Tarkan hangi yıldan sesleniyor?

Verecek dirhem sevgisi olmayanların en çok sevgiden bahis açması gibi, belden aşağı vurma ihtisası yapanların ha bire saygı/seviye talep etmesi gibi...

Verecek dirhem sevgisi olmayanların en çok sevgiden bahis açması gibi, belden aşağı vurma ihtisası yapanların ha bire saygı/seviye talep etmesi gibi... Tarkan'ın 'Metamorfoz' adını verdiği yeni son albümü de, tam da nasıl değişmediğinin, yerinde saydığının ispatı sanki. Neyin eksikse onu dolarsın diline.
Tarkan, tatlıdır. Bir resmiyle, bir bakışıyla insanın içini açar, baktıkça baktırır, öyle güzeldir. Ona buna laf atmamasıyla, lafa atlamamasıyla, laf çarpıştırmamasıyla, hazımlıymış hissi yaratır. Obez ego değilmiş, hırs küresi değilmiş gibi gelir. İyi insan intibaı bırakır. O yüzden iyi olmasını isterim. Mutlu olmasını.
Bu işlere bulaşmışların saadeti mesleki meselelerle paralel gidiyor. Tarkan da bu saatten sonra başarısız albümlere rağmen mutlu olamaz. O yüzden, kendi tadı için başarılı da olsun istiyorum.
Yanakları şişmiş, hırçınlaşmış, bilmişleşmiş, sesinin volumü şaşmış biçimde ona buna saldırırken görmek istemiyorum onu. Bilge'siyle birlikte Süreyya Ayhan'laşabileceği düşüncesi bile korkunç geliyor.
Ama o son albüm... Hadi kılık kıyafeti geçelim, kulağa birbirinin aynı ve hepsi de aynı gibi gelen parçalar... Bir yerlerden bir fren, bir yerlerden de bir gaz mı lazım?.. Başka bilgelerden. Bu işleri harbiden bilenlerden.
'Hop'un sözlerini duydunuz mu? "Hep aynı hikâye/Aynı tas aynı hamam, nafile!/Aynı sonu meçhul vaatler/Al birini vur ötekine/Sanki alnımızın orta yerinde enayi yazıyor/Bir de gözümüzün içine baka baka/Pusu kuruyorlar bize/Hop hop!/Bol keseden atıp tutma/Vıdı vıdı edip asabımı bozma/Hadi paşa paşa kabul et/Hadi sabrımı taşırma/Hop hop!/Delip geçer kalbimizi/Bir kalemde sattınız cümlemizi/Hani hani hepimiz birimiz/Birimiz hepimiz içindi..."
Hangi yıllara ait bu sözler? 80 öncesi olabilir mi?..
'Gitmeli mi, kalmalı mı'dan öte: Dönmeli mi?
Benazir Butto, bir siyasetçi olarak da bir kadın olarak da artık çok genç sayılan bir yaşta öldü: 54 yaşında. Öldürüldü. Üzücü, utandırıcı, ama çok da şaşırtıcı olmayan bir biçimde.
Harvard ve Oxford'da okumuş, son derece donanımlı bir insandan bahsediyoruz.
Babasının idamını gördü, ev hapsinde kaldı, Büyük Britanya'da sürgünde parti liderliği yaptı, 88'de ilk defa bir Müslüman ülkenin kadın başbakanı oldu, yolsuzluk suçlamalarının arasında sıkıştı, eski feodal yapıya karşı mücadele etti, Pencap seçkinleriyle didişti, 99'da darbe sonrasında Pakistan'ı terk etmek zorunda kaldı, Dubai'ye yerleşti, 2007'de tekrar başbakan olma ihtimali belirdi, dönme kararı aldı, El Kaide tehdidini filan dinlemedi, 18 Ekim gecesi Pakistan'a geri geldi, akabinde bombalı bir suikast girişimine hedef oldu, 138 kişi yaşamını kaybetti, 248 kişi yaralandı, ama o yara almadan kurtuldu. Kısacık bir süreliğine.
Bela, geliyorum, der. Bazen bağırır. Duyarsın ya da duymazsın. Çok zor seçimdir. Bu durumda da işte bağırıyordu, ama Butto duymamazlıktan geldi.
'Gitmek mi zor, kalmak mı?'dan beter muamma. Bütün bunları yaşamışsın,
hâlâ sağsın ve gitmişsin... Bir daha geri gelir misin?
54 yaşındasın, sadece senin için değil pek çok kişi için daha 'çocuk yaşta' sayılacak üç çocuğun var, Dubai'de her dem güneşli bir hayat sürebilirsin... Ama sen ölüme dönüyorsun...
Döner misin? Ne için? Vatan-millet?
İdeal? İktidar?
Amma zor karar.
Dün öğleden sonra saatlerinde NTV'ye konuşan Fakhur Er Rahvan'ı da anmadan geçmeyelim. Er Rahvan, İslamabad'dan bildiriyor: "Ağlama zırlamalar devam ediyor..."
2007'den neler öğrendik?
Tahammül sınırlarımızın elastikiyetini. En ayna bildiğimizle, şimdiye kadar ağzı hiç açılmamış alanlarda ak-kara düşebildiğimizi. Sapla samanın ne çabuk karışabildiğini. Doğrunun, işe geldiği gibi çarpıtılabileceğini. Pozisyon kaybı ihtimalinin azgınlaştırıcı gücünü. Gerçekle algı arasındaki müthiş arayı. Önyargının hep gerekli olduğunu. Kimsenin unutmak istediği geçmişine çomak sokmamayı. Ve daha pek çok şeyi... Öğretici bir yıldı.
Yılbaşında kısa bir süre ayrı düşeceğiz.
Şimdiden iyi seneler...