Türkbükü'ne halk hücum edecek, vatandaş nereden denize girecek?

O kadar kötü oldum ki. Ben mesela bunu, ölsem yazamam. Yazmam. Her kim ki bana bu bilgiyi verir, 'Yaz' der, 'Al sana çifte kavrulmuşundan, duble kaymaklısından' der, edebimle iade ederim.

O kadar kötü oldum ki. Ben mesela bunu, ölsem yazamam. Yazmam. Her kim ki bana bu bilgiyi verir, 'Yaz' der, 'Al sana çifte kavrulmuşundan, duble kaymaklısından' der, edebimle iade ederim.
Ama herkesin edep anlayışı başka. En pespayesinden 'Madem öyle gel böyle'cilik yapmak, sözde Şerif Mardin namına cevap vermek (Bu misyon da kimlere kaldı, ama sonradanlıkta da bir istikrar olmalı di mi ya?), AKP'ye saldırma derdine iki bilim insanına belden aşağı vurmak, bazılarına normal geliyor.
Ama haddimizi bilelim. Bir kere NBK meselesinde, Allah'ın denizini kuldan esirgemesine dayanamayıp topa girdik diye, çeyrek yudum hukukumuza istinaden ad anmamamıza rağmen, iki gün sonra ne yol yordam öğrettiğimize ilişkin iddiamız kaldı, ne Göztepe kontesliğimiz... En bold'undan...
Tabii ki böyle bir iddiamız olmadı, olamaz, ne haddimize, ayrıca olsa bile söylenmez.
Zira 'öğrenci'nin bu seviyede kalmasından ancak hicap duyulur. Bu not, döner dolaşır, hocaya yazılır.
Şehir bilgisi de bizim ulaştırmadaki arkadaşları hatırlatıyor: Ha Selamiçeşme ha Göztepe, ha Ümraniye ha Beylerbeyi, 'karşı' dediğin bir bütün olmalı!
Ama olsun, biri içinden de 'Ah' dese, dolar diline. O yüzden tatil günü tatil yazalım bari. Sabuna dokunmayalım, Lush gibi değil o mahalleninkiler (Lush: Köpürmeyen çevreci sabun markası).
Yaz, Çeşme'deki Kum beach'in Abramoviç'e gittiği haberleriyle bitmişti, pastırma yazı da Bodrum Türkbükü'ndeki iskelelerin yıkılacağı, sahilin halka açılacağı havadisiyle çıkageldi.
Bazı başlıklar kıskanılır, bizim gazetenin 'Buralar yıkılıyooo'su da onlardandı. İçerideki 'Sosyetenin kara günü' ve 'Sosyetik güzel Eda Taşpınar iskelesiz mi kalacak?' diye soran resim altı da o malum 'Halk plajlara hücum etti, vatandaş denize giremedi'sini getiriyordu akla.
Maça Kızı'nı katmazsak, Türkbükü diye anılan iskeleli piyasa güzergâhı, 'sosyete'nin ilgi alanından çıkalı aslında çok oldu.
Civar evvelki yaz, kitsch kraliçesi Süreyya (ex Dürüst) Yalçın'la ve şişesi üç trilyona filan açtırılan votkalarla anılmıştı. Bu yaz da, Eda Taşpınar'la çınlatıldı bir miktar, ama Taşpınar tek bir iskelenin neredeyse tek bir şezlonguyla bütünleşti, sokağa nadiren çıktı. Kahvaltıda sekiz-on dilim ekmek yediğini söylüyor Elle'e verdiği röpte, ama öğle vakti çiğbörek/lokma yiyecek kadar kendini kaybettiğini zannetmem. Plaj kıyafetlerini sezon içinde oracıktaki A46, hele ki good old İpekçe'den alacak kadar geciktiğini de...
Türkbükü bu yaz en çok Çakıcı JR'ın, Maki'nin iskelesini dağıtmasıyla gündeme geldi; 'sosyete'den de, bizim gibi kendi halinde tatilciden de mil mil uzağa düştüğünün resmiyle yani.
Su da Kurbağalıdere kıvamını bulmuştur diyordum. Çünkü son seferde (2004 yazı), denizde hayra alamet olmayan köpükler yüzüyor, sintine bastı/basacak dedirten gemilerden su görünmüyordu.
Birkaç hafta önce bir akşam uğradık. Kazlar da olmasa, oranın ora olduğunu mümkün değil anlamazdım. 20 sene öncesinin kimsesiz, ıssız köyünden geçtim, birkaç sene nelere muktedir...
Kısa yürüyüş şeridi, Bodrum'un artık kepazeleşen çarşısına benzemiş; Bankamatik'inden kokoreççisine, fazla curcunalı bir alışveriş mahallesine dönmüş.
Bütün o Miu Miu sesli, benzer heceli beach'ler, tıpkısının aynısı görünüyor.
Bir dönemin iyi lokantalarından Mey bile vasatın altına inmiş.
Ama deniz, her şeye rağmen köpüksüz, gemisiz, tamam girmeyiz, ama hiç de öyle Kurbağalıdere'yle anılır gibi değil, hayret berraklıktaydı. Ve Türkbükü, biraz da eylüle mahsus o tenhalık, terkedilmişlik sayesinde, bütün saçmalığına rağmen, hâlâ güzeldi.
Bu halka açılma projesi, üç yıldır hazırlanan Kentsel Tasarım Projesi yani, 2 milyon dolara mal olacak, bu ay sonu itibarıyla hayata geçirilecek, 2008 yazına yetişecekmiş.
Bakalım...