Tesettürlü bir kadının tatil güncesi üzerine

Cumartesi sabahı gazetelere bakarken çok büyük bir şaşkınlık yaşadım. Hürriyet'in birinci sayfasında, logonun sağ üst ucunda yani en başköşede, 'Tesettürlü bir kadının plaj güncesi' başlığı.

Cumartesi sabahı gazetelere bakarken çok büyük bir şaşkınlık yaşadım. Hürriyet'in birinci sayfasında, logonun sağ üst ucunda yani en başköşede, 'Tesettürlü bir kadının plaj güncesi' başlığı.
Bir an için "Aaa, röp mü yapmışlar bizdeki yazı üzerine?" dedirten sabah mahmurluğunu hemen silecek puntodaki spottaysa şöyle deniyor: "Nihal Bengisu Karaca, tesettürlü bir kadın olarak yaz tatillerinde yaşadıklarını Radikal'in Cumartesi eki için kaleme aldı." Altında üç anekdot. Ve devam sayfaları: 18-19.
18 ve 19'uncu sayfalar tam da göbeğe denk geliyor. Gazetelerin özel anlam atfedilen, kıymetli sayfaları... Ve buradaki o derya deniz alanda, Nihal Bengisu Karaca'nın geçen hafta Radikal Cumartesi'de yayımladığımız yazısı, bu defa "Sudan aniden bir erkek çıktı" başlığıyla ve asıl inanılmazı 'Günün Dosyası' patlangacıyla sunulmuş!
İmzan olan bir yazıdan/yayından alıntı yapılması genellikle iyi gelir. İlgi gördüğüne, tartışıldığına işarettir. Egonu okşar, tozunu alır.
Ama burada başka bir şey olmuş: Yazı bizdeki kontekstten tamamen kopmuş. Haşema giymiş temsili 'yavru' fotoğraflarıyla, tercih edilen ara- başlıklarla tamamen başkalaşmış. Arada cümlelerle oynanmış, bölümler ters yüz edilmiş, dolayısıyla bütünlüğü dağılmış. İnsanın o içine işler hali gitmiş, kıvamı şaşmış.
Muhafazakâr bir kadının kaygılarını tam bilemesem de kestirebilirim; 'tatil güncesi'nin 'plaj güncesi'ne dönüşmesi bile bir doz müstehcenlik içeriyor, kaldı ki 'Sudan aniden bir erkek çıktı' başlığı; hassasiyetle yazıldığı ilk halinden apaçık belli olan bu metne, en azından benim kişisel olarak reva göreceğim bir başlık değil...
Diyeceğim, karşımızda duran, N.B.K.'ya yalvar yakar siparişlediğimiz, yanlış anlamaya, incinmeye mahal vermemek için de basarken üstüne titrediğimiz yazı olmaktan çıkmış. Yarattığı efekt tamamen değişmiş.
Yine de bu konuda bir şey yazmayacaktım. Sonuçta 'büyük gazete', popüler gazete böyle bir şey, göze sokmaca ister. N.B.K. da kendini savunamayacak biri değil, köşesi var, dilediğini söyler.
Ama dünkü Hürriyet'i açınca gördüm ki, balık çiftliği misali, suyu nahoş biçimde köpürtenler olmuş.
Hem de 'Nazlı Nihal', 'Zavallı Nihal', 'Bizim Nihal' gibi nezaketten nasibini almamış sataşmalarla. Kinayelerle. Aşağılamalarla.
Halbuki çok net hatırlıyorum:
İslami çevreden gelmiş ama arayış içinde olan eski tanışlar, bir müze/hayvanat bahçesi keşif turu gibisinden kumaş pantolonla Bodrum Fuga'ya uğrayıp içine salatalık dilimleri atılmış içme suyuna okyanus şaşkınlığı geçirdiğinde, aşağılamayı hiç düşünmemiştik.
İnsan merak ederdi, öğrenirdi, değişirdi, kendi tercihiydi.
Önemli olan samimiyetti.
Yargılamak bize düşmezdi.
Bir doğum gününde yeni yaşı şerefine 'O mojito denen şeyden' içme hayalini gerçekleştirmesi için Bebek Otel'in barına gidildiğinde de dalga geçmeyi aklımızdan geçirmedik. Çok insani bir şey bu, üstelik sempatik de, sen de denemek istersin, kimden ne eksiğin var... Hem alt tarafı kul yapımı mojito, neyi kimden esirgeyeceksin...
Ama dehşet içinde görüyorum ki Allah'ın denizini, denizi çok seven ama inancı gereği başını da örten bir kadından esirgeyebilenler var: "Denize de girmeyiver!"
Pes. Burada söz biter. İyisi mi yazarın kendi cümlesiyle bağlayalım: "Arada, nasıl derler, müthiş bir kültür farkı var..."