Tokat ve terk etme

'Foolish Casa-nova' hakkında daha önce </br>içimi dökmüş, ferahlamıştım. Fakat kısa sürede yeni gelişmeler oldu.

'Foolish Casa-nova' hakkında daha önce
içimi dökmüş, ferahlamıştım. Fakat kısa sürede yeni gelişmeler oldu. Güfte gurusu Can Tanrıyar'ın sevgilisi Petek Dinçöz için döktürdüğü diğer şarkılarla bezeli yeni albümün müjdesi geldi. Sözler tabii yine benzersiz. En ufak bir hayal kırıklığına yer yok. Petek Dinçöz ve meşhur kıskançlığının birlikte delirdikleri 'Sarı- mavi'yi anmak isterim: 'Saçım sarı gözüm mavi/Güzelliğim Avrupai/Sen görmezden gelirsen/Neye yarar sarı mavi' şeklinde Ece Ayhan'ı mezarından geri çıkartacak derecede şiirsel sözler.
Fakat beni asıl vuran başka bir şey oldu. Albümün en vaatkâr şarkılarından biri
'Allahın belası' adını taşıyor. Yine tabii üşenmemiş, güftelemiş Tanrıyar: Sımsıcaktır kalbim/Seni arar gözlerim/Yeter artık nerdesin/Seni Allahın belası' biçiminde. Bu 'Allahın belası' şık, zarif, incelikli bir hitap biçimi oluyor zannediyorum, bir röportajda sevgilisi hakkında 'denyodur' diyen birinin sisteminde.
Neyse, bu hiper şairane ruha nasıl sahip olduğunu, nasıl beslendiğini, esin kaynaklarını falan merak ediyorsanız, şöyle oluyormuş: Mesela bu 'Allahın belası' şarkısının yaratım sürecinde Can Tanrıyar'ı terk etmiş Petek Dinçöz.
"Adama, bir gün ayrılırsak neler hissedeceğini merak ediyorum. O yüzden seni iki günlüğüne terk ediyorum dedim ve evden çıktım" diyor.
Böyle bir planlı programlı hislendirme durumu. Şimdi ben gideyim. Sonra sen beni çok özle. Kahrol. Ben gelicem 2 gün sonra ama sen gelmiycekmişim gibi üzül. Mahvol. Böyle iç iç içlen. Allahın belası diye duvarları yumrukla, kendini parala. Çok fena ol, tamam mı? Hadi mucuk.
Ben böyle kendi kendime petekcilik oynayıp eğlenirken "Aaa, Petek Dinçöz'le Yılmaz Güney meğer aynıymış" dedi bir arkadaşım. Mükemmel başlık!
Doğru, ikisi de çok yetenekli, ikisi de mesaj insanı/duygu insanı! Ama yine de nasıl olur? Yılmaz Güney çirkin. Petek Dinçöz'de ise fiziksel ölçüler itibarıyla güneş balçıkla sıvanmaz durumu var.
Yılmaz Güney'in tokat hikâyelerini bilirsiniz. İlham veren tokat. Daha güzel ağlatan tokat. Yani gibi yapmıyoruz. Tokadı yiyince canımız acıyor. Doya doya hıçkırıyoruz.
Petek Dinçöz de üç aşağı beş yukarı aynı ekol işte değerli arkadaşlar. Gibi yapmıyor. Yan odaya geçip sevgilisinin bir ayrılık şarkısı yapmasını beklemiyor. Her iş usulüne uygun olsun istiyor. Ki duygu yoğunluğu maksimize edilebilsin. Bu durumda ayrılık şarkısı yapılacaksa, ayrılık kaçınılmaz oluyor! Eh, iki gün, miki gün. Siz de amma talepkârsınız.
Shake your body!
"Herbie Hancock konserinden çıkıp arabaya bindiğimde radyoda zap yaparken şiddetli bir dumura uğradım ve Petek Dinçöz'le ilgili yazınızı hatırladım" diyor B.Y. mail'inde.
