Ruhani evlilik, eşli fuhuş vs...

Unutamadığım bir hikâyedir. Günlerden bir gün kocamaaaan bir yayın grubu temizlenmeye karar verir. Hayır, öyle metaforik temiz medya numaraları değil, bildiğimiz arap sabunlu, köpürtmeli temizlik.

Unutamadığım bir hikâyedir. Günlerden bir gün kocamaaaan bir yayın grubu temizlenmeye karar verir. Hayır, öyle metaforik temiz medya numaraları değil, bildiğimiz arap sabunlu, köpürtmeli temizlik.
Bin yıldır ortada duran kâğıt çöpü atılır, sahipsiz şemsiye/fincan/klasör vesaire talan edilir, herkes hafifler. Bir de işi/odası değişen bir arkadaşımızın dolapları boşaltılır.
Boşaltıldı yani. Gözümüzün önünde.
Peki o dolaplardan el kremi, 250 tane boş ajanda, ponpon ve kokmuş Altınbaşak haricinde ne çıktı dersiniz?
Poşetinden ayrılmamış onlarca dergi.
Müessese dergileri artı Vanity Fair'ler, Wallpaper'lar, Face'ler ve en vahimi Fast Company'ler.
Vahimi dememin sebebi, arkadaşımızın yaptığı işin de, ilgilerinin de Fast Company ile en ufak bir çarpışma/örtüşme durumu olmaması. Lakin o dönem Fast Company, en prestijli ve de en moda sehpa üstü dergisi. Arkadaş, trendlerden eksik kalmamak 'adına' siparişini veriyor müesseseye. Ama ay tabii onca işin gücün arasında, unutuveriyor sonra naylonundan çıkarmayı!
Bu durum aylarca içimde derin bir sızı olarak kaldı. Fakat bugün hak verdim kızcağıza.
Ayın ilk günü. Bütün dergiler gelmiş. Ben daha gazetelere bakamadan, hepsi üzerime çullanmış. Ve her biri insanın saatlerini yiyor.
Şu anda saat üç; öğlen yemek yiyemedim. Yazacak 1000 tane şey çıktı; toparlayacak 1 dakikam kalmadı. Ve aramızda savaş çıktı:
Gir bakiiiim poşetine geri. Oyalama beni. Poşetine gir. Çıkma.
Poşetsizleri de poşetlemek istedim.
Bütün gazetelere bakıp bütün dergileri okşadıktan sonra iyice ambale oldum. Hakikaten bilmiyorum şu anda ne yazacağımı.
Rahşan hanım transparan giydi diye bir başlık. Kadıncağız giyindi suç, giyinmedi suç. Transparan olan da gömleğinin önündeki iki lokmacık dantelimsi fistomsular.
Asena yemek yerken arada tokat da yemiş gene. Haberde Tatlıses'in yemek öncesi Akmerkez'deki Diesel'de oğlu İdo ve kızı Zübeyde Melek ile alışveriş yaptığı yazılı. Mozaik marka Diesel!
Podyumun en bebek kızlarından Tuba Ünsal, sevgilisi Aksel Goldenberg ile evlenip evlenmeyecekleri sorulduğunda "Ruhani olarak evliyiz. Fazlası şimdilik ikimize de ağır gelir" demiş. Şöyle izdivaç modelleri var yani: Medeni nikâh, dini nikâh, ruhani nikâh... Uhrevi saadetler dileriz.
Temiz/titiz manken Pınar Tezcan, kanıt göstermeye kalkışmış: "Son derece güzel bir ilişki yaşıyorum. İngilizce kursuna gidiyorum. Temiz sıfatına en layık isim benim." İngilizce malum, bir temizlik kriteri!
Satırlarımı, Anadolu'da doktorluk yapan bir arkadaşımızın taze taze anlattığı fıkra statüsündeki haberle bitiriyorum. Bu bir gazete haberi değil, bu bir gerçek!
Bingöl'de jinekolog olan H.'ya sıkıntılı bir çift gelir. Olay anında kadın acı çekiyor, hiçbir zevk alamıyordur. Fakat bunu bir türlü ifade edemediği için derdine derman da bulamıyordur. En sonunda devreye kocası girer. Ikınır, sıkınır, olaya kendince nezaket katıp lafı alır: "Bizim hanımla fuhuş yaparken..."
Kişniş israfına son!
Demin köpürtme demişken... Şu kişniş yarasına parmak basmadan geçemeyeceğim. Değerli aşçılar, yemek yaparken doldurmanız gereken bir kişniş kotası mı var? Normal dozun üzerinde kişniş tükettiğinizde belli bir komisyon mu alıyorsunuz? Kişniş harcamalarını gazlayan gizli güçler mi var?
Birkaç yıl önce, üzerine ne kadar çok mısır boca edilirse salatanın o kadar makbul olacağına dair bir saplantı baş göstermişti. Şimdi de baş etmesi zor bir kişniş sapıklığı yaşanıyor. Kişniş otu, tamam farklı bir lezzet, hoş bir koku, enteresan bir doku filan da, ayarı biraz kaçtığında Persil, Alomatik, Duru, Pantene, Elidor, Bingo şeklinde ne kadar sabun, deterjan, şampuan varsa boca etmişsin durumu yaratıyor. İnsan dilini sabunlamış gibi hissediyor.
Evvelki gün gayet havalı bir lokantada, içinde çeşitli küçük hayvan parçacıkları barındıran bir çeşit makarna yedim. Fakat Allahım, makarna o kadar mı köpürtülür? Ağzımdan küçük baloncuklar çıkacak diye korkumdan arada su içemedim.
Demek istiyorum ki kişniş ısrafına son! Bana güvenmiyorsanız, Carlo Bernardini'ye kulak veriniz. Ahmet Tulgar 'Türkler neyi sevmiyor' diye sormuştu geçen gün. Ünlü şefin cevabı netti: Kişniş kullandığım yemekleri!