Starbucks'lar hepimizi bir dikişte yutacak mı?

Cuma günü Radikal okurları yeni bir kelimeyle tanıştı: Sipari'lemi'tik. Büyük ihtimalle Türk dili tarihinde ilk kez kullanıldı, o yüzden açıklamak lazım.

Cuma günü Radikal okurları yeni bir kelimeyle tanıştı: Sipari'lemi'tik. Büyük ihtimalle Türk dili tarihinde ilk kez kullanıldı, o yüzden açıklamak lazım.
Analitik/pragmatik/bankamatik ailesinden mi? Tikli mi? Siperisaikanın Frenkçesi mi? Ne peki?
Meryem Sak olayını hatırlatırken, "Çok komplike, Truman Capote'lik, didiklemelik, tam romanlık" iş olduğunu söylemişim, bir de "sipari'lemi'tik" diyerek. Düzeltmen arkadaşların 'ş'leri tırnaklaştırdığı haliyle gayet aristokrat bir sıfat gibi duruyor. Halbuki ısmarlamıştık demek istemiştim, yani vermiştik siparişi, siparişlemiştik bir el atan olsa diye...
Geçelim bugünkü uzun makalemize. Senelerce kötü kötü kahvelerle kazıklandık. Türk kahvesi dışındaki alternatiflerimiz capuccino ile espresso'ydu; ikincisini müşteriler de garsonlar da 'expresso' diye yorumlardı.
Filtre kahvenin tazesi az yerde bulunurdu, iyi kahvenin yanında tatmin edici tatlının da mümkün olduğu ve toplamının bütçe emmediği yer azdı. Gloria Jeans'in aromalı kahveleri olay yaratmıştı, tatlılarıysa büyük hayal kırıklığı.
Ve Starbucks geldi. İlki, Bağdat Caddesi'nde, gençlik anılarımızın yatağı Kristal'in yerinde açıldı. Bol kahve seçeneği, lezzetli refakatçiler, ucuz fiyat, bağrımıza basmamamız için sebep yoktu.
Şubeler hızla çoğalıyordu. Laf edenlere katılmıyordum; hızlıydı, brownie'si şahaneydi, sabahın yedisinde emre amadeydi.
Fakat giderek manzara tuhaflaştı. Bir Starbucks'ın kapısından bakınca, diğeri görünebiliyor artık. Bir yandan ne güzel, kahve kültürü, millet dışarıda, çeşitleri de artırdılar... Ama bir yandan da köşedeki sandviççinin yerine önerdikleri o korkunç hava parası, 90'lardaki 10 anımızdan 9'unun beşiği Taksim'deki The Marmara'nın kafesinin yerine gelecekleri haberi...
İnsan ya akşam işten döndüğümde evi çökertip logolarını astıklarını görürsem diye tırsmıyor değil.