"Radyoda şarkı söyleyen hanım -kim olduğunu hakikaten bilmiyorum- şöyle bir teksti seslendiriyor idi:
Hey! güzeller güzeli/come on shake your body/
hey you sexy bunny (baaani olarak okunuyor)/
essah mı yani?
Lütfen, ne olursunuz, okumuş etmiş kadınsınız, çevreniz geniş, malumatlarınız bol, âlemleri bilirsiniz, bu bir nedir beni aydınlatıverin."
Sevgili B.Y.,
Bir kere estağfurullah. Nerde öyle âlemleri bilmek. Ama eşi dostu devreye soktuk tabii hemen. Çünkü 'Bu bir nedir' lafınıza bittim.
Efendim bu bir Bendeniz parçasıymış! Yani 'Bakın ne de güzel İngilizce attırıyoruz' kategorisinde Petek Dinçöz ile birlikte, Bendeniz de bir adet trendsetter imiş!
Bir yudum bira
Hemen kendi anılarıma geçeyim: Efendim biz de Cake konserindeydik pazar gecesi. Tuborg Modern Rock Festivali'nin assolisti Cake, gece 23.00 sularında çıktı Maslak VenueScene'in sahnesine.
Fakat Si*se konserindeki kadar olmasa da bir ruh sorunu oldu yine. Daha üçüncü parçada çıkanlar çıkanlar vardı. Taze yirmilerinde bir çocuk, kolundan çekiştiren kızlarla hemen dibimizden ayrılırken "Yahu anlamadım" diyordu, "Güzel de çalıyorlar, niye olmadı?"
CD'den, çok daha fazla keyif alarak dinlediğim olmuştur Cake'i. Taa evvelki sene, bir cuma gecesi, dergiyi bitirirken 45 kere üst üste 'You Turn the Screws'u aşındırdığımızı bilirim. Tamam, 'çişli' parçalarından biri olabilir ama ne yapalım ki ben severim.
Gelmiş geçmiş en yakışıklı iki görsel, Serhat ve Ömer beyefendilerin etkisi mi diyorsunuz? Olabilir. Alaattin'den alınmış, plastik bardağa boşaltılmış Yakut'un etkisi mi diyorsunuz? O da olabilir. Ki büyük ihtimalle odur.
Burada tabii şarap yerine bira içildi, o da bizi kesmedi. Mi?
Gülerim size. Ve de organizasyona. Tuborg, bir ne firması arkadaşlar? Bildiniz. Peki Tuborg'un düzenlediği bir adet Modern Rock Festivali'nde, yine Tuborg'un ürettiği o sıvılardan bulunmamasının nasıl bir açıklaması olabilir? Neredeyse Venue'den çıkıp Maslak'taki Çarşı Mağazası'na kadar uzanacak bir kasa kuyruğu. Diyelim girildi.
O kadar meşakkat çekildi. Karşılığında ne ister insan? Moet&Chandon mu? Hayır. Yani, evet tabii ister de, istemedik. Sadece bira istiyorduk. Ama bir bira firmasının sponsor olduğu festivalde, her yerdeki dev bira şişeleri/göz alıcı ışıklı bira bilmem nelerine karşılık, içilebilecek soğuk bira yoktu.
İnsanların para kazanabilecekken
'Aaa, hayır ne gerek var' demelerini hayretle karşılıyorum. Biz mesela, nasıl söyleyeyim, BİRAZ içeriz. Ama kısmet değilmiş. Bak büyük Türk şairi Can Tanrıyar'ın Petek'e söylettiği 'Kısmetsizim' dizelerini hatırladım bu sefer de.
B.Y.'nin mail'indekine benzer bir şey yaşadık sonra. Eh, susuzluk diz boyu. Evin çok yakınında da Kalamış Divan var; yaz boyu
ikiye kadar açık. Girmeden, marinanın en ucundaki Murphy's Dance Bar'a doğru yürüdük.
Ah, romantik mi buldunuz? Hayır, sadece komikti. Zira bu şiirli şarkı sözü duayenlerinden Yonca Evcimik, 'Seni gidi seksi şey' diyordu. Cake'in üstüne çekilmezdi. Bu da ne demekse. Altına da çekilmezdi.