'Ruh üşümesi'

Saatli Maarif Takvimi'nde bugün için 'bazı yerlerde kar' diyor. Sadece 'bazı' mı, her taraf uzun yıllardır hiç olmadığı kadar kara gömüldü, başka mevzu yok.

Saatli Maarif Takvimi'nde bugün için 'bazı yerlerde kar' diyor. Sadece 'bazı' mı, her taraf uzun yıllardır hiç olmadığı kadar kara gömüldü, başka mevzu yok. Gazeteler bile güç bela çıktı, herkes bir yerlerde mahsur kaldı, bu tip durumlarda ancak en yakın marketi talan edip 20 paket unla 30 paket makarna alarak sakinleşen halkımız faaliyetlerini tamamladı. Arif Takvimi'nde ise hem cumartesi (size dün, bana bugün) hem de pazar için 'zemheri fırtınası' yazıyor. Bunun da vaziyeti anlatmakta biraz yetersiz kaldığını düşünüyorum. Bilgisayar başına çöktüğüm bu dakikalarda dışarıda tarifsiz bir hortum var; deli gibi dönüyor ve her an evin içine girip bizi de yutacak gibi görünüyor. Biz, ağrıyan boğazım, damlayan burnum ve ben, iki gündür evdeyiz. Evin diğer ferdi tarafından gayet sıcak olduğu iddia edilen salonda, balıkçı kazak üstü V yaka kazak üstü eşofman üstü şal şeklinde oturuyor, çay/kahve/çorba hatta sıcak erkek takviyesine rağmen ısınamıyoruz. Bedenimiz ısınıyor, hadi bakalım bu sefer de 'ruh üşümesi'! Birileri beni 'duyarsız' olmakla, soğuktan insanlar donarken rimel markası vermekle eleştirdi geçen gün ama tam tersi her bir üçüncü sayfa haberi için iki saat hıçkırarak ağlayacak kıvamdayım. 'Nihayetsiz hüzün hastalığı' başlıklı bir haber yapmış Aktüel dergisi (Eski yuvam oluyor biliyorsunuz). 'Son 10 yılın en soğuk ve güneşsiz kışı sadece soğuk algınlığına sebep olmuyor' demişler ve Göksel'in o pek tutan şarkısının nakaratını canı gönülden tekrar edenlere bir depresyon rehberi hazırlamışlar. Oradan öğrendim ki iyi isim yapmış terapistlerden, ki parantez içinde Engin Geçtan, Saffet Murat Tura, Selim Başarır, Cem Mumcu, Şule Tokmakçıoğlu, Mine Özgüroğlu, Yavuz Erten, Ferhan Özenen isimleri var, randevu almak için kriz günlerinde bile sıra beklemek, sonra da seans başına asgari 75 milyonu gözden çıkarmak gerekiyormuş. Hatta fiyatını 100 dolara çıkaranlar varmış. Para yerine yılbaşında basın bültenlerinin içinden çıkan şekerlerle avunan gariban bir medya çalışanı olarak 'Canım çok sıkılıyor' şikâyetine karşılık 50 dakikalık 'Ah neden sıkılıyor acaba, yoksa çocukken babanız sizi kucağında yeteri kadar hoplatmamış mıydı?' analizine böyle bir rakam veremeyeceğimiz için başka çareler bulmak icap ediyor. Uyumak mesela, günler boyu (Ki tek geçerim bu âlemde; tartışmasız en iyi ilaçtır). Polisiye okumak (Bu türde yazan çok az sayıda kadından biri olan Esmahan Aykol'un 'Kitapçı Dükkânı' olabilir). Televizyona yapışmak (Su aygırlarının cilveleşmelerinden Oktay Sinanoğlu'nun hezeyanlarına şahane bir yelpazede gezindim dün). Kütüphane organizasyonu yapmak (O kadar çok mesai alıyor ki insan kendini unutuyor). Mutfak dolaplarını temizlemek (Klasik nevrozu tutmuş kadın faaliyetidir biliyorum ama yıllardır tepede duran balon kadehlerle bir şey içmek istediğinizde önce köpürtmeniz gerekmemesi, şahane bir his).
Bir de ruh haline uygun albüme takılmak, günde kırk kere evirip çevirip aynı şeyi dinlemek... Şimdi kabul edin ki normal hayatta başka türleri tercih etseniz de depresyonun ilacı 'Türkçe pop'tur. Ben kar kış kasvet günlerini Göksel'le değil Işın Karaca'yla geçiriyorum. Türkiye'nin en iyi sesi olduğu iddiaları, 'incelikler'i ve o reklamdaki mimikleriyle üstümüze üstümüze gelen şık ambalajlı Sertab Erener'in karşısına nihayet onu ezebilecek dev sesli, dev cüsseli bir kadın kahraman çıktığı için çok mesudum.
'Can sıkıntısı' ne demek?
"Of of diye içinden gelen sesler olursa bu can sıkıntısı demek." (Polat, 8)
"Bizim canımız sıkılır çok sıkılır hemde çok, çok sıkılır biz işde ona can sıkıntısı denir." (Sedat, 10)
"Evde tek oturuyorum yanım sıkılıyor." (Süleyman, 9)
"İnsanın canı sıkılır gider meyhaneye can sıkıntısına başlar." (Kurtuluş, 9)
"Can sıkıntısı mesela yani canımız sıkılır. Yani dışarı çıkmayız. Eğer dışarı sevmezsek çok canımız sıkılır. O zamanda canımız çok sıkılır. Evdede canımız sıkılır." (Dilek, 9)
(İşte budur. Aynen LeMan Yayınları'ndan çıkan 'Küçük Sözlük'te çocukların anlattığı gibidir. Tashihlere dokunulmamıştır.)
Döner mi?
Terk ettiğiniz bir sevgiliye geri dönmeniz için ne gerekir? 'Memedalibey'in son zamanlarda sıkıntılı ve sıkıcı bir debelenme içine girdiğini gördüğümüz eşinin hazırladığı gibi bir afiş mi? Maceralarını ilgiyle izlediğimiz Siren Ertan'a yollanan 500 kırmızı gül gibi bir atraksiyon mu? Sinan Çetin'in 'film gibi'sinden bir mesaj mı? Yoksa ne kadar özel olduğunuzun defalarca ifade edildiği bir gazete röportajı mı?
Dünkü 'Cumartesi' ekinde yer alan Atıf Yılmaz söyleşisini okumuşsunuzdur. Sayfaları toparlarken kendimizi aynı zamanda arabuluculuk işlevi de görür bulduk. Giden Deniz Türkali'nin ardından yapılan zarif çağrılara cevap gelip gelmeyeceğini hakikaten merak ediyoruz; 'Dönerse oynarım, zil takıp oynarım' diyen bir adama, birazcık eziyet edildikten sonra sanki dönülür diye düşünüyoruz.