Sezen Aksu yok, biz işe niye geldik?

Misafir yayın yönetmeni uygulamasının kötü bir yanı da var. Alışkanlık. En tehlikeli şey. Tekrarını istiyorsun. Bir, iki derken normalleştiriyorsun. Sonrasında biz bize kalındığında, havayı bir eksiklik duygusu kaplıyor.

Misafir yayın yönetmeni uygulamasının kötü bir yanı da var. Alışkanlık. En tehlikeli şey. Tekrarını istiyorsun. Bir, iki derken normalleştiriyorsun. Sonrasında biz bize kalındığında, havayı bir eksiklik duygusu kaplıyor.
Bugün mesela, Sezen Aksu yok, Orhan Pamuk yok, biz niye işe geldik?! Şuursuzlaşılabiliniyor.
Şehir merkezine nispeten uzak bu plazalar, günümüzün büyük bölümünün geçtiği yerler. Bir tat, bir tuşe katmak şart. İki IKEA klasörü, iki fırfır, bir miktar kokulu/lastikli/düdüklü kırtasiye, hedefi daha da ileri taşıma imkânı varsa, mesela Esra Koyuncu'dan feng shui'ye göre ofis düzenlemeleri.
Alain de Botton'un yeni kitabı 'Mutluluğun Mimarisi'ni karıştırdım; havadar pencereler açılabilir gibi görünüyor o satırlardan.
Eskiden bu işleri kaale almazdım, halbuki çalışırken rahatı, saadeti, eğlenceyi artırmak demek, genel yaşam standardını yukarı üfleyip uçurmak demek. Çünkü trafikti, telefondu, dur şunu da toparlayayımdı, net 15 dakikalık her işin brütünün 1.5 saatten aşağı çekmemesi genel kuralıydı, apaçık biçimde burada geçiyor ömür.
Ben işyerini evleştirebilenlerden değilim.
Masasının üstünü sevgilisinin/eşinin/çocuğunun fotoğraflarıyla kaplayanlara, envaiçeşit biblo yardımıyla eski moda bir zücaciyeci inşa
edenlere, nihayetinde bir masayla bir koltuktan ibaret o mütevazı bölgeyi alabildiğine kendininleştirenlere, gıptayla karışık hayret ederim.
Ama şu kadarını görebiliyorum: Çekmecenizde kokusuna bayıldığınız bir el kremi, önünüze kahve döktüğünüzde gününüzün toptan kararmasını önleyecek yedek beyaz tişört, zulada birkaç şişe kırmızı şarap, erzak kutusunda kriz atlatacak çikolata bazlı dostlar, şımarma anında kullanılacak parmak kuklalarla eksik olmasın Pınarcıların yolladığı kıvırcık beyin, yılbaşı süslerinden kalma üç-beş fırfır, ponpon, kitsch unsur... Bunlar iş güç kasvetini atmakta faydalanılır aksesuvarlar.
Fakat istediğiniz kadar varlıklı olsun çekmeceleriniz, günü esas şenlendiren şey tabii ki insan. Ya da canlı diyelim, cumartesi günü bütün güzelliği ve haşmetiyle oturmaya gelen Cano'yu da hesaba katarak.
İki oynaşma, iki sataşma, iki laubalileşme, budur mesai gününü çekilir, sonu getirilir, tekrar edilir, aylarca yıllarca sürdürülür kılan.
Bugün gördüğünüz gibi henüz bir konu bulabilmiş değilim. Arada oluyor böyle.
Yavanlığın, durgunluğun ağırlığı.
Fazla vakit de kalmadı, günün en manalı kısmı için birazdan çıkmak gerekiyor: Tempo dergisinin, engellerini hiçe sayarak her biri birer başarı hikâyesi yazan engelli isimleri Serdar Bilgili'nin objektifiyle buluşturduğu projesini hatırlarsınız. İşte o fotoğraflar 15 gün boyunca Dolmabahçe Sarayı Sanat Galerisi'nde sergilenecekler, açılışı da az sonra.
Bu kadar derin anlamı olmasa da beni samimiyetle heyecanlandıran bir başka
açılış da az sonra. Yazıların azimli takipçileriyle çekirdek çevre biliyor, Bağdat Caddesi'nde bir Saray Muhallebicisi olmaması beni yıllardır derinden yaralıyordu. Bir tavuk suyuna çorba içiciiiz, bir suböreği, tavuklu pilav, sahanda yumurta, artık duruma göre, üstüne de bir tatlı alıciiiz, mümkün olmuyor. Dünyanın en güzel karışık menemenini yapan Saray, bizi bu zevkten mahrum bırakıyor. İdi. Sinirleniyordum, üzülüyordum, bozuluyordum. Beyoğlu, Teşvikiye bir yere kadar, insan çorbacısının ayağına gelmesini bekliyor.
Nihayet tamam. Saray, Bağdat Caddesi şubesini, Suadiye'den az ileride, Çatalçeşme isimli mevkide, Remzi, İnkilap ve D&R'ye iki adım mesafede, eski Han'ın orada açıyor. Hakikaten mesudum.
Bahardaysa çifte kavrulmuş bir durum olacak, anlaşılan bunca sabırla beklemişliğim meyvelerini veriyor:
İkinci şube gözlerimi yaşartan bir konumda, bizim eve beş dakikalık yürüyüş uzaklığında, eski baba evinin de köşesine yerleşecek.
Söyleyecek söz bulamıyorum.
İki satırlık yer kaldı galiba. Onu da bir tebrikle bitireyim: Çikolatacı Şölen, havalı ve yetenekli tasarımcı Karim Rashid'e çikolata tasarımı yaptırmış. Rashid, "Şu ana kadar dünyada çok banal kalmış çikolata pazarı bundan sonra tasarıma odaklanabilir" diye çok doğru demiş. Bayram ve yılbaşı zamanı boğulduğumuz çeşitlerden biliyoruz, gerçekten de madlen, madlen, nereye kadar? Halbuki birtakım tasarım çikolatacılar var dünyada, acayip işler yapıyorlar, bakmaktan yemeğe kıyamadığınız için gayet de faydalılar!