Tayyip Erdoğan yakışıklı mı?

Yıllar geçse de üstünden, bu kalp seni unutur mu, diyerek vedalaştığımız elemanlardan sonra, siyaset sahnesi hiç olmadığı kadar tenhalaştı.

Yıllar geçse de üstünden, bu kalp seni unutur mu, diyerek vedalaştığımız elemanlardan sonra, siyaset sahnesi hiç olmadığı kadar tenhalaştı. Bunu ilk ve en şahane ifade eden, Salih Memecan'dır. O şahane karikatürü unutulmaz. Kahramanlarının hepsi gitmekte olan 'karikatürist', panik içinde 'Ben şimdi onlarsız ne yaparım' derdine düşmüştür.
Çoğu gazeteci/yazarda, Memecan'ın çizgisindekinin benzeri bir 'İyi de kardeşim, ne yazacaz şimdi' sıkıntısı baş gösterdi. Laf edilecek oyuncuların hepsi birden oyundan çekilme kararı almıştı.
Benim siyasetle pek işim olmadığı için yine böyle kenarda köşede ne kadar ıvır zıvır varsa mıncıkladım. Fakat insan arada bir Mesut beyin kravatına, Tansu hanımın fönüne gönderme yapmak istiyor. Bu imkânı kaybetmiş olmak fevkalade acıklı.
Düşünsenize; Kemal Derviş'in bile adı anılmaz oldu. 40 yılda bir Deniz Baykal'dan laf açılıyor. Ki o hırkalarında ısrar ettiği sürece, kalbimde kendisine karşı sevgi tomurcukları yeşermesi imkânsız.
Şelale Kadak'ın cumartesi günkü yazısında vardı. Dice Kayek'ten Ayşe Ege de 'Kötü giyiniyor, hatta giyinmiyor bile diyebiliriz. Bazen görüntülerine rastlıyorum, ne o öyle hırka filan! Daha karizmatik giyinmesi gerekiyor' demiş Baykal için. Canı gönülden katılıyorum. Hayatta hırka giymiş bir erkekten daha feci kaç şey vardır, sorarım size.
Bu miladımsı seçimlerden sonra tek, bir tek, biricik, yegânecik erkeğimiz Tayyip Erdoğan artık. Tüm gazetelerde, televizyonlarda ve beklenmedik biçimde bütün kalplerde o var.
Millet coşmuş durumda. İlk dakikalarda alevlenen 'Hiiiiii, noolucaz şimdi' korkusu, yerini çok geçmeden sükûnet ve her geçen gün yeşerip büyüyen sevgi pıtırcıklarına bıraktı.
Oyunu AKP'ye vermemiş olan binlerce insan bir anda aşka geldi. Tarifsiz bir sevgi selinde yüzüyoruz hep beraber. Bir Tayyip Erdoğan sevdası ki anlatılır gibi değil.
Mesela daha bir hafta öncesine kadar 'Iyyyy Tayyip' diyen birtakım havalı kadınlar 'Aaaa, niye öyle diyorsun, gayet hoş adam' fazına geçti. İktidar cok acayip bir şey tabii. Sahibini anında yakışıklı, hoş, çekici,
vs. yapan bir güç. (Turgut Özal'ın en seksi listelerindeki yerini hatırlayınız.)
Hayır giderek ben de pek fena değil diye düşünüyordum ki, dün Hürriyet'in Pazar ekinde Ayşe Arman'ın biraz gardırop düzenlemesiyle yarattığı Ümit Kürüz takviyeli yeni Erdoğanlara bakınca dedim ki, daha iyisi Şam'da kayısı!
Gene Şelale Kadak'ın yazısında var; Dice Kayek'in Ayşe ve Ece'si 'Doğru yolda' diyor ve biraz daha dar kuplu şeyler giymesini tavsiye ediyorlarmış. Atıl Kutoğlu da dar kesimli takımları yakıştırıyormuş Erdoğan'a: 'Vücudu müsait. Modern ve dinamik görünür böylece.'
Yani giyim kuşamında iflah olmaz hatalar yokmuş Erdoğan'ın.
Şimdi buna iktidarın dayanılmaz büyüsünü ekleyin. Sonra nüfusumuzun taş fırın erkeği/Kasımpaşa delikanlısı civarında seyreden beğenisini. Son dönemin en dayanılmaz erkeklerinin, Özcan Deniz ve Tamer Karadağlı'nın Seymen ve Haluk tiplemeleri olduğunu da bir kere daha hatırlayın. Eveeeet... Tayyip Erdoğan, gelmiş geçmiş en yakışıklı politikaılardan
biri olmaya aday.
Gucci giyse kurtarmaz
Bir de seçim sürprizi var ki, kirpiğiyle kuş tutsa, parende atarken omlet yapsa, ömrü billah Gucci'den giyinse, ne etse, fayda yok. Fadıl Akgündüz, ayağının tozuyla, bol miktarda Siirtli hemşerisinin ikamet ettiği Fatih'teki Kadınlar Pazarı'na gitmiş. Özel 'JET' plakalı limuziniyle. Arkasında 15 araçlık konvoyuyla. 10 adet özel korumasıyla.
Meclis'in bu seferki en vahim/itici/sakil/antipatik/trajik/yahu olmasa olmaz mıydı bireyi bu Fadıl bey galiba. Gazetede resmini gördüğümüzde bile insanda tırnak ucuyla sayfadan temizleme arzusu doğuruyor.
Koltuğa raptiyeleyen dizi
Hafta sonunun ciddi bölümünü televizyon karşısında pinekleyerek geçirdim. Önemli şeyler oldu. Mesela Seray Sever, şimdiye kadar hep mükemmel kadrolarla çalıştığını, bundan büyük memnuniyet duyduğunu, aptal sarışın rollerinin kendisini kesinlikle rahatsız etmediğini söyledi ve ekledi: "Ben aslında çok zeki biriyim!" Yemin ederim ki bunu dedi. Sonra da devam etti: "Yani detayları hemen görürüm." İşte zekâ budur!
Böyle bin bir türlü 'talk show', dizi, film, haber filan seyrettim ama hiçbiri aralarda gofret, su, mandalina, kola, kahve, dut kurusu, leblebi, kestaneşekeri, patlamış mısır transferi için mutfağa gidip gelmekten alıkoyamadı.
Bu tip gelgitlerin yaşanmadığı bir tek dizi tanıyorum. Her seferinde insanı koltuğuna raptiyeleyen, ancak tavşanla kaplumbağa çıktığında tuvalete koşturan, onun haricinde açlığı/susuzluğu unutturan.
'Asmalı Konak' mı dediniz? Valla olabilirdi, hakikaten iyi dizi. Ama değil.
Şahsen en soluksuz izlediğim dizi CNBC-e'deki '24'. Dikkatimi dağıtmasın diye kanepede adamın üstüne kaykılmadan, bacağını çekiştirmeden, kolundaki tüylerle oynamadan, yani en olmadık şartlarda ve de nefes almadan seyrediyorum '24'ü. Bir dizi, 'soluksuz' kelimesini bu kadar mı hak eder? Ve de bundan sonra, bizi artık hangi dizi keser?