat komik olan sonrasında İnci Soylu'nun annesi Necla hanımın söyledikleri:
"Bahçemize giren bir kediye köpeğimizin saldırması üzerine akşam da kedinin sahipleri bize saldırdı. Fakat bunun duyulmasını istemiyoruz. Kızım Robert Kolej mezunu entelektüel bir kişi." Bu nasıl bir dam üstünde saksağan durumudur? Bir kedi-köpek didişmesinde okul tokuşturmak insanın nereden aklına gelir? Bu nasıl bir sınıf bilincidir? Yani tebrik ediyorum.



Ned, Nev, Nez ve nezle
Milliyet'in dünkü kapağını görmüşsünüzdür. Tamam, hepimizin 10 yaş civarı cinsel kimlik maceralarımız olabilir, 'Aaaa bakiiim' merkezli ve de 'Bak önce ben anne oluyorum sen baba, sonra sen anne oluyorsun ben baba' biçiminde seyreden.
Fakat bir hayli 'neşeli' hocanım Nedim Uzun'un yaz okulunda erkek öğrencileri travesti haline sokup eğlenceler tertip etmesi, kendi 'imajı' da gözönüne alındığında böyle çocuk pornosuna teğet geçen bir hal alıyor. Bu mevzular sakattır, ben girmem. Yani girmeyecektim.
Lakin yine bir gazetede bir Nez, diğer gazetede diğer Nez (ah yenisi tabii; biliyorsunuz Nez de Selpak, Gilette gibi bir marka artık), iki gün önceki gazetedeki 'Meğer asıl adı Nezihe olan eski Nez'e bu ismi tavsiye eden, asıl adı Nevzat olan Nev'miş ve de mercimek fırına girmiş' haberi... Ve bu bitmeyen Nez nezlesi... Yani ruhen dağılmış bir dönemimde değilim ama bu nezleyle baş etmek için hakikaten psikolog yardımı alma arifesindeyim.
Herkes birinci Nez'in mega-erotik klibini konuşuyor. Ondan kaçmanın imkânı olmadığı gibi bir de gitmem gitmem, 40 yılda bir iştirak ettiğim bir gece gezmesinde ikinci Nez'in (namı diğer 'Çikolata Nez' ya da Arzu Toğuş) poposal faaliyetlerini izleme durumum oldu.
Valla ne diyeyim, 'nez' hecesinin sadece Nezih Kebapçısı'nı, 'nev'in Nevizade'yi, 'ned'in de Nedim Saban'ın sahibi olduğu Bolulu Hasan Usta'nın sütlü tatlılarını çağrıştıracağı o güzel günleri geri istiyorum.


Kemal Derviş'in yalıları, Aslı Altan'ın planları
Ben de ucundan köşesinden bulaştım diye mi öyle geliyor bilmiyorum ama 'İstanbul Life'ın bu sayısını bir karıştırmanızı arzu ederim yani. Hem şöyle uygun bir hafta sonu güzergâhı belirlersiniz kendinize hem de, söyler misiniz başka hangi aylık dergide var öyle 'Kemal Derviş'in yalıları' modeli bir gündem ayaklı mevzu? Derviş'in Büyükada'da büyüdüğü yalı, Neslihan Taki'yi istettiği yalı ve hayatında iz bırakan diğer
evler... Hepsi sayfalara dizildiler. Sonra 100 kişilik bir dev anket: Sizce bu yaz neresi patladı ve de siz yazın tadını nerede çıkardınız? Radikal 'Cumartesi'nin yayın yönetmeni Elçin Yahşi 'Safran', şantiye şefi Kudduse Burkut, 'Küçükçamlıca'daki şantiye' diyor.
Kitabı bile çıkmış, etrafı bir 'cool'luk tartışması almışken, kapakta da memleketin en cool kadınlarından Aslı Altan boy gösteriyor. 'Cover girl' çekimlerinden artakalan vakitlerinde de süper bir proje olan kışlık Safran hazırlıklarını toparlıyor. Radikal okurlarının kültür sanat sayfalarından annesini tanıdıkları bir çok esaslı kadın tasarımcıyı taa New York'lardan transfer etmiş olmanın tatlı rehavetiyle.
Eeee, öyle armut piş ağzıma düş yok. Kalanı için bir adet 'İstanbul Life' isteniyor bayiden bir zahmet.


Hayırlı bir iş
Bugünkü yazılarımızın daha faydalı bölümlerine doğru süzülüyoruz şimdi. İki tane okul adı vereceğim. Bunlar mahallenizin ilkokulundan epey farklı eğitim veren yerler. Öğrencileri de 'farklı'.
Türkân Sabancı'nın ismini taşıyan okul, görmeyen çocuklar için. Aralarında zekâ sorunu olan ama eğitilebilir çocuklar da var. Hepsinin ortak özelliği görmüyor olmaları. Okulun yatılı bölümü de mevcut. Ne güzel, diyeceksiniz, fevkalade tıklımdır herhalde. Hem görmeyen hem de zekâ özürlü çocuğunuzu evde eğitmeye çalışmak, öyle kolay iş olmasa gerek. Ama hayır. Okul, kapasitesinin çok altında. Ve de öğrenci azlığından kapanma tehlikesi içinde. Lazım olursa, yeri Üsküdar, telefonu (0216) 310 49 12, müdürü de Feyzullah Güler.
Diğer okul da Veysel Vardal Görme Engelliler İlköğretim Okulu. Yine görmeyen çocuklara imkân vermek isteyen birileri var ama almak isteyen yok. Yani birinci okul gibi burası da öğrenci azlığından kapandı kapanacak... Bu sefer yeri Sarıyer, telefonu (0212) 201 12 92, müdürü Muzaffer Ten.
Okullar amcamın değil, müdürler eniştem değil. Yani bu bir hatır
haberidir diye okumayınız. Sadece böyle imkânlar ve bu imkânlara muhtaç olanlar varken, bir türlü eşleşilememesini çok acıklı buluyorum. İnşallah birilerinin işine yarar diye yazıyorum.
İkinci ve son hayırlı iş
Uzak diyarlardan gelen bir konteynır dolusu tekerlekli sandalye de sahibini bekliyormuş, arkadaşlar. Tabii bizim alıp scooter niyetine yarıştırmamız için değil. İhtiyacı olana. Ve buradaki sihirli kelime de şu: Bedavaya. Tekrar ediyorum: Ücretsiz. Dolayısıyla etrafınızda tekerlekli sandalye ihtiyacı olan ama temin etme imkânı bulunmayan birileri varsa, Altunizade Kulübü onları sevindirecek. Bu iş için de bana mail atacaksınız bir zahmet. Ben sizi, nasıl diyordu halkla ilişkilerciler, yönlendireceğim.