Şahane cevap

Bazen birileri acıtır canınızı. İstediğiniz gibi veremezsiniz cevabını. Gününü gösteremezsiniz. Hep içinizde bir ceviz/kestane/fındık biçiminde kalır.

Bazen birileri acıtır canınızı. İstediğiniz gibi veremezsiniz cevabını. Gününü gösteremezsiniz. Hep içinizde bir ceviz/kestane/fındık biçiminde kalır.
Bir de çok şık cevaplar vardır. Cuk oturan. Karşıdakinin ağzını fermuarlayan. Kuyruğunu altına alıp süt dökmüş kedi pozisyonuna girmesini sağlayan.
Süreyya Ayhan böyle bir cevap verdi. Zamanında ona aşki mevzularda laf
edenlerin hepsini ebediyen susturdu. 'Evlenin yoksa ayırırız' restlerine, antrenmanları denetlemek üzere Romanya'dan bekçi/antrenör getirten zihniyete, 'Ünlü'lere, 'Mutlu'lara, bakanlara, müdürlere, ahlak hocalarına, bir aşk hikâyesine burnunu sokan devlete verilebilecek en benzersiz cevabı, bir Avrupa Şampiyonluğu şeklinde sundu.
3 dakika 58 saniye 79 saliselik kısacık/upuzun bir zaman diliminde.
İnsanı nefessiz bırakan saniyelerdi. Dünya Kupasımsı bir ruh haliydi; seyreden herkesin gözleri doldu. Muhteşemdi.
Daha başka ne denir, bilmiyorum. Süreyya'yı buradan kocaman öpüyorum.
Lezzetli anılar
'Müdür Bey son derece titiz bir adamdı, mektupların kenarlıklarını santimetre ile ölçer, milimetrik düzende mektuplar isterdi. Bir akşam tam çıkmak üzere iken (O zamanlarda Banca Commerciale Italiana'da çalışan bir genç kızla nişanlanmıştım. Her akşam gider onu Bankalar Caddesi'nde bulunan merkezden alır Kadıköy iskelesine kadar eskort ederdim.) müdürün zili üç kez çalıyor. Bu benim işaretim. Acele bir mektubu var, kısadır, hemen yazıp çıkabilirim. İyi, beş dakikalık bir iş. Yazıyorum, veriyorum. Cetvelini çıkartıp ölçüyor. Olmadı, bir kez daha. Yazıyorum, veriyorum, yine olmuyor, başlık çok yukarıda kalmıştır. Etti üç ve hırsımdan kuduracağım, kız bekliyor, ağaç oldu, vapuru kaçıracak. Müdürün odasına yine giriyorum, imza dosyasını bıraktığım gibi toz oluyorum.'
(Bana ilk Cosmo günlerimde, her ama her gün, servisin saat altıda kalkmasına 10 dakika kala Hearst'ten Lucy ve Nancy'gilleri aratan ilk patronumu anarak okuduğum bu satırlar kime ait olabilir? Üzeyir
Garih? İshak Alaton? Vitali Hakko? Devam edelim.)
"Ertesi sabah gelir gelmez Müdür beni çağırıyor. Bu kez belli ki kızgın, hem de nasıl: 'On yıl daha genç olsaydım seni pencereden atardım' diye kükrüyor. Eh, deli gençlik bu, bir adım atıyorum ve 'Deneyelim' diyorum. İfadesi değişiyor, gülümsüyor. 'Hep kafana göre hareket ediyorsun, öyle değil mi? Üstelik biliyorum,bu mesleği de sevmiyorsun. Yine de bir yere varacağından eminim' diyor babacan bir tavırla. Aslında yanılmıyor çünkü pek bir gayret sarf etmeden -ama on yıl sonra- bankanın en genç Murahhas Vekili oldum."
(Hımmmm, bir kere Vitali Hakko'yu eliyoruz. Satırların yazarı, ünlü bir bankacı.)
"Bankada çalışırken özel hayatımda da bazı değişiklikler oldu, bir ilk nişan yaptım, ama evlilik korkusuna kapıldığımdan yarı yoldan döndüm. Aslında nişanlım iyi bir kızdı, asıl kötü davranan ben oldum. Bir pazar günü Kadıköy'deki Süreyya Sineması'nda ayrıldık, o ağlayarak. Oysa ki gayet şatafatlı bir nişan yapmıştık bankaların (Banco di Roma ve Banca Commerciale) Müdürleri'nin ve çoğu personelin katkısı ile. Öyle çünkü ilk kez iki ayrı bankanın iki elemanı nişanlanıyordu."
(Bakar mısınız; bir nevi devrim.)
"Nişanlımdan ayrılmam tabii ki hem aileler hem de bankalar arasında yankılar uyandırdı. Bir gün hademelerden biri beni çağırdı. Oldukça kızgın görünen, eli şemsiyeli bir hanım beni görmek istiyordu. Sekreterlik'ten çıktım ve karşımda müstakbel kaynanamı buldum. Çıngar koptu, kadın- haksız da değildi bağırdı, çağırdı, gözyaşı döktü. O kadar ki Müdüriyet'in kapısı açıldı ve Hayırel göründü, 'Ne oluyor Scognamillo?' diye sordu.
Ben de 'Nişanlımdan ayrıldım ve annesi olan bu bayan şikâyete
gelmiş.' Hayırel başını salladı 'Anlıyorum' dedi ve odasına döndü. Gerçekten soğukkanlı bir adamdı!"
Scognamillo. Evet bildiniz, Giovanni olanı. 'Bir Levanten'in Beyoğlu Anıları'nın yeni baskısını Sayım getirdi. Bilge Karınca Yayınları'ndan çıkmış, taze taze. Tabii Sayım'ın zamanlaması bir açıdan iyi, bir açıdan da felaketti. Kitaba öyle bir kaptırdım ki, konu bulmak için gazete mıncıklama vaktinden yemek zorunda kaldım.
Sinema yönüyle bildiğimiz Giovanni Scognamillo'nun anılarında öyle tatlı ayrıntılar, öyle matrak hadiseler var ki, babanızın günlüğünü okurmuş gibi bir hazla çeviriyorsunuz sayfaları. Ve en sevdiğim kitap türü: Resimli!
'En güzel' de kesmiyor
'Güzelliğinizi nasıl algılıyorsunuz?' diye sormuş Ahmet Tulgar, Hülya Avşar'a, Milliyet Pazar'da. "Bazen yemek yerken camda kendimi görüyorum, başka biriymiş gibi geliyor bana" diye anlatmış Avşar da. "Bir anda böyle beni bile alıyor camdaki görüntüm. Şimdi bu bir 'charm' (cazibe) bir ışık. Camdaki bir görüntü bir insanı nasıl etkileyebilir? İşte bu ışık etkiliyor. Yani kendi görüntüm beni bile etkiliyor."
Hülya Avşar'ın tarzından hoşlanmasam da böyle bir ışığı olduğuna katılıyorum, tamam. Ama keşke bunu o kafamıza kakmasa da trilyonuncu kere, bize söyleme fırsatı bıraksa.
Fakat hedef büyütmüş Avşar. Piyasadaki 'en güzel' kadın olmak artık onu kesmiyor olmalı ki, "Kim ne derse desin, gerçekten bundan sonra, yani çok uzun seneler, belki 30-40 sene gelmeyecek benim kadar güzel bir kadın" diyor. "Ben kendimi bu kadar güzel buluyorum."
'7 Kocalı Hürmüz'ün meşhur parçası vardır hani, yakarır yukarı, "5 de yetmez 7 tane ver ver ver ver, ver Allahım ver" diye. İnsanın taze bir 'ışıklı' güzel için yakarası, hatta adak adayası geliyor.
Öteki 'en'ler
Bu tombul ego illeti sadece Hülya Avşar'a mahsus bir durum değil tabii. Diğer dişi sahne figürleri de kendi kulvarlarını netleştirip hangi alanda 'en' olduklarını açıkladılar. Dün akşam Seda Sayan kendisini 'sahnesi en iyi kadın' ilan etti mesela. O kadardı. Tartışma kaldırmazdı.
Daha önce Petek Dinçöz'ün 'bikini giyebilen tek assolist' olduğunu idrak etmiştik. Ebru Gündeş 'en iyi ses' olduğu konusundaki iddialarını, kaşlarına ekstra kavis vere vere tekrar ediyor. Sibel Can 'en ağır aksak/anne/hanımefendi' rolüne soyunuyor. Gülben Ergen ise 'en çok satan', bu ara 'en abayı yakan', bu vesileyle de televole literatürüne yeni bir tabir katan karakterimiz.