The one and only gündem

Şimdi efendim, tek, biricik, yegânecik gündemimiz Derya Tuna'dan uzak bir yazı kaleme almak, bünyenin kaldırabileceği bir şey değil.

Şimdi efendim, tek, biricik, yegânecik gündemimiz Derya Tuna'dan uzak bir yazı kaleme almak, bünyenin kaldırabileceği bir şey değil. Fakat yazılmadık
da bir şey kaldı mı; şüpheliyim.
Tek bir avantajım var: Yatağımdaki düşman.
Şöyle ki; bilmiyorum biliyor musunuz; geceleri aynı nevresim takımını kullandığım erkek, Balmumcu'da köprüye bakan şık bir (ay oval ofis diyeceğim geldi, bismillah) odada ikamet eden bir adet 'düşman' grup çalışanı. Böyle boylu poslu filan bir Sabah gazetesi yazarı.
Memnunum. Yani boylu poslu olması pek hoşuma gidiyor, o ayrı. Asıl 'düşman' grupta olmasından fevkalade memnunum. Zira vakti zamanında yumurtaları aynı kefeye koyma hatasına düşmüş, 'Simit mi, lütfen böyle pahalı şeyler talep etmeyelim hayatta' noktasına varmıştık.
Şimdi herkes patronunu, dolayısıyla da cüzdanını biliyor. Asayiş berkemal. Bir de böyle her kanaldan kuşatmış oluyoruz medya dünyasını; yani bildiğiniz gibi değil; bir güçlüyüz, bir güçlüyüz!
Ben mesela, yatağımda bir düşman beslemesem, bu haftanın tek, biricik, yegânecik gündeminin gündem olmasına sebebiyet veren o geceyi,
nasıl izleyecektim bir gariban Bağcılar/Hadımköy kölesi olarak?
Bugüne kadar sakladım, artık şartlar beni zorluyor: Oradaydım!
Günay çıkışındaki kanlı görüntüleri 'Asmalı Konak' çıkışı televizyondan izledim ancak saati kuran gecede; her pazar hararetle baktığım Şamdan dergisinin doğum gününde, ben de vardım.
İşlerin bu noktaya varacağını henüz bilmiyordum. Kaldı ki Petek Dinçöz'ün bukleleri, Hande Ataizi'nin popo çatalı, benim haricimdeki her kadının 1.20'lik bacakları derken, alışık olmadığım bir sahada, şaşkındım.
Yine de dedim ki, nasıl oluyor da oluyor? Muazzez Abacı 'uvertür' çıkıyor... Assolistimiz olarak; 'Vasfı nedir? İbo'nun kadınlarından biridir; aaaa çok pardon, esas yengemizdir, ah ah daha da pardon, o bir annedir' biçimindeki Derya Tuna'yı bağrımıza basıyor, doyamıyor, bir daha basıyoruz... Çıkmayan, Allahım hiç çıkmayan o sesi ve feci imalı
'Boşuboşuna' güftesiyle bis'lere vesile oluyor, 'çekirdek kadro' tarafından yere göğe konamıyor...
Güngör Bayrak'ın gardırobuna layık bir 'Müjde, müjde sizeeee/Parizien'den Müjde size/zarif, sağlam, esnek çorap'tan imal edilmiş ayyyyy ama inanmıyorum ne kadar orijinal, göğüs uçlarını kamufle eden
siyah yapraklar var modeli kostümüyle memleketin bir başka vurdulu kırdılı ağır ablası Canan Yaka'yla ittifak vaziyetleri yaşanıyor... Birilerinin de düğmesine basılıyor.
Şimdi mümkün müdür; o birilerinin, o âlemlerde, bu âlemlere kayıtsız kalması?
Cevap veriyorum: Hayır, değildir.
Ve bir özlü sözle devam ediyorum: Hamama giren terler.
Ben yine de ilk dakikalarda küçük beynimle dedim ki; şimdi millet bu işi enişteden bilecek; pekâlâ enişte düşmanlarının da parmağı olabilir.
Fakat 'Sen bilmiyorsun bebeğim bu raconları' diye üstüme yürüyen güzel gözlü, kıvrık kirpikli arkadaşlar oldu.
Peki Derya Tuna da bilmiyor olabilir mi bu raconları? Hep birlikte cevap veriyoruz: Hayır, olamaz.
O zaman bu nasıl bir kaşınmadır? Sınırları ne biçim bir push, push, push etmedir?
Yani kimi kandırıyorsunuz; mesele 'Lütfen bana dokunmayın; izin verin şurada ekmek paramı kazanayım'dan mı ibarettir?
Baştan beri bütün söylemini 'Iğğğğ, dansöz işte, nolucak' üzerine kurup, sonra sahneye böyle 'tayyör' ile çıkmak, bir tatlı tesadüf müdür?
Bu, artık Asena'yı alt edemeyeceğini hisseden bir yaralı Deryanım'ın kendini nasıl, nasıl, ama hakikaten nasıl paralamasıdır?
Bu saldırıya tabii ki sevinmedim. Yani Feryal Tatlı kadar perişan olduğumu iddia edemem. Ama valla billa sevinmedim.
Sadece 'Hamama giren terler' nakaratını tekrar etmekten kendimi alamıyorum. Kaldı ki, ben Derya Tuna'nın bu 'deldi geçti' dediği kurşundan mutlu bile olduğunu düşünüyorum. Neticede 'erkeği' onu önemsediğini gösterdi.
En güzel solist
Assolist değil. Transparan giymiyor. Günay'da çıkmayacak. Ama benim son zamanlarda gördüğüm en iyi ve de güzel solist o. Adı Melis. Radikal camiası bir yerlerden tanıyor olabilir. Salıları Beyoğlu'ndaki Mojo'da söylüyor. Böyle genizden, çok iyi söylüyor.
Bir de çok güzel gülüyor.
Ece anıları
Bu hafta, bir gece arayla iki kere Kuruçeşme'deki Ece'ye gitmek kısmet oldu. Birincisi Radikal'in 7. yıl yemeğiydi. Ertesi sabah gazetede Mehmet Y. Yılmaz ve İsmet Berkan'ın kestiği doğum günü pastasını görünce, 'Bak bizden sonra pasta kesmişler' diye evde kavga çıkardım. E. A. benim önüme gelen pasta dilimini afiyetle yediğimi, sonra dönerken de taksi şoförünü öptüğümü söyledi. Bilmiyorum, flu hatıralarla doluyum.
İkinci geceye vesile olan hatıralarsa gayet net ve eğlenceli. Selim
İleri'nin yeni kitabı 'Anılar; ıssız ve yağmurlu' için düzenlenen partide, nasıl desem, herkesler vardı. Fakat bu sefer gerçekten erken kalkmış olmalıyız ki, Orhan Pamuk ile Türkan Şoray'ın dansını kaçırmışız.
Selim İleri'nin özellikle içinden yemek geçen kitaplarına ölür biterim. Handan Şenköken'in söyleşisiyle şekillenen kitabı da şöyle bir karıştırdım; nefis hikâyeler var içinde. İlgileniniz.