Ülkenin ve evin paketleri

Tarihi günler. İki paket de üst üste geldi. Meclis'ten geçen AB'ye uyum paketi ve bizim </br>evden geçen hayata uyum paketi.

Tarihi günler.
İki paket de üst üste geldi. Meclis'ten geçen AB'ye uyum paketi ve bizim evden geçen hayata uyum paketi. Bir saadet denizinde boğulmaktan korkuyorum.
Özellikle son dönem azmiyle, artık neredeyse babam ve kocam gibi hayatımın en nadide erkekleriyle aynı kefeye koyacağım Mesut Yılmaz mı daha çok yoruldu/esnedi/oturduğu yerde uyukladı son iki günde, yoksa E. A.'mı bilmiyorum. Ama değdi.
Makro paketle ilgili detaylara zaten hâkimsinizdir. Nihayet idamın kalktığı, anadilde yayın ve öğrenim haklarının tanındığı, 'çağdaş' diyorlar, ben 'normal' diyeyim, bir ülke olduk. Nihayet.
Mikro paketten bahsedecek olursak da, 4 yeni kütüphane takviyesiyle, aranan kitap/ dergi/kupürlerin bulunabileceği, 'çağdaş' diyemeyeceğim, ama neredeyse 'normal' bir ev olduk. Nihayet.
Hakikaten bir rüyadan uyanmaktan korkuyorum. Çalışma odasına girilebiliyor. Çöp oda olarak gözden çıkardığımız alanın bir oda olduğunu tekrar idrak etmiş bulunuyoruz. Hiçbir yere sığmayan CD'ler Nine West ve Shoe&Me kutularından gün ışığına çıktı. Veeeee yeni takılan klima sayesinde 'Ama kendine gel; saçının teli kolumun tüyüne değdi' merkezli kavgalar bitti, evliliğim kurtuldu.
AB'ye uyum paketini çıkaran Meclis kahramanlarına da, hayata uyum paketini çıkaran kahramanım E. A.'ya da minnettarım. Ne diyeyim; Allah tuttuğunuzu altın etsin.
40 yıl geçmiş aradan
Bir internet sitesinde hakkımda 'koca popolu ve zorlama sarışın' yazıyor. Şimdi birincisine laf edemem; ölçüler belli. Ama ikincisine bir Marilyn Monroe vecizesiyle cevap vermek isterim: Dünyada yalnızca bir çeşit doğal sarışın var; albinolar!
Bugün Marilyn'in 40. ölüm yıldönümü. 'Hâlâ en güzel sarı' diye başlık atmış Milliyet Pazar; yüzde yüz katılıyorum.
İnsana hakikaten dokunan bazı hayat hikâyeleri vardır; Marilyn Monroe'nunki de
beni her seferinde sarsar. Televizyonda belgeselini seyredip ağlamışlığım, kitabını okuyup sızlamışlığım vardır.
Daha 2 haftalıkken yalnız kalan bir bebek. Sevgi arsızı bir bebek kadın. Hep hüsranla biten aşklar. Bol zıplamalı/düşüşlü bir kariyer. Ve aceleci bir son. Burnunuzu sızlatacak bir şeye ihtiyacınız olursa, günün anlamına uygun olarak vakti zamanında İletişim'in 'Aşklar ve Çiftler' serisinden çıkmış olan Marilyn Monroe/Arthur Miller kitabına bir bakın isterseniz.
Tek 'z' niye kesmiyor?
'F ransızlara haddini bildiren Türk kızı Suna' vakasını hatırlar mısınız? Suna, Harvard'da okuyordu. Ama çok satan gazetelerimiz, Harvard'ı ilk sayfalarında
ısrarla Harward diye yazıyordu. Koskoca Harvard'a tek v vermek ayıptı. Onu ancak duble v keserdi.
Benzer bir durum, aylardır Buz bar için de yaşanıyor. Magazincilerimiz, inanılmaz bir dirençle Buz'un sonundaki tek z'yi çift görüyorlar. Lal Feray gibi hoş, havalı, cool vs bir kadına, buz gibi sıradan, neticede donmuş su biçimindeki 'banal' bir şeyi layık görmüyorlar herhalde. Ve İngilizcede vızıltı, uğultu anlamına gelen 'buzz' kelimesini tercih ediyorlar!
Buz bar arkadaşlar, buzz değil. Daha önce de yazmıştık, ama pazar gazetelerinden birinde dev bir başlıkta yine çiftleşme halinde z'ler gördük; tekrar edelim. Diğer ortaklık da Anjelique-Buz oluyor dolayısıyla; yani Anjelique uğultusu değil. Nişantaşı kadını mühim bir model.