Tuzlu hafta sonu

Merkezin gündemiyle taşranınki ne kadar başka. Gerçi 'Merkez'in gündemi de bambaşka (Sabah gazetesi öyle geçiyor ya formal lisanda)! Daha umumi merkez İstanbul ise en az...

Merkezin gündemiyle taşranınki ne kadar başka. Gerçi 'Merkez'in gündemi de bambaşka (Sabah gazetesi öyle geçiyor ya formal lisanda)! Daha umumi merkez İstanbul ise en az Cumhurbaşkanlığı kadar, Hüsnü Şenlendirici-Deniz Seki ve Tamer Karadağlı-Deniz Uğur münasebetiyle meşguldü vedalaştığımız saatlerde. Görüşmeyeli bir canlı çıldırma yaşanmış, videosundan takip imkânı bulduk, 'Şarkı Söylemek Lazım'da 'Türk popunun kurucusu' Erol Büyükburç, bir saksı olmadığını, ortalığı döküp saçma pahasına kanıtlamış.
İki gün ortamlardan uzaklaşınca halbuki, ne biçim değişiyor önceliklerin. Sevindiklerin, şaşırdıkların. Bu çerezlerin ne kadar kandırıkçı olduğunun idrakı, döner dönmez yine çabucak, kolaycacık baştan çıkaracaklarının da tecrübesi eşliğinde tabii.
Kutadgu Bilig bilir gibi "Negü tir eşitgil közi tok kişi/Tuz ekmek idisi akı er başı" (Gözü tok, başkaları üzerinde tuz ekmek hakkı olan cömertlerin namlısı ne der dinle) diye mi yanaşmalı mevzuya, Yahya Kemal'den alıntıyla "Kanmaz en uzun bûseye, öptükçe susuzdur/Zira susatan zevk o dudaklardaki tuzdur/İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan/Bir sır gibidir az çok ilâh olduğumuzdan" diye mi?..
'Tuz' kelimesine ilk olarak Uygur metinlerinde rastlanıyor, 'fayda, güzellik, şirinlik' gibi mecazi anlamları da olduğu anlaşılıyor. Sonra da bir sürü eski Anadolu Türkçesi metninde 'tat, şirinlik, güzellik, çekicilik' manasına çekildiği, hatta bazen doğrudan sevgiliyi işaret ettiği görülüyor.
Editörlüğünü Emine Gürsoy Naskali ile Mesut Şen'in yaptığı 'Tuz Kitabı'nda her türlü malumat bir araya toplanmış.
Doğum sonrası kokmasın diye bebeği tuzlama geleneği, Osmanlı'da tuz gelirlerinin Düyûn-ı Umûmiye'ye devredilmesinden sonra tuz kaçakçılığı gibi iyice uzmanlık bölümleri ve ötesi. Faideli bir eser, hele
tuzla içli dışlı olmanın üstüne bire bir.
Evet, tuzlu bir hafta sonu geçirdik. Hem mecazi anlamda güzel, faydalı, çekici... Hem de daha doğrudan, dolandırmadan: Ciddi ciddi tuz mağarasının içindeydik. Hüsamettin Koçan'ın 'Tuz Tadı' ismini verdiği sergisinin açılışı için, Hititler'den beri kaya tuzu çıkarılan Çankırı Tuz Mağarası'nda...
Koçan'ın merkezin dışına açılma prensibini bu defa Çankırı'da hayata geçirmesine vesile olan kişi, Çankırı Valisi Ali Haydar Öner. Müthiş bir vali. Hiç öyle ezberlerdeki asık yüzlü protokol adamlarından değil. Belli ki çok zeki, çok esprili, bulunduğu ili ileri taşımak için çeşitli fikirler, projeler üreten, şehrin öne çıkacak değerleri nedir diye kafa yoran biri.
Olaylar Vali Ali Haydar Öner'in, Hüsamettin Koçan'ı Çankırı Tuz Mağarası'na davet etmesiyle başlıyor. Mekândan çok etkilenen Koçan, burayla insan arasında bir ilişki kurmak üzere harekete geçiyor. Didişmeci değil uzlaşmacı bir ilişki bu, hatta mağaraya bir nevi saygı duruşu bile denebilir.
Sonuç, hayatımda gördüğüm en müthiş, en acayip sanat etkinliği. Böyle coşkulu kalabalık, böyle muazzam insan çeşitliliği, hiçbir sergiye kolay nasip olmaz.
Çankırı halkı öyle samimi bir ilişki kurdu ki bu sergiyle, resimlerin önünde/heykellere sarılarak verilen pozlarla, elle gerçekleştirilen her türlü yoklama ve kurcalamayla, İstanbullu çok bilmiş sanat camiasından
kat kat fazla yakınlaştı her eserle.
Koçan'ın 12 devasa resminde, aşina olduğumuz Anadolu kültüründen simgelerle yeni teknikler buluşmuş. Bol silikon kullanımı, bakırın tuzla itiş kakışı çok ilginçti mesela. Kazma/kürek heykelleri tek kelimeyle enfesti. Bir de tuzdan yapılan bombeli ekran üzerindeki video yerleştirme çok hoştu. Fona da hiçbir sergi mekânının yarışamayacağı büyülü bir atmosfer koyun.
Biz 'Tuz Tadı'na Çankırı'da baktık ama serginin ikinci ayağı da bu akşam İstanbul'daki Garage of Art'ta açılıyor. Hayatına lezzet katmak
isteyenler adresi bulur.