'Rodin Kemalist olsaydı'

Açılmasına daha neredeyse bir ay var, o zamana kadar kim öle kim kala, kim bilir kimler ne afili işlerle meydana çıka, sergiler peş peşe boy göstere, ama şuraya yazıyorum: Çok az sergi bu kadar merak uyandıracak, ilgi ve tepki çekecek.

Açılmasına daha neredeyse bir ay var, o zamana kadar kim öle kim kala, kim bilir kimler ne afili işlerle meydana çıka, sergiler peş peşe boy göstere, ama şuraya yazıyorum: Çok az sergi bu kadar merak uyandıracak, ilgi ve tepki çekecek.
Tophane’de, Galatasaray’dan yokuş aşağı inerseniz Boğazkesen’in artık en sonunda, sağ kaldırımdaki NON’dan içeri gireceksiniz ve Extramücadele’nin ‘Bunu Ben Yapmadım, Siz Yaptınız’ başlıklı solo sergisiyle, çağdaş sanat jargonundan bihaber lisanla avama kaçma pahasına: ‘Vay anasını’ olacaksınız.
Susan Miller edasıyla tam da böyle hissedeceğiniz günlerinizi de çıkartayım:
21 Eylül ile 13 Kasım arası!
Türban Şoray’larıyla gönlümüzdeki yeri hep bâki ve sağlam olan Extramücadele’nin vatandaşla son buluşması 2007’deki 10. Uluslararası İstanbul Bienali’nde olmuştu ve orada olanlar, milletin (Hem de sokaktaki serserinin, aylağın, magandanın değil bienal müşterisinin) azınlıklarla olan ilişkisinin de resmi gibiydi.
Extramücadele’nin ‘Azınlıklar için 18 Afiş’i izleyicinin katılımına, katkısına açıktı o bienal boyunca. Herkes eline kırmızı kalemi alıp sanatçının işlerine (Extramücadele’yi de çoğunluk bir grup sanır; oysa ki tek kişiden oluşuyor: Memed Erdener) istediği ilaveyi yapmakta serbestti.
Bienalden ‘kana bulanmış’ biçimde çıkmış halleri bu 18 afişin, hakikaten çok çarpıcı,
çok sarsıcı, toplumbilimcilerin analizine çok elverişliydi.
Üstünde Hrant Dink çiziminin ve ‘Ne . Ermeniyim Diyen’ sözünün, Ahmet Kaya çiziminin ve ‘Ne . Kürdüm diyen’ sözünün yer aldığı bir afişin boşluklarının bazıları tarafından nasıl doldurulacağını tahmin edebilirsiniz ama hiç kondurmadığınız kültür-sanat ahalisinin de o bazılarıyla copy paste hislere sahip olduğunu görmek korkutucu ve öğretici oluyor. Extramücadele’, yeni sergi adıyla beni tam da o günlere götürdü.
‘Bunu Ben Yapmadım, Siz Yaptınız’ da “Büyük işaretler, egemen imgeler, hâkim yüzler gerçek dünyanın şekilleriyle, ritimleriyle ve çıkmazlarıyla, hepimizin içinde bulunduğu ve öyle veya böyle kafa yorduğu ilişkilerle buluşuyor ve yeni imgeler, yeni ilişki ağları, yeni sorular tasarlıyor”muş.
“İnançlarımızın dayanağı birer heykel kaidesi midir? Eğer kendimizi gerçekten, ama gerçekten zorlarsak, başkalarına dediğimizi yaptırabilir miyiz? İleri mi gitmeli geri mi, yoksa yerimizde mi sayalım?”
Burada gördüğünüz işin adı Melek Atatürk ya da Rodin Kemalist olsaydı... Ötesini siz
hayal edin.

‘Güzel öpüşmeyin geçiştirin’
Kemal Yılmaz’ın pazartesi günkü köşesinde okudum; şair Süreyya Berfe’nin başına,
son yılların multifonksiyonel tabiriyle bir ‘iletişim kazası’ gelmiş!
‘Klasik Gitar’ isimli radyo programının sunucusu, telefonla bağlandığı ünlü şaire önce “Siz ne iş yapıyorsunuz sayın Berfe?” diye sormuş. Berfe bu soruyu “ustaca savuşturup” başka şeyler anlatmış (Ege’de yaşayan Süreyya Bey ile birkaç kere muhabbet etmişliğimiz var; lafı nasıl da hakikaten ustaca çevirdiğini tahmin edebiliyorum. Zira olağanüstü lezzetli, tavlayıcı muhabbeti olan bir adam; insana ‘Donatalım sofraları, açalım bir büyüğü, laflayalım ölene kadar’ duygusu veren biri).
Sunucu “Ah siz şiir mi yazıyorsunuz, ne kadar hoş”, “Peki gitarla ilgili bir şiiriniz var mı, okur musunuz bize?”, “Ama yazmalısınız, mesela Lorca’nın vardır” diye ilerleyen cümlelerde de basamamış frene.
Asıl adı Hikmet Süreyya Kanıpak olan şair Süreyya Berfe’nin son kitabı ‘Seferis ile Üvez’, Metis yayınlarından geçen ay çıktı. Oradan ‘Güzel öpüşmeyin geçiştirin’i, bu ‘iletişim kazası’nın şoförü, sunucu Şebnem Savaşçı’ya yollayalım: 
“Derinliği ağırlığı hacmi/geleceğe kalır/ söyletir kendini/Belki yaşar hatırlatır/güzel öpüşmek iyi bir şey değildir//Hiç münasebeti yokken/şiir yazdırabilir/Şair olun veya olmayın önemli değil/yazdırmaya kalkar/nasıl yazacağınızı bilemeyeceğiniz/aşk şiirlerini//Türkü söylerken/elini dizimden ayırmayan/hemşire gibi//Ben seni çok sevdim abi/Sen bilirsin Denizler’i/neden astılar abi//Böyle başlayabilir/ bir aşk şiiri ama münasebetsiz/güzel öpüşmeler gibi//Güzel öpüşmekten aklıma geldi/değmedi geçti/Soğuk havalarda uçmak
isteyen/ kelebeklerin son saatleri”