Sponsorlu Tanrı

İç sesler, iç savaşlar, geçmişle sağlanan barışlar. Affetmeler, olduğu gibi kabul etmeler, kötü anıları yok etmeler, yeni gelecekler var etmeler...

İç sesler, iç savaşlar, geçmişle sağlanan barışlar. Affetmeler, olduğu gibi kabul etmeler, kötü anıları yok etme-ler, yeni gelecekler var etmeler... Ben, ben, kimim ben diye debelenmeler... Kucak dolusu sevgiler, kilo kilo hoşgörüler...
Bir ermeler, bir ermeler...
Anjelika Akbar'ın müziklerini yaptığı, Rana Pirinçcioğlu'nun da seslendirdiği bir albüm çıktı; "bir'den Bir'e". Kötüleyecek değilim, kitlesi olduğu kesin.
Hatta 10 burjuvanın kabaca sekizinin bu 'kitle'ye girdiğini bile söyleyebilirim. Nepal'de felsefe, Nemrut'ta turizm, Nişantaşı'nda yoga... Göz kararı Hint felsefesi üstü aldığı kadar tasavvuf... İç yolculuklar, dış yolculuklar... Eskiden aynı dili konuşmamıza rağmen, son dönemde bu ekstra trafiği yüzünden (ve trafiğin yol açtığı yeni dil tabii) görüşmekte zorlandığımız tanıdıklar var.
"bir'den Bir'e"nin o 'Ben' enflasyonuyla beni aştığını söyleyebilirim sadece. Sevgi, hoşgörü falan güzel şeyler tabii ama böyle bir ders albümündense Sezen Aksu/Mazhar Alanson'vari satır aralarını tercih ederim kendi adıma. Zaten hızımı alamadım, bir Mazhar Alanson güzellemesi daha attırayım. Mehmet Tez'in geçen haftaki Radikal Cumartesi'nde yer alan röportajını okumuş muydunuz? Hindistan bölümünden cımbızlıyorum: "20 yaşında bütün arkadaşların
hippicilik oynadığı dönemde ben onu yapamadım" diyor Alanson. Şimdi bu yaşta first class gittim. Ne yapayım? Çok da iyi ettim. Onların hepsi sarılık oldu, hastaneye yattı. Ben geldim, güzel şarkımı da yazdım."
"O kadar mı? Hiç mistik bir anlamı yok mu?" diye soruyor Mehmet Tez.
Oh, işte insanın içinin yağlarını eriten cevap: "Hiçbir anlamı yok. 32 bin tane tanrıya tapan bir ülkede ne yapabilirim? Gezerim, tozarım, tiyatro gibi bir yer zaten. Tanrıları da kukladan. Yani fiberglastan tanrılarını yapıyorlar, tanrının üzerinde Philips'in sponsorluğu var."
Aslında burada bitirmiştim yazıyı. Ama bir küçük copy paste daha yapmak için çırpınıyorum. Pişmanlık mevzuunda da olayı gayet basit özetliyor Alanson: "Yani, şeyin davası olmaz derler. Ne bileyim. Olan olmuştur, olacak olan da olur zaten. Sen arada çırpınırsın."
Durum budur iç ve dış gezginler.
Sushi dürümü
Burjuva genleri taşımadığımı evvelki gece bir kere daha idrak ettim. Ne kadar uğraşsam da, o yumru yumru pirinç altlıklı
'mücevher'leri yediğimde, tamam doyuyor ama öyle ruhumu teslim etmiyorum. Artık o eski 'tepeden' halini yavaştan kaybetse de, hâlâ sınıf yapmanın altın kurallarından sayılan sushi, birkaç ay önce bizim Anadolu'ya da gelmişti. İlk dükkânını Elmadağ'daki Divan Oteli'nin oraya açan Hai Sushi'nin ikinci şubesi, bizim Kalamış Divan olarak bilinen Marina Brasserie'nin deniz değil de kara tarafına komşu olmuştu.
Eskiden fasıl yapan bir yer vardı Aşiyan diye, orayı da katıp bahçe olarak açmışlar. Evvelki gece gittik; bol yeşilli çok hoş bir yazlık olmuş. Ben tabii bahçede oturayım, mümkünse çimen falan yiyeyim, kendime orada sarmaşık yatağında menekşe sote falan hazırlayayım beş yaşıma dönerek, tercih ederdim. Fakat konveyörde o iki dirhem bir çekirdek sushi'ler dönmekte. Onlara şehvetle saldırmamak, yüz kızartıcı bir ayıp olarak görülmekte. Yanlış anlaşılmasın, Hai Sushi mamullerinin çoğu türünün iyi birer örneği. Yani sorun onlarda değil, bende. Ama vizyon sahibi Hai Sushi'ciler 'sorunlu' vatandaşları
da hesaba katıp menüye süper bir çeşit eklemişler: Sushi dürüm. Onlar adına taco diyorlar; özetle sushi malzemesini dürüme sarıyorlar. Böyle lahmacun niyetine acılı karides falan yiyorsunuz; aslınıza dönüyorsunuz. Fakat o gece yan masalarda benden beter iflah olmazlar vardı. Garsonlar telaş içinde yandaki Marina Brasserie'den tepsi tepsi patates kızartmalı klüp sandviç taşıdılar. Şahane bir görüntüydü.
Yarına program
Cumartesileri yazı günüm değil. Ama ya bensiz kültür etkinliğinde bulunamayan varsa, değil mi? Bunu hesaba katarak arife hizmeti veriyorum. İşte yarın Taksim civarında hayata geçecek iki aktivite haberi: 1. Bizim Ç. Begüm Soydemir, normal işini yapıp benim yazıların da kahrını çekmekten arta kalan zamanlarında veezy.com Kültür Sanat Günleri adı altında bir aktivite düzenliyor. Birincisinde Cem Mumcu gelmişti; bu sefer Susurluk konulu
'Kukla'sıyla Ahmet Ümit'i ağırlıyor. Sohbet muhabbet saat 16-18 arası, Dulcinea Oda'da. Evet, yarın.
2. 13. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında çok hoş bir gösteri var. Fransa'nın dünyaca ünlü sokak tiyatrosu Plasticiens Volants, ki Barcelona Olimpiyatları'nın kapanış etkinliklerini düzenleyen iki ünlü sokak tiyatrosundan biri kendileri, 'Kuşların Dili/Simurg' adlı oyunu sergileyecek. Gösteri, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın kurucu üyesi Garanti'nin hani şu en son Çağla Şikel, Güzide Duran ve Ebru Şallı'yı hamile bırakan Bonus Card'ın sponsorluğunda gerçekleşecek. Taksim Meydanı'nda başlayacak, izleyicilerin de oyuncularla yürümesiyle Cumhuriyet ve Mete Caddeleri'nde ilerleyecek. Oyun, rengârenk dev kuşların kendilerine bir kral aramalarını anlatıyor. Aralarına katılabilir ya da hadiseyi The Marmara'nın terasından kuşbakışı izleyebilirsiniz. Saat 20-22 arası. Evet, yine yarın.