Şubat buhranı

Şubat buhranım sürüyor. Boğazımda düğümlenen katı yumurta, komşuları taciz edecek derecede öterek ağlasam da, çözülmüyor.

Şubat buhranım sürüyor. Boğazımda düğümlenen katı yumurta, komşuları taciz edecek derecede öterek ağlasam da, çözülmüyor.
Cümle kurmak, bilgisayarı açmak, hatta mutfağa gidip su içmek; amuda kalkma derecesinde zor birer aktivite olarak üstüme çullanıyor. Çarpıntı, çırpıntı, ah o en
'havalı' rahatsızlık: Panikatak.
İyi yanını görmeye çalışalım...
Bacaklarım, oturduğum yerde sallaya sallaya, hafif kas yapmış olabilir. Yıllık manikür ihtiyacımı tırnaklarımın etrafındaki etleri yolmak ve ısırmak yoluyla halletmiş bulunuyorum. Kendisini parçalama girişimlerime tahammüllü bir biçimde karşı koyan evin diğer ferdi, yine bu şubatta da beni terk etmezse, artık hakikaten seviyor demektir ki, ödüllendirilecektir bilahare, iyileşince...
Fakat memlekette olup bitenler de pek öyle insanı havalara zıplatacak yönde değil. Bu son deprem, hem kayıplarıyla son derece acıklıydı yine, hem de muhtemelen daha vahim sonuçlara yol açacak o büyük İstanbul depremini hatırlattı.
İnsan bazen düşünmeden edemiyor; bir an önce olsa da önümüzü görsek. Bir de en sevdiklerimizle vedalaşma travmasını yaşamak yerine, hep beraber sanki tatile çıkar gibi gitsek...
Neyse, kararmayalım, karartmayalım. Size dünün devamı niteliğinde bir bahar modası ayrıntısı göstermek istiyorum yine. Belki bu sefer bir lokma içiniz açılır diye...
Japonların medarı iftiharlarından Yohji Yamamoto'nun, şalvarımsı kostümüyle karşı karşıyasınız. Bu bahar, böyle bir renk cümbüşü saracak-mış etrafımızı.

  • Bir de küçük not: Geçen hafta, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi'nden mektup geldi. Üniversitenin renkli pamuk araştırmalarını göndermişler. Resimlerde aynen buradakine benzer paçalı parçalar var!
    Öyle adıyla dalga geçip oturamazsınız. Size hatırlatmak isterim ki, memleketin en iyi üniversitelerinden biri Sütçü İmam. Ve de o resimlerle en azından bana kanıtladı; dünya modasına neredeyse Yamamoto kadar hâkim!
    Eyvah, diploma istiyor!
    Sevgilisinden ayrılan bir arkadaşım, geçen ayı sadece 'Ellerimde Çiçekler'i dinleyerek geçirdi. Ve tuhaf bir şekilde iyileşti!
    Son dönemin bu en Prozac etkili Türkçe şarkısından sonra, İlhan Şeşen bir tane daha patlattı. 'Bize neler oluyor?'u duymamış olmanız durumunda, 'Size neler oluyor?' diye sormam gerekir. Hayatla tüm bağlarınızı kopartacak denli ağır bir depresyon mu geçiriyorsunuz?
    Zira bir nevi 'Beyoğlu Marşı' olarak da izah edebileceğimiz 'Bize neler oluyor', Taksim Meydanı'ndan Galatasaray'a kadar yürüdüğünüzde toplam 300 ayrı yerden geliyor kulağınıza ve bittiği anda tekrar başlıyor. Zaten neredeyse nakarattan oluşan sözlerini ezberlememeniz mümkün değil. Bir süre sonra kendinizi zikir ayininde yakalıyorsunuz. Gözleriniz kapalı, devamlı o malum soruyu sorar ve sallanır vaziyette...
    Neyse. Böyle üst üste iki parçası da bu denli tutunca, tüm gazetelerde İlhan Şeşen röportajları yer almaya başladı. Bunlardan birinin (Ayşe Arman, Hürriyet) kutusu bizi mahvetti.
    'Nasıl bir kadına âşık olmak istiyor' başlığının altında 'Amca' sıralıyor:
    'Kibar olmalı.' Peki.
    'Güzel olmalı.' Peki.
    Esas bundan sonrası müthiş. 'İşe alır gibi söylüyorum ama üniversite mezunu olması tercih sebebidir' diyor İlhan Şeşen. 'Ne okuduğu çok önemli değil, ama tuhaf bölümler daha çok hoşuma gider, Rus Dili ve Edebiyatı mesela. Nereyi bitirmiş olursa olsun kabulümdür, ama iki yıllık olmasın.'
    Bizim buralarda haddinden fazla okumuş ve okuyor olmasıyla tanınan bir kadın arkadaşımız 'Ah' diye hıçkırdı. 'Ben şimdi ne yapacağım? 10 sene üniversite okudum
    ama diplomam kayıp.
    Ya beni istemezse?'
    İlhan Şeşen, insanların o 'tuhaf bölümler'e genellikle kendi arzularından ziyade eğitim sisteminin cilveleri yüzünden girdiklerini unutuyor olabilir mi? Yani bunun bir 'gizem' durumu değil de, zaruriyet olduğunu...
    Peki ya âşık olmayı planladığı kadınlardan başka talepleri olabilir mi? Noter tasdikli ikametgâh, savcılıktan temiz kağıdı, Devlet Hastanesi'nden sağlık raporu falan...
    Aşk seli
    Az kaldı. Çok yakında küçük kırmızı kalp biçiminde isilik dökerek öleceğiz. 14 Şubat etkinlikleri geliyor, arkadaşlar.
    Kalp şeklindeki balon, yastık, kutu ve çikolatalar şehrin alışveriş cennetlerinde yerini aldı. Mayadrom'da ise fazlası var.
    'Resmen Aşk' adında bir sergi. Ki açılışı tam da bu akşam. Kimler var, derseniz...
    Bir kere pek bayıldığım Burhan Uygur. Sonra Ertuğrul Ateş, Ergin İnan, Ömer Uluç, Mustafa Ayaz, Bedri Baykam gibi esaslı isimler... Komik adam Erdil Yaşaroğlu,
    özellikle otoportreleri çok ilginç olan çekici kadın Demet Yoruç... Ve buraya sığmayacak bir dolu başka isim...