Şoray'ın gözleri mi, toz zerrecikleri mi?

Ben mi hassas bir dönemimdeyim ve her şey çok komik/acıklı/anlamlı falan geliyor yoksa televizyon gerçekten akıl almaz bir şaheser mi, kararsızım.

Ben mi hassas bir dönemimdeyim ve her şey çok komik/acıklı/anlamlı falan geliyor yoksa televizyon gerçekten akıl almaz bir şaheser mi, kararsızım.
Ama o parlak kutu karşısında geçirdiğim ikinci günümde de acayip şeyler oldu.
Bir kere bütün pazar CNNTürk'te İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'na destek amaçlı lale programı vardı. Çok da şenlikliydi. Şakir Eczacıbaşı'dan Aysun Aslan'a birçok isim oradaydı.
Şimdi bazı şeyleri beğenmesek de laf etmemeliyiz di mi? Televolegilleri eleştirirken ucunu kaçırmanın o kadar sakıncası yok ama böyle kültür ortamına katkıda bulunan isimler hakkında dikkatli olmalıyız. Bu durumda Fatih Türkmenoğlu'nun maskesinden de bahsetmemeliyiz.
Halbuki inanılmaz bir görüntüydü. Şimdi misafir olarak Türkan Şoray ve Atıf Yılmaz var. Türkmenoğlu soruyor, Şoray maalesef yine bir cümleyi iki buçuk dakikada tamamlıyor. Ve sıkılan Türkmenoğlu, kameranın
herhalde kendisini görmediğini düşünerek, bir röportajda tek bakılası yer olan karşısındakinin gözleri yerine, sağa, sola, havaya bakıyor.
Yahu, sorma, televizyonda röportaj yapan bir dolu insan da böyle değil mi, diyebilirsiniz.
Peki sonra ne yapıyor Türkmenoğlu?
'Atıf abi' diyor, 'Türkan Şoray'ın gözüne bakanın bir daha iflah olmayacağını söylerler, ben şimdi inandım...'
Yerinde Cem Yılmaz olsa katılarak gülebilirsiniz; ama o pozitif & proper maskesiyle Türkmenoğlu komik değil. Yaptığı da pek kara mizah değil.
'Hepsine birden saldırmasınlar'
Bir süredir yemeğe misafir geldiğinde hava atmanın yolunu buldum. Kadıköy Çarşısı'nda Çiya Sofrası diye bir yer var. Hayatımda yediğim en iyi kısır, ayıptır söylemesi Divan'ın 'Antep Yemekleri Haftası'ndakine 40 basan bir maş piyazı, ayrıca da hayatınızda adını duymadığınız bin bir çeşit salata ve sıcak yemek. Hemen paket yaptırıp eve geliyor, şık tabaklara diziyor, sonra da tebrikleri kabul ediyorum.
Bu noktada yine televizyon anılarımıza geçiyoruz. Dün bir baktım Hülya Ekşigil
'Lezzet Yolu'nda bizim Çiya'nın kurucusu Musa Dağdeviren ile konuşuyor. 'Antep ağırlıklı ama onunla sınırlı kalmayan bir Güneydoğu Anadolu, Doğu Akdeniz mutfağı' diye tanımladı Dağdeviren Çiya'yı, 'Arap, Kürt, Ermeni, Süryani yemekleri' dedi; yani zengin bir mozaik.
Karadeniz, Ege, Diyarbakır ve Antakya'dan otlar geldiğini anlattı; mesela Antakya'dan getirttikleri murç otunun sadece 10 günlük
ömrü olduğunu, süre dolunca odunlaştığını.
Öbür tarafta 'Seinfeld' olmasına rağmen bırakama-dım. Şıveydiz'in şehriyeli bulgur
pilavı eşliğinde yenmesi gerektiğini, Kelaşı'nın da Kabaklama ile gayet iyi uyum sağladığını öğrendim.
Son olarak müşterilere dokundurdu Musa Dağdeviren. 'Hepsine birden saldırmasınlar. Çıkmak istemiyorlar. Benim için problem
değil ama çok yiyorlar!'
Meyhane adabı
Bir arkadaşım geçen gece sevgilisinin ailesiyle tanışma yemeğine çıktı. Beyoğlu'nun düzgün meyhanelerinden birine gitmişler. Ve kapıda buyur eden garson, 'Hö hö hö, abla buraya otur sen, hö hö hö, dün geceki yerine' demiş.
Şimdiiiii, tamam bir önceki gece oradaydık, bunun gizlisi saklısı yok. Ama işleri gereği ketum olmaları, mesafe, racon falan nedir bilmeleri gereken barmen, meyhaneci, garson arkadaşların durumu böyle ilan etmeleri ne tuhaf. Düşünsenize; mahkemede sonuçlanacak karıkoca savaşlarına bile varır bu iş. Kınıyoruz.