Tarık Akan, Ediz Hun'u solladı

En makul bulduğum erkek ölçüsü XL'dir. Son yıllarda ortalığı saran kemik poşetlerini görünce...

En makul bulduğum erkek ölçüsü XL'dir. Son yıllarda ortalığı saran kemik poşetlerini görünce, üzerine günlerdir midesine tek lokma girmemiş sokak köpeği titremesi gelen arkadaşlarım var, ama ben kemiği sadece kuzu incik ve pirzolanın şık bir aksesuvarı olarak severim.
Bu XL merakı çocukluğumdan geldiği için de, Tarık Akan'ın diğer jönler arasında hep ayrı bir yeri olmuştur kalbimde. Şimdi keşke olsa şöyle bir konakta Gülşen Bubikoğlu tavlama macerası olsa da, kanepeye yayılıp kurabiye kırtlatarak seyretsek...
Neyse, milletçe Ediz Hun ve dağılmış karizmasının derdine düşmüşken, Tarık Akan'ın 12 Eylül anıları ciddi patırtı koparttı. Can Yayınları'ndan çıkan 'Anne Kafamda Bit Var'ın çok dokunaklı bölümleri var belli ki; Can Dündar'ın iki gündür yazdıklarını siz de okuyorsunuzdur.
En pırıltılı dönemlerinde ikisi de benzer salon filmlerinde rol aldılar. Ama hayatın onları getirdiği noktada ne kadar benzerlik bulunabilir, bilmiyorum. Şebnem İyinam'ın röportajında gözlerinde 'makul bir süre' duran iki damla gözyaşı eşliğinde Ediz Hun,
ah Tanrım aslında ne kadar da sevildiğini tekrarlayadursun... Hapiste sizin yerinize tuvalet temizleyecek gönüllülerin çıkması, öyle zırt pırt rastlanan bir durum olmasa gerek.
Hamam keyfi
Her n'aber dediğimde 'Hiiii, kızım bir hamama gittim gene dün, çıktığımda böyle ölüyordum zevkten' cevabı veren bir arkadaşım var. Nişantaşı yöresinden. Havalı bir işkadını.
Birincide, ikincide idrak edemedim. Fakat sonra uyandım ki bu aralar şehrimizin önde gelen kadınları arasında gayet revaçta, hamam muhabbeti.
Birkaç yüzyıl öncesinde olduğu gibi sabahın erken saatlerinde gidip akşam yemeğine kadar kalma lüksü yok kimsenin ama iş kırılıyor, toplaşılıyor, birkaç saatliğine gevşeme arınma kürüne giriliyor.
Milliyet Cumartesi'de de Milano'da açılan hamamın hikâyesi vardı. Termallerle ilgili bir konu hazırlamak için Türkiye'ye gelen
İtalyan gazeteci Viviana Carfi, döndüğünde ülkesinde bir hamam açmaya karar vermiş. Arap kültürünü iyi tanıyan mimar Stefania Scarpa ile beraber sırf kadınlara hizmet veren Hamam della Rosa'yı (Gül Hamamı) yaratmışlar. Şu anda medyacı, modacı, üst düzey yönetici yelpazesinde gayet şık müşterileri varmış.
Bizim onlardan bir eksiğimiz olabilir mi
şu hayatta?
İstanbul'da hamam ziyareti yapmanız durumunda da, sinemacı, bankacı, assolist, reklamcı şeklinde şaşırtıcı derecede enteresan bir kalabalıkla karşılaşıyorsunuz. Zonaro'nun 19. yüzyılda çiziktirdiği o kadınlar hamamı manzarasının cıbıl figürleri formunda hem de...
İşte böyle bir şey...
Evde bana hırsız damgası vuran ve kitaplarını, dergilerini köşe bucak kaçıran bir düşmanım var. Bu tabii insanın merakını kamçılıyor; daimi bir dinamizm ve gözü açık uyuma hali yaratıyor.
Birkaç gün önce, 'İşte Böyle Bir Şey'isimli
bir kitaptan bahsetmiş yazısında biricik düşmanım E. A. Hakan Dilek'in İletişim Yayınları'ndan çıkan kitabını karıştıran bir kadın, kocasına 'Hımmm iyi güzel de sen Metin Oktay'ın Gönül Yazar'la mıncık makarna yaptığını biliyor muydun bakalım', şeklinde ukalalık etme imkânı bulabilirmiş.
Gaza geldim tabii. Evi iyice didikledim. Ve buldum.
Futbolla çok içli dışlı olmayan kadınların bile ilgisini çekebilecek bir kitap. Çünkü hepimizin hakkında iki lokma şey bildiğimiz adamları anlatıyor. 'Taçsız Kral' Metin Oktay'ın, Refik Erduran'ın çiçek buketinde elmas yüzük hediye ettiği Ayfer Feray'la da teşrik-i mesai içinde olduğunu öğreniyoruz mesela.
Aykut Kocaman, Rıdvan Dilmen, Metin Tekin... 'Unuturamaz Seni Hiçbir Şey' başlıklı Yavuz Şimşek bölümüne zıpladım hemen. Gazino tarihinde Zeki Müren'in alt kadrosunda yer alan tek erkek 'sanat müziği' icracısı olduğunu öğrendim.
'Yavuz'da boy 1.90. Yakışıklı mı? Evet. Fizik yerinde. Ses o biçim. Her şey hazır yani' diyor Hakan Dilek.
Sesini unutmuşum ama tipini asla! Karşı komşumuzdu. Ve tartışmasız en yakışıklı komşumuzdu.
Son geçkin yıldız
Türünün ilk örneklerinden biri Şener Şen'di. Senelerce var olduktan sonra birden VAR OLMUŞTU! Hayatın bazıları için artık neredeyse 'uzatma' sayılacağı bir yaşta. Ondan çok daha genç olsa da Özkan Uğur da epey 'büyüdükten' sonra patladı. Keza Mazhar Alanson; yıllar sonra küçük bir seksapel yumağı halini aldı. İlgi alanıma girmemekle beraber Kenan Işık'ı da bu kategoriye yerleştirebiliriz. Geçkin ama cazibeli erkekler.
Son eleman tabii ki İlhan Şeşen. Memleketin en ihtiyacını duyduğu şeyin 'Neler oluyor bize' soru cümleciği olduğunu hisseden ve artık milli marş muamelesi gören şarkısıyla yeri göğü yıkan İlhan Şeşen de şan şöhret paketini yirmilerinden epey sonra açtı.
Okudunuz mu Ayşe Arman ve Pakize Suda'nın röportajlarını? Eski karısı, eski sevgilisi, kimse ona kıyamıyor. Ama o halden anlayan hüzünlü artı muzır bakışlarıyla galiba
'yeni'lerin de içini kaşıyor. Hatta 'galiba'yı atabiliriz.