'Sinek kadar kocam olsun'

Kitapçıda görsem, almayabilirdim. Çünkü bu kadın/erkek/ilişki kitaplarının, Bridget Jones'vari kadın kahramanların, Nick Hornby müsvettesi erkek yazarların artık gazozu kaçtı.

Kitapçıda görsem, almayabilirdim. Çünkü bu kadın/erkek/ilişki kitaplarının, Bridget Jones'vari kadın kahramanların, Nick Hornby müsvettesi erkek yazarların artık gazozu kaçtı.
'Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun'u da böyle bir şey zannedebilirdim. Ve bu feci yanılgıyla yaşayabilirdim.
Allahtan fikrine güvendiğim biri çok beğenmiş. Ben de sabah, dur bir karıştırayım, dedim.
Size şöyle söyleyeyim: Kahvaltıda yumurta vardı. Kızarmış ekmek. Ve kahve. Midem kazınıyordu. Geç yatmıştım, gözüm açılmıyordu. Kahvaltıda kitap okuyan bir kadın modeli olmadığımı zaten biliyorsunuz.
Ve size yine şöyle söyleyeyim: Sıcak olan üç şey de soğudu. Önce küçüklerden başladım, sonra kaptırıp uzunlara geçtim. Bitirdim. Bu incecik kitaba tek kelimeyle bittim.
Hatice Meryem, 'birilerinin karısı olma' hallerini yazmış. 'Bir ayyaşın karısı olmak, cücenin, imamın, kuryenin, kasabın, gardiyanın, babasının, oğlunun karısı olmak nasıldır acaba' demiş. Ve hepsini birbirinden iyi yazmış. Buraya sığabilecek bir tanesini alıyorum; siz derhal çıkın, kitabı alın. Hemen alın.
"Ben bir apartman kapıcısının karısı olsaydım eğer... her akşam sarmısaklı yemekler pişirir, tüm apartmanı kokuya boğardım. Üst katlarda yaşayan hanımların çoğu çalışan kadınlar olduğundan, iş dönüşü, karmakarışık çantalarından binbir zahmet bulup çıkardıkları anahtarı apartman kapısının kilidine soktukları ve evde yemek namına bir lokma olmadığını hatırladıkları anda sarmısak kokusu onları karşılasın isterdim. Ellerinde kollarında hal kalmamış bu komşularıma acıdığımdan yapardım bunu. Sarmısak kokusuyla ayılsınlar, kendilerine gelsinler diye yapardım. Buzlukları kuzu budu ve dondurulmuş sebzeyle dolu olan bu komşularım niye yaşadıklarını, şu üç günlük dünyada bunca eziyeti ne demeye kendilerine reva gördüklerini bir anda kavrayabilsinler diye yapardım. Oysa onlar benim bu gayretimden habersiz, gözlerine melaike görünen kocaları ve çocukları için elden ayaktan düşüp, dizlerinden aşağısı uyuşuncaya kadar dondurulmuş yiyecekleri çözer, masa kurarlar, masa toplarlar, kirlileri bulaşık makinelerine doldururlar, sabah işe giderken çalıştırdıkları çamaşır makinesinin kapağını açarlar, hiç şaşırmadan, hiç yadırgamadan kıç donuyla yastık yüzünü, erkek çorabıyla sütyeni aynı leğene yığar, avuç içi kadar balkonlarına asarlardı ve bu koşuşturmanın sonunda kocalarının yanıbaşında uyurken oğlanın gömlek yakasındaki pişmiş kir ile gece yağmasından korktukları yağmur ele ele verip albastıya dönerdi rüyalarında. Çok güvendikleri kocaları onları koruyamazdı bile. Apartman kapısından girer girmez içeriyle dışarının farkını bir iyice fark etsinler diye pişirirdim bol sarmısaklı yemekleri. Birkaç diş sarmısak ikiye ayırır yakıcı kokusuyla hayatı, bunu bellesinler diye... 'Yemek pişirirken kadın da ocak başında yemekle beraber pişmelidir' lafını duysunlar isterdim. Bir akşam yollarını şaşırıp bodrum kata insinler, mis gibi pişirdiğim etli kabak dolmasından ikişer üçer indirsinler kurumuş midelerine, böyle düşünürdüm sık sık."