Tetikçi tutmak çocuk işi

Öbür türlüsünün, günler geçip de bir gıdım ilerleme kaydedilememesinin başka bir kemirgenliği vardır, çaresizliğe tuz biber...

Öbür türlüsünün, günler geçip de bir gıdım ilerleme kaydedilememesinin başka bir kemirgenliği vardır, çaresizliğe tuz biber...
Suçlunun yakalanması acıyı hafifletmese de, insanın içini biraz olsun yatıştırır. Çoğu zaman.
Ama bu defa, bu 17 yaşındaki çocuk etrafında dönen haberleri okurken insan küfürlerinin gerçek muhatabını bulmakta da zorlanıyor.
"Sorguda psikopat pozu" demiş Hürriyet, dünkü birinci sayfasında, Ogün Samast'ın fotoğrafının başlığında. "Katil, jandarma kamerasına poz verirken tek kaşını kaldırdı."
Psikopat pozundan ziyade, sanki artiz pozu o.
Bir kaşa kavis verilmiş, dudaklarda hafif bir tebessüm, aynada çalışılmış. Yılışık değil, çünkü 'erkek adam fazla gülmez'. Ama gururlu, çünkü
o ifrit olduğumuz üslupla söylenenlerin üstünden geçince: 'İşin başarıyla üstesinden geldi, en doğru hedefi saptadı, kusursuz bir cinayete imza attı, zamanlaması nasıl da mükemmeldi, eseriyle gurur duyabilir...'
Günlerdir sadece ondan bahsediliyor. Gazetelerde, onun için asıl önemli olan televizyon tabii, bütün kanallarda hep onun adı, yüzü, icraatı var.
17 yaşında, bu iğrenç işi gören bu zavallı cahil çocuk, kahraman olduğunu düşünüyor. Artiz olduğunu. Polat Alemdar olduğunu.
Adam olduğunu sanıyor, adam yerine konduğunu.
O kadar hiç kimse ki bugüne kadar. O kadar hiç ki. O kadar yok ki. Ha var, ha yok ki.
Halbuki şimdi, o en sevdiği internet siteleri de onu yazıyor: Suikasta lanetin dolaştığı ana yollarda zavallı bir maşa diye nitelendiriliyor ama açın bakın, ara sokaklarda ne biçim övgüler de var, devamının geleceğine dair tehditler de.
Pelitli Spor, reklamı yapıldığı için mutlu! Yasin Hayal, hayallerde bambaşka yerlerde. İnsan kendini bir korku filminin labirentlerinde hissediyor.
Ogün Samast'ın en ufak bir pişmanlık taşımadığı, zaten ifadesinden apaçık belli: "Trabzon'a ulaşınca, sol cebimde taşıdığım bayrağımı
açacaktım ve 'Ben öldürdüm' diye bağıracaktım. Kaçmıyordum. Pişman değilim, yine olsa yine yaparım."
O sol cebinde taşıdığı bayrağıyla olan ilişkisi, zaten vatan sevgisinin 'şekline' dair de fikir veriyor:
"Montunun sol cebindeki 50X70 cm. ebatlarındaki Türk bayrağını çıkarıp güvenlik güçlerinin kamerasına poz veren Ogün Samast, bayrağı öptükten sonra yeniden katlayıp cebine koydu."
"Gittim, direkman vurdum"la 'delikanlılığını' ispat ediyor. "Yazılarını internette okudum, kanıma dokundu"dan da tahmin ediyoruz, en genel tablodan da: Okuduğunu kim bilir neresinden anlıyor, okuduğu kim bilir kaç yazının sonunu getirebiliyor... Ulaştığı hangi bilginin doğru, hangisinin çöp olduğunu tabii ki değerlendiremiyor...
Kafası uçuşuyor. Kimse tarafından kaale alınmıyor. Öfkesini nereye püskürteceğini bilmiyor.
Eğitimi yok. Parası yok. İşi yok. Çıkış yolu yok. Olmayacağını düşünüyor.
Yıllar önce bizim eve hırsız girmişti. Bütün evi talan ettikten sonra, yanında götürdüklerinin toplamı şöyleydi:
1. Bir çift yeni siyah erkek ayakkabısı.
2. Buzluktaki bir paket tavuk kalça şiş.
3. Kahvaltıdan sonra kalanı buzdolabına kaldırılmış 8-10 tane küçük pastane pizzası.
Bu kadar.
Bir tetikçi tutmak için gerekenler de sanırım üçü geçmiyor:
1. Bir çift yeni siyah erkek ayakkabısı.
2. Bir büyük gaz balonu.
3. Adam yerine konacağına, kahraman sayılacağına, artiz olacağına dair 8-10 vaat.