Sıcak üstüne çeşitlemeler

İstanbul günlerdir dev bir sauna hizmeti vermekte. Klimalı ofis/ev ortamının dışında olanlar için nem, insani hoşgörü sınırlarının çok ötesinde.

İstanbul günlerdir dev bir sauna hizmeti vermekte. Klimalı ofis/ev ortamının dışında olanlar için nem, insani hoşgörü sınırlarının çok ötesinde.
Birkaç günlüğüne nefes almak için Ege’ye uzandık, boyumuzun ölçüsünü alıp döndük.
Belki de ilk defa bir yaz, çabucak bitsin, gitsin isteniyor.
Siyasetin çok harlı olduğu bir dönem, onun dışında ama, tek mevzu sıcaklar. Bir büyük ortaklık, bir samimi uzlaşma, bir doğal muhabbet konusu bu sıcaklar. Geri kalan her şey tali, hepsi boş...  
* SICAK + RAMAZAN = CİNNET Mİ: Evde oruç tutulan bir çocukluktan geliyorum, oruç tutmuşluğum var, şunun için söylüyorum, o ‘Aaa nasıl durulur canım öyle aç açına’cılardan değilim, pekâlâ da durulur.
Ama bu yaz şöyle bir mesele yok mu: Bu sıcakta, akşam 20:20’ye varan iftar saatine kadar, hiç susuz nasıl dayanılır? Adım başı kaç kavga çıkar? Bir taksi şoförünün elinde kalmamak için ne yapılır? Yok yere kaç cinayet işlenir, o raddeye varmasa da kaç aklıselim sahibi insan cinnet dolaylarına savrulur? Sinir sisteminin sınırlarının çok daralacağı muhakkak, şimdiden geçmiş olsun. 
* NEM ÇİRKİNLEŞTİRİR Mİ: Yaz, esasen insanları güzelleştiren bir mevsim. Güneşten azıcık renk almak cildi ışıklandırır, kusurları kapatır, bünyeye bir neşe, enerji, gençlik zerk eder. Normal şartlarda bu
hep böyle olur, ama bu defa anormal şartlardayız: Boncuk boncuk terleyen bir
adam, hadi gene bir derece belki, ama kadını
hiç kimse çekici bulmaz. Terden tişört ve gömleğinin koltuk altı ıslananın, vay haline... Komi değil, çırak değil, ter kokusunu hiç konduramayacağınız insanlar bile gayet
net ter kokuyor ve hiçbir deo reklamı palavra atmasın; ne 24 saati, bu havada vaatlerin
dörtte biri bile tutmuyor.  
* ŞEHRİN EN SERİN YERLERİ: Geçen gün arabasına bindiğimiz taksi şoförüne “Tünel” dememiz hiçbir şey
ifade etmedi. Uzun uzun tarif etmemizden sonra da ikna olmadı ve Karaköy’den geçerken bize haddimizi bildirerek “E burası da Tünel” dedi. Tünel’de, tünelin içi: Bir köşede homeless taklidi yapılabilir; daima serindir. Kanyon’un kafa sersemleten rüzgârı bu günlere bire bir. Moda İskelesi güzel üfler. Kandilli’de Suna’nın yeri hep uçar. Rumelihisarı’nda Ayder, Karadeniz’e bakan tarafıyla iyi rüzgâr alır. Deniz dibi, deniz üstü yerler gene bir nebze nefeslendiriyor. Bir de tabii yapay da olsa sinema salonları. Yaz ortasında ‘Inception’ın
bu kadar kıyamet koparmasında bu çaresizliğin hiç mi payı yok? 
* SU İÇEMEYENLERE TÜYOLAR: Hayattaki belki de tek iyi huyum. Sabah kalkınca ilk iş, ayılmak için tekrar tekrar,
gün boyu mütemadiyen, hep çok su içmek.
Gerek duymadığı için, midesi almadığı için, başka sıvılarla yerini doldurduğunu sandığı için, tuvalete gitmekten korktuğu için su içmeyenlere rastlamak, hele ki bu havada bile tutarlı olmak beni dehşete düşürüyor. Şöyle numaralar kâr eder mi acaba: İçine bol buz, birkaç da renk verecek meyve/sebze dilimi attığınızda su, dünyanın en harikulade kokuda/lezzette meşrubatına da dönüşüyor. Salatalıktan naneye, şeftaliden kumkuata pek çok ‘katkı maddesi’ denenebilir. Bir de neyin içinde içiyorsunuz suyu? Mutlaka cam, iyi tasarlanmış sürahiler, bardaklar olmalı.
Reklam meklam, bu konuda Paşabahçe’yi tek geçmeli. Ve yeri gelmişken Bağdat Caddesi Suadiye’deki yeni devasa Paşabahçe’nin, sadece gezip hoşça vakit geçirmek için bile gidilebilecek bir destinasyon olduğunu muştulamalı.       
* SOĞUK ÇORBA GAVUR İŞİ DEĞİL:
Hep bir şıklık, bir poz, bir burjuva alışkanlığıymış gibi sunulur. Halbuki hiç öyle alengirli reçetelere hacet yok. Unutmayın ki, bin yıllık cacık da bir tür soğuk çorba.
Bloody Mary ya da Virgin taklidi yapan bol karabiberli domates suyu da... Biraz ton katın, üç-beş ot-baharat deneyin, elinizi korkak alıştırmayın ve de sofraya karpuz-peynir normalliğinde dahil edin. Soğuk çorbalarda
da salatalarda olduğu gibi hayal gücüne teslimiyet esas alınmalı. 
* DERDE DERMAN DONDURMACILAR: Çocukluktaki damak tadıyla da bir
miktar alakası vardır diye düşünüyordum, ama hayır, önündeki kuyruk ve yanımdaki objektif ruhlar, bunun küçüklükteki zaaflarla bağlantısı olmadığını gösteriyor, Moda’daki Ali’nin pek çok kişideki yeri hâlâ sağlam... Bostancı’daki Yaşar Usta’nın pazardan aldığı en taze mallardan yaptığı meyveli dondurmaları, hele ki şeftalisi
şahane... İstanbul’un geçen sene en sükse yapan iki dondurmacısı Tünel’deki Cremeria Milano ile Arnavutköy’deki Girandola şükür ki Anadolu yakasına şube açtılar; birincisi Şaşkınbakkal’a, ikincisiyse Caddebostan’a. Zeynel’in sorbeleri hiç fena değildir. Büyükdere’deki ünlü salaş dükkânın vişnelisi acayiptir. İstanbul dışındansa evvela Bodrum’daki Bitez dondurmacısının (Yalıkavak Marina’da da şubesi var), içinde romda bekletilip kafa bolmuş üzümler olan bitter çikolatalısını katalım listeye. Bir de Cunda’dan, Taş Kahve’nin karşısından, sakızlıyı...