Tarihe gömülen evlilik

2002 Kasımı ne bereketli aymış! Önce tarihe geçen bir seçim geldi. Sonra tarihe geçecek bir Fener-Galatasaray skoru. Sabah kalkınca da tarihe geçecek bir ayrılık haberi aldık. </br>

2002 Kasımı ne bereketli aymış! Önce tarihe geçen bir seçim geldi. Sonra tarihe geçecek bir Fener-Galatasaray skoru. Sabah kalkınca da tarihe geçecek bir ayrılık haberi aldık.
5 yıllık evlilik, toplam 11 yıllık beraberlik, araya sıkışan onlarca kadın, binlerce ayrıldılar/ayrılıyorlar/ayrılamazlar haberinden sonra, Hülya Avşar ile Kaya Çilingiroğlu, evliliklerini anlaşarak bitirme kararı almışlar.
Çilingiroğlu, boşanmak için Sarıyer 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne dilekçe vermiş. Avşar da haberi doğrulamış; o da kendi dilekçesini veriyormuş.
Biten bir evliliğin ardından ahkâm kesmek hoş değil. Ama bu evlilik de belki ancak bu seçimde vedalaşabildiğimiz eski siyasetçilerle olan ilişkimiz gibi lüzumundan fazla uzayan, yapışan, Vivident'leşen bir hikâyeydi. Tüm o eski politikacılar gibi, belki bu evlilik de miyadını doldurmuştu.
Nasıl Ecevit, Erbakan, Çiller, Yılmaz, Bahçeli gibi isimlere el sallamak bizi pek de acıtmadı, aslında hep de beklediğimiz bir şeydi, vs., bu evlilik de sanki ne tarafları çok acıtacak, ne izleyicileri çok şaşırtacak. Hatta bir nevi rahatlama hissi yaratacak.
'Normal mi?'
Bir de izdivaç haberi aldık geçenlerde. Tansu Çiller'in oğlu Mert Çiller evlenmiş. Fakat olay öyle enteresan bir tarihte gerçekleşmiş ki, en iddialı magazinciler bile atlamış.
Bilmiyorum, ben mi abartıyorum? Ama seçim tarihi aylar öncesinden belli. Nikâh tarihi de 'alınan' bir şey. Yani o gece doğal yollarla doğum yapmayı anlarım ama o gece evlenmeyi seçmeyi, hakikaten anlayamıyorum.
İntiharlardan bahsediyorduk geçen akşam. Bir psikolog arkadaşımız, Anneler
Günü'nde kendisini 4. kattaki balkonundan zemin katta oturan annesinin balkonunun önüne atan birinin hikâyesini anlattı. Böyle bir sıkıntı anneyle. Böyle bir didişme. Unutulmaz hediye. Mükemmel zamanlama. Feci öc alma.
İki olayı bir tutuyor değilim. Ayrıca da evlilik tarihini kimin belirlediğini bilmiyorum. Ama Çiller'in oğlunun, Çiller'in neticede kendini bir büyük parti başkanı sandığı ve akıbetini hararetle beklediği gecede evlenmesi... Sadece bana mı
tuhaf geliyor?
22 kelimelik yemek
Gazete ve dergilerde çalışmanın bir avantajı var; bazı tali gelişmeleri önceden haber alıyorsunuz. Mesela ramazana girmeden önce, bütün restoranlardan, otellerden, kafelerden hatta büfelerden, iftar programlarını açıklayan bildiriler geldi. Günlerimiz, o ihtişamlı sofraların fotoğraflarına bakıp bakıp sonra müessesenin uyduruk çorbalarına talim ederek geçti.
Bir de iftariyelik olarak yeşil zeytin, siyah zeytin diye her bir ayrıntıyı sayarak mönüyü 1001 çeşide tamamlama gayretine gülerek...
Şimdi de yılbaşı mönülerini elde etmiş bulunuyoruz! Şahane süslenmiş sofra dialarına eşlik eden yemek açıklamaları gelmeye başladı. Ama ne açıklama!
Swissotel'in restoranlarında yılbaşı gecesi alternatifleri belli olmuş. İki yemek çeşidi sunmak isterim size:
Birincisi mısırlı kek ve incir sos ile servis edilen tatlı kırmızı turp ve ceviz salatası üzerine karamelize edilmiş armut terrine ve ördek ciğeri. Şimdi yazık günah ördeğin başına bu kadar çok iş açmaya derseniz, bir diğer alternatifiniz kabak püre ve fırınlanmış baharatlı minik patates ile ıspanak ve cepe mantarı üzerinde kekik ve limon ile pişirilmiş dana bonfile. Bu ikincisi, öbürünün yanında 'yumurta kırıp yiyelim' gibi oldu, farkındayım.
O zaman üzerine tatlı olarak kırmızı böğürtlenli komposto ve armut sorbe ile sunulan, ılık beyaz çikolata ve fıstıklı puding verelim.
Bazılarının hayatı ne kadar da zor!
Moda semt Kasımpaşa
Bazı semtlerin yıldızının parladığı dönemler olur. Mesela 1000 yıllık Beyoğlu, Etiler civarındaki eğlence modelinin de oraya kaymasıyla, çehre değiştirdi birkaç yıl önce. Tünel ve Galata'nın bu derece popüler olması da çok eski değil. Son dönemdeki siyasi gelişmelerle, hayatımıza
başka bir yandan giren bir semt daha var: Kasımpaşa!
Anında Tayyip Erdoğan'ın 'memleketi' Kasımpaşa ile ilgili haberler yapılmaya, komşu ziyaretleri düzenlenmeye, 'oralı' gazeteciler, derhal halkın nabzını orada ölçmeye başladı. Böyle bir Kasımpaşa trendi var!
Ben Kasımpaşa'yı bilmem.
Bu semtle olan yegâne ilişkim, cansız manken atölyeleridir. Bayılırım onlara.
Fakat İstanbul Ansiklopedisi'nde Kasımpaşa maddesinin altında gayet hoş notlar var tabii her zamanki gibi:
Kasımpaşa'nın bu adla anılmasına neden olan gelişmesi, 1. Süleyman (Kanuni) dönemine (1520-1566) rastlar. Kanuni, sadrazamlarından Ayas Paşa'yı, Ferhad Paşa'yı, Kaptanı Derya Piyale Paşa'yı ve Güzelce Kasım Paşa'yı bölgenin imarı, tersanelerin ve bahriyenin güçlendirilmesiyle görevlendirmiş; semt sonradan burada önemli imar hareketleri, cami vb binalar yaptırmış olan Vezir Kasım Paşa'nın adıyla anılmaya başlamıştır. 17. yüzyılda Kasımpaşa İstanbul'un en mamur ve önemli semtlerinden biri olmuştur. Evliya Çelebi bu yüzyılda semti anlatırken, başta gemi yapımı için bölgeye iskân edilen 'ehli zanaat'ın semtin çeşitli mahallelerine dağıldıklarını, Bingazi ve Mısır'dan getirilmiş kalafat ve sal yapanların Zindanarkası'na, demirci Ermenilerin Yeniçeşme'de Ermeni mahallesine, demir işleyen, halka yapan Çingenelerin Çürüklük ve daha yukarılara yerleştirildiğini, Türk ve Müslüman mahallelerinden başka 10 Rum mahallesi, 1 Ermeni mahallesi olduğunu, Yahudilerin burada dükkânları olmakla birlikte evlerinin Kasımpaşa'da bulunmadığını yazar.