Son sarışın casus

Birer kadın ve birer erkekten oluşan iki hetero çiftin sinemaya gitmesi o kadar kolay değil.

Birer kadın ve birer erkekten oluşan iki hetero çiftin sinemaya gitmesi o kadar kolay değil. Çoğu kadının bir Meg Ryan filmine olan zaafı ve çoğu adamın bir Meg Ryan filmine olan tahammülsüzlüğü hesaba katıldığında ortaya 2-2'lik zor bir skor çıkıyor. Günü kurtarmak için bir casus hikâyesinden medet umuluyor.
'Ocean's Eleven'ın beklediğimizin çok altındaki performansından sonra, 'Spy Game'in
de aynı kategoride olacağı, hatta aratacağı hissiyle ürktük. Filme girmeden önce, gişeden bir 'Sinema' dergisi alıp, kim kaç yıldız vermiş diye kurcaladık.
Vaziyet acıklıydı. Kaba bir ortalama alırsak,
'Ocean's Eleven' 3/4, 'Spy Game' 2/4 şeklindeydi. Yani filmin sonunda 'Getirdin
gene beni abuk sabuk filmlere' fırçası yiyeceğimiz aşikârdı.
Fakat öyle olmadı. Sinema yazarlarının verdiği yıldızlara olan inancımız sarsılmakla
beraber, 'Spy Game' arada frigo tüketimine bile ihtiyaç duymadan iki saati tamamlamamıza
sebep oldu. İki dönemin en iz bırakan iki sarışın adamı, çarpıcı flashback'ler, kıvamında gerilim...
Baştan anlaşalım; bu da hayatınızın filmi değil tabii ki. Ama 'Ocean's Eleven'ın üç yıldız koparttığı bir âlemde 'Spy Game'in iki taneye razı olması, içimize o kadar da sinmedi. Birincisinin o gayet sıradan onbiri toplama sürecinin yanında, bunda insanı ilk saniyede içine alan bir elektrik vardı. Dört üstünden not vermek kolay iş değil ama şunu
bari 2.5'tan 3 yapamaz mıyız? Ya da yıldız israfına gitmeden birinden alıp öbürüne veremez miyiz?
Brad Pitt'e değmeden bitirmek olmaz. Her iki filmin de ortak paydası Pitt, sadece güzel yüzlü bir sarışın değil iyi bir aktör olduğunu cümle âleme çoktan gösterdi. Havada ego çarpıştırmadan, kendiliğinden ikinci rollere soyunması sayesinde artık bir bebek değil, adamakıllı bir karakter olarak geçiyor.
Kadın ve Erkek
Çok gidilesi bir sergi başlıyor; en azından benim içimi hoplattı. İkinci baharını yaşayan
Amerikalı fotoğrafçı Elliott Erwitt'in iki koleksiyonu, Teşvikiye Saray Muhallebecisi'nin üstündeki Pamukbank Fotoğraf Galerisi'nde sergileniyor. (İlk baharı 40 sene önce falan yaşamış. New York Times gazetesinin ünlü yazarı William Safire, 1959'da Nixon ve Kuruşçev'i Moskova'da bir araya getirdiğinde fotoğraflarını çeken de Erwitt'miş. 1928 doğumlu Magnum ajansı fotoğrafçısının eserleri son dönemde bir sürü ünlü galeride sergileniyor.)
Özellikle kadın-erkek fotoğraflarıyla ünlü olan Elliott beyin 'Kadın ve Erkek Arasında' ile 'Kumsallar' başlıklı iki koleksiyonundan seçmecelerle karşılaşmak istiyorsanız, bu cumadan başlayarak 13 Nisan'a kadar pazar ve pazartesi günleri hariç makul saatlerde Teşvikiye civarında bulunun. Çıkışta da aşağıda bir tavuk suyuna çorba içip profiterol söyleyin. Beyoğlu'ndaki İnci'nin profiterolü bozuldukça Teşvikiye Saray'ınki güzelleşiyor.
Dev yemek
Esin Maraşlıoğlu'nun kendini kumaşlara sarıp sunacağı kıvamda bir haber. Bir Guinness gelişmesi:
Dünyanın en büyük yemeği pişirilmiş. Bahreyn'deki bu dev mutfak faaliyetinde 5.5 tondan fazla pirinç, et, ot ve baharat kullanılmış. 'Kabsa' adındaki yemeği hazırlamak için 140 kişi uğraşmış ve 665 bin dolar masraf yapılmış. Guinness temsilcilerinden Philippe Scali, dün pişen
'kabsa'nın rekorluk durumunu onaylamış.
5 saatte pişen bu 'şey'i bir nevi pilavımsı olarak anlatmak mümkün. Ki budur zaten beni dehşete düşüren. En korktuğum cansız şey olan pilavın (tutturamadıkça fobi halini aldı), 2.4 ton pirinçle yapılan versiyonunu tahayyül bile edemiyorum.
Ve lafı makarnaya bağlıyorum. Zaman zaman belli mutfaklar moda olur, biliyorsunuz. 10 küsur sene önce, İtalyan mutfağı bizde tek geçiliyor, insanlar pizza diye kıvranıyorlardı. Sonra Çin, Japon, füzyon şeklinde ilerledik. Sokakta 'Abla bi simit alcem' diyen Selpakçı çocuklardan her an 'Abla bi suşi yiycem' sesi bekler hale geldik.
Bu arada pizza 'out' olduysa da damak tadımıza uygun İtalyan lokantaları hâlâ doluyor. Ama memleketin en iyi pizzasını yapan yerlerde bile pizza müşterisi üçü geçmiyor. Peki insanlar aç mı oturuyor? Hayır.
Herkes makarna yiyor.
Zürafanın düşkünü...
Evet beyaz giyer kış günü, ama en çok da bahar günü. Yeni gelen moda dergilerinde de, sezonu açan tek tük mağazalarda da görünen o ki, incikli boncuklu romantiklerin ve de Candy-Heidi arası naif köylü kızların yanında en çok beyaz var. Dümdüz, tertemiz beyaz.
Şimdi, camdan baktığımızda dışarıda puf puf kar yağdığını gördüğümüz ve bayramın son günü Bağcılar'da mahsur kalma ihtimaliyle inlediğimiz bu dakikalarda yazıişleri de yazıları çarçabuk istiyor. Bu durumda sizi baharlık bir Gucci elbiseyle baş başa bırakıyor, sırt dekoltesinin kapıyı ısrarla çaldığını ifade ederek bir an önce keseye gitmenizi öneriyorum